UYARLAMA DİZİLERİN, UYARLANAMAYAN KARAKTERLERİ

Follow me

Tüsiad’ın 2018 yılında, 6 kanalda en çok izlenen 12 diziyi ve 161 karakteri ele aldığı, Türkiye’de “Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” başlıklı raporunda şu cümle yer aldı: “Kapsanan dizilerin hiçbirinde kendisi veya başka birisi tarafından açıkça veya dolaylı yoldan LGBTİ birey olarak tanımlanan bir karakter olmadığı için bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerini heteroseksüel kadın ve erkek algısı dahilinde incelemiştir.” Aynı günlerde 2018 yılı için Amerika’da, GLAAD tarafından hazırlanan “Where we are on TV report” televizyon dizilerinde LGBTQ yansımasının %8.8 oranında olduğunu duyurdu. Diğer ülke televizyonlarında boy gösterirken, Türkiye televizyonlarında görünmez olan LGBTİ karakterlere kısaca değinerek tabloyu netleştirebiliriz. Her yıl, yabancı dizilerde var olan gey, lezbiyen, biseksüel, trans birey karakterler, Türkiye uyarlamalarında adeta buharlaşıyor. Heteroseksist yayıncılık anlayışı ile sansürlenen, yoksayılan karakterlerin sayısı hiç de az değil.

Türkiye’nin en çok izlenen gençlik dizilerinden Kavak Yelleri de Dawson’s Creek adlı dizinin yerli versiyonuydu. Orijinalinde gey olan Jack McPhee, Kavak Yelleri’nde heteroseksüel bir erkekti. Gossip Girl uyarlaması Küçük Sırlar’da da benzer değişiklikler yer almıştı. Gossip Girl’de Serena’nın kardeşi Eric van der Woodsen geyken, Küçük Sırlar’da Su’nun ağabeyi Aslan Cem uyuşturucu bağımlısı bir heteroseksüel olmuştu. Pretty Little Liars da Tatlı Küçük Yalancılar adıyla Türkiye televizyonlarında yerini adı. Dizinin orijinalinde ana karakterlerden Emily eşcinseldi, hatta hikayenin ana çatışmasını oluşturan kayıp Alison ile yakınlaştığı sahneler açıkça ekrana geliyordu. Yerli uyarlamada ise Emily heteroseksüel Ebru olarak ekrandaydı. Kayıp Açelya ile değil onun kardeşi Cesur ile flört ettiği görülüyordu.

Takvimler 2010 yılını gösterdiğinde, ekrana gelen Mükemmel Çift adlı dizi de uyarlama konusunda trajik bir örnek oluşturuyordu. Los Exitosos Pells adlı Arjantin dizisinden yerelleştirilen Mükemmel Çift’in yazım aşamasında alternatifli senaryo oluşturulduğu bizzat yapımcısı tarafından açıklanmıştı. Başrol oyuncusunun gey bir karakter oynamak istememe ihtimaline karşı, karakterin “çirkin ve şişman bir kadınla” ilişki yaşaması üzerine ikinci senaryo yedeklenmişti. Oyuncu rolü oynamaktan imtina etmeyeceğini söylediğinde ise, oyuncu Tardu Flordun’un Hürriyet Gazetesi’ndeki demecine göre öpüşme sahnesi alternatifli olarak çekilmişti. Alternatif sahnede karakterler yalnızca sarılıyordu. Dizi bu şekilde ekrana geldi ve repliklerde geçen “gey” kelimesi biplenerek yayınlandı. Dizinin değiştirilen “öpüşme sahnesi” üzerine bir diğer gey karaktere hayat veren oyuncu Tuğrul Tülek yaptığı açıklama ile olayın vehametinin ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyordu. Tülek, rolü nedeniyle işine son verildiğini iddiasını kişisel Twitter hesabından şu cümlelerle duyurmuştu: “Mükemmel Çift” dizisinde gay bir karakteri oynadığım için 1,5 yıldır TRT Çocukda sunduğum programdan çıkarıldım. Hem de yayına son 5 dk. kala çıkan jet bir kararla!!! Yorum yok.” Bir tuhaf uyarlama trajedisinin sonu dizinin erken finali olmuştu.

Amerikan Desperate Housewives dizisinden uyarlanan, Umutsuz Ev Kadınları dizisi, dizinin orijinalinde gey olan Andrew karakterini Kerem adıyla ekrana getirmişti. Ailesi ile cinsel yönelimi üzerinden çatışma yaşayan Andrew’un yerine, okumak istemeyip çalışmaya gönül vererek suni sancılar yaşayan Kerem ekrana gelmişti. Yayınlandığı dönem “uyarlanamayan” karakter, eleştirmenlerin köşe yazılarına konu olurken, dizi mezarlığında da utanç vesileleri arasında da yerini almış oldu.

Geçtiğimiz yıllarda yine bir Amerikan dizisi olan Revenge’ten uyarlanan İntikam da benzer bir sansürle gündeme gelmişti. Revenge’te biseksüel olan ve cinsel yönelimi hikayenin akışını direkt etkileyen Nolan, İntikam’da Hakan adıyla “yerelleştirilmişti”. Dizinin yayınlandığı dönem Hürriyet Gazetesi’ne röportaj veren oyuncu Engin Hepileri, karakterle ilgili söylediği cümlelerde, bugün hala ibretlik olarak hatırlanacak şu satırlara imza atıyordu. “Çekimlere başlamadan önce birkaç kere prova yaptık. (…) (Yönetmen Mesude Erarslan’ın) Bir iki tane çok kilit cümlesi oldu. “Bence Hakan’ın kadınsal korkuları var” dedi. Bir oyuncu için iyi bir açılımdı. “Aslında çok sert gözüken ama çok duygusal bir insan” dedi. (…) Hakan giyimine kuşamına çok düşkün bir karakter. (…) Saçlarım da artık biraz daha farklı görünüyor.” Keywordler; kadınsal korkular, duygusal insan, giyimine düşkün ve saçları farklı. Boşlukları doldurunca ortaya çıkan, elbette yalnızca bir karikatür.

Halen ekranda olan, bir diğer uyarlama dizi ise Bizim Hikaye… Orijinal adıyla Shameless, ülkemize uyarlanırken epeyce değiştirildi. Değişikliklerden biri de eşcinsel olan Ian karakterinin Hikmet adı ile heteroseksüel hale getirilmesiydi. Homoseksüellik hikayeden silinerek, yerine evli ve kendisinden yaşça büyük bir kadına aşık olan Hikmet’in dramı konuldu. Gelen yorumlar üzerine, dizinin yönetmeni Serdar Gözelekli, Episode dergisine yaptığı açıklamalarda şu cümlelerle yer vermişti: “Ortada çok sağlam bir senaryo matematiği var, çok sağlam bir dramatik altyapı var, çok sağlam karakterler var. Mesela gey de gay diyip duruyorlar… Şöyle bir sahne anlatıyım size; gay olan yanında gay sevgilisi uyurken telefonla arayan diğer erkek arkadaşına fısıldayarak “seni özledim” diyor mesela. Yanında yatan insanı aldatıyor. Bunun erkek ya da kadın olması neyi değiştiriyor ki? Yanında yatan erkek diye izlemiyorum ki ben o sahneyi. Yanında yatan sevgiliyi aldatıyor diye izliyorum…” Halihazırda bu cümleler şu soruyu da doğuruyordu, madem öyle karakter gey kalsaydı, dizinin lokomotifi dramatik altyapı ise karakterin cinsel yönelimini değiştirmeye neden gerek duyuldu?

Uyarlama dizilerin LGBTİ karakterine en son örneklerden biri de Avlu dizisinin Bade’siydi. Wentwort isimli Avustralya dizisinden uyarlanan Avlu’da trans kadın Maxime karakteri, Bade adıyla yer alacaktı. Sevda Dalgıç’ın haftalarca spor yaparak hazırlandığını belirttiği karakterin diziye girmesi ile çıkması bir oldu. Birkaç bölüm ekrana geldikten sonra, oyuncunun rahatsızlığı nedeniyle ekrana ara veren karakter, sonrasında senaryodan çıkarıldı. Yapımcı, hikaye gereği karakterin üç bölüm daha bekletileceğini ancak oyuncunun beklemek istemediği için diziden ayrıldığını söylerken, oyuncu Dalgıç, hastalığı nedeniyle dizi kadrosundan çıkarıldığını iddia etti. Neticede ekrandaki LGBTİ karakterlerden biri daha bu şekilde tarih oldu.

Neden ekranlarda LGBTİ karakterler yer almıyor sorusuna verilen en yaygın yanıt: “İzleyici hazır değil.” Muhafazakar iktidar ve muhafazakarlaşan politikalara uyum sağlayarak her geçen yıl daha da heteroseksist ve çoğu zaman homofobik olan televizyonlar, sektör profesyonellerinin önyargıları ile tek tip karakterlere mahkum ediliyor. Heteroseksüel olan karakterler bile ekranda öpüşemiyor, evlenmeden sevişme iması bile neredeyse hiç yapılamıyor. Her biri sünni müslüman, apolitik, heteroseksüel ve Türk olan karakterlerle dizilerde, suni çatışmalar yaratılarak hikaye açıyor. Hangi araştırmaya dayandığı belli olmayan, “Türk halkı buna hazır değil”, “Bu reyting almaz” klişesi yürütülerek, toplumda olduğu gibi ekranda da “diğer” kimlikler görmezden geliniyor. Halbuki Bir İstanbul Masalı, Kayıp Şehir, 20 dakika gibi dizilerde gerçekçi LGBTİ karakterler yer aldı. Her üç dizi de geçtiğimiz yıllarda izleyici çekti.

Peki bugün ne değişti? Bugün reyting sistemi, reyting ölçümlerinde belirleyici olan SES gruplarının üyeleri, örneklem seçimindeki kriterler, grupların yüzdeleri değişti. Sosyal politikalar değişti. Örneklem oluşturmada ana kriterlerden biri olan sermaye yıllar içinde el değiştirdi. RTÜK yasakları ile ekranda “ahlaksızlık” gibi göreceli kavramlar ceza sebebi olarak öne çıktı. Aslında “İzleyici hazır değil, bu reyting almaz” diyerek klişeleri yeniden üretmek yerine, 10 yıl önce çoğulculuğa “hazır” olan televizyon dünyasında bugün nelerin, nasıl ve neden değiştirildiğini tartışmalıyız. Uyarlama dizilerin bazı karakterlerinin neden uyarlanamadığını ancak böyle anlayabiliriz.

Gizem Merve Kaboğlu

Kaynaklar:

Tüsiad Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırması, sf:20 (https://tusiad.org/tr/component/k2/item/download/8901_3e4a0118437abd98da80800e9e316bfc )

https://www.glaad.org/tags/where-we-are-tv

Milliyet Gazetesi, Cadde Eki, 06.04.2010 yayın tarihli “Gey sitelerindeki yorum yüzünden öpüşme kalktı” başlıklı haber.

Hürriyet Gazetesi, Kelebek Eki, Pınar Yılmazerler imzalı 22.10.2010 yayın tarihli “İşte mükemmel çift” başlıklı röportaj.

Milliyet Gazetesi, İbrahim Şahin imzalı 05.10.2010 yayın tarihli “Gey Rolünü Aldı Trt’den Atıldı” başlıklı haber.

Hürriyet Gazetesi, Kelebek Eki, Ebru Esen Turgud imzalı 24.12.2012 yayın tarihli “Beren’in koruyucu meleği” başlıklı röportaj.

Episode Dergisi, Ağustos 2017 sayısı, “Bizim Hikaye’nin yönetmeni Serdar Gözelekli: ”Shameless’ın senaryosunu değil hikayesini Türkiyelileştiriyoruz”” başlıklı röportaj.

https://t24.com.tr/haber/avlu-dizisinin-yapim-sirketinden-sevda-dalgic-aciklamasi,757936

Yazı ilk olarak, Kaos GL dergisi 164. (OCAK-ŞUBAT 2019) sayısında yer almıştır. 

TRT 6’nın İlk Kürtçe Dizisi: Jan

Follow me

Lise Komedisinden Çok Daha Fazlası: Sex Education

Follow me

Netflix’in anasayfasında muhakkak görmüş veya birkaç arkadaşınızın paylaşımında bu diziye denk gelmişsinizdir. Lise komedisi zannederek izlenecekler listesine eklemeyi reddettiyseniz, bir daha düşünün derim.

Bu Diziyi Neden İzlemelisiniz?

Dizi, ülkemizde neredeyse konuşulması bile utanç vesilesi olan seksi masaya yatırıyor. İzleyicilerin kendilerini tamamen yalnız hissettiği pek çok cinsel problemde, aslında sorunun dünya çağında yaygın olduğunu görmesi için fırsat sunuyor. Cinsel problemlerin nedeni elbette fizyolojik sorunlar da olabilir ancak psikolojik sebepler de cinsel sorunların kaynakları arasında. Dizi, cinsel problemlerin konuşulabilir, çözülebilir ve psikolojik olabileceğini kanıtlıyor. Elbette çözümün de o kadar zor olmadığını… İletişimin her çözümün başlangıcı olduğunu… Gerçek cinsel sorunlar ve vakalara yakın seçilen örnekler, cinselliğe bakışın kişiden kişiye, kültürden kültüre nasıl değiştiğini göz önüne seriyor. Ayrıca soruna bakış açınızı güncelleyerek, izleyiciye tabuları sorgulatıyor.

Jenerasyon farkını, ebeveyn – çocuk ilişkisini ve ergenliği trajikomik bir çerçevede işleyen Sex Education, eminim birçok ergen ebeveyninin yaptığı hataları görmesine fırsat tanıyacak. Oğlundan ayrışamayan, onun hayatını işgal eden annenin çocukta yarattığı hasar dizide tüm çıplaklığı ile görülüyor.

Hikaye lisedeki gençleri anlatıyor doğru, ancak karakterler öyle güzel çizilmiş, her birinin psikolojisi, motivasyonu nakış gibi işlenmiş ki hayran kalmamak mümkün değil. “Çerez dizi” diyenlerin çok olduğunu duyuyorum, yalnız biraz karakter analizleri üzerinden değerlendirirseniz, diziyi mükemmel bir harita formatında görebilirsiniz. Ben de sizler için zihnimde beliren haritayı biraz anlatmak istiyorum.

Sex Education Konusu:

Henüz 8 bölümü yayınlanan dizinin ikinci sezon hazırlıkları da sürüyor. Spoiler vereceğim uyarısıyla gelin diziye biraz ayna tutalım. Dizi Otis adında lise çağlarında bir gencin odağında dönüyor. Otis’in bir de ilişki ve seks terapisti annesi (Jean) var. Babası ile annesi ayrılmış, anne sürekli partner değiştirerek cinsellik odaklı ilişkiler yaşıyor. Baba da terapist ve uzakta yaşıyor. Otis okulun görünmeyen elemanı, kimse onu fark etmiyor. En yakın arkadaşı Eric. Oldukça renkli bir karakter olan Eric, popülerlik peşinde. Ancak lisedeki her gencin tek bir düşüncesi var, yaşlarının gerektirdiği gibi cinsellik… Okulda ardı ardına gelişen olaylar, Otis’in Maeve adındaki asi genç kızla ortaklık kurarak diğer gençlere seks terapileri düzenleme fikri ile başlıyor. Elbette Otis ve Maeve arasında kıvılcımlar ana hikayenin aşk kanadını oluşturuyor. Diziyi hatırladığımıza göre haydi gelin, izleyenlerle beraber biraz karakterleri deşelim.

Dizinin Yaramaz “Çocuğu” Adam

Dizide en beğendiğim karakterlerden biri Adam’dı. Boşalamama sorunu yaşayan Adam’ın büyük penisi nedeniyle yürüyen namının altında ezildiği aşikardı. Aşırı otoriter baba da onun günümüzde sağlıklı bir cinsel yaşamının olmamasının nedeniydi. Fark ettiyseniz, Adam boşalamama sorununu anlatırken, Otis’e bir anda babasından bahsetmeye başladı. Performans kaygısı, zihninde asla karşı koyamayacağı despot ve her zaman haklı bir baba ile rekabetin sonucuydu. Adam henüz bir yetişkin olamamıştı ki… Babasının gölgesinde kalan bir oğlan çocuğuydu, erkek olamamıştı. Tenefüslerde sopayla arkadaşını dürtüyor, şiddetle iletişim kuruyordu. Çocuk gibi… Bu nedenle Adam, sorununu aştıktan sonra herkesin ortasında pantolonunu indirerek okulda bir skandala imza attı. Bizdeki “Göster amcalara” olayında pek de farklı değil anlayacağınız. Adam, erkek olduğunu ilan etti. Çocukçaydı değil mi? Çünkü o belli ki çocukluktan başka bir role alışık değildi, başka türlüsünü bilmiyordu.

Otis Neden Bu İşi Kabul Etti?

Otis’in okulda gizlice seans yapma ve para kazanma fikrini kabul ettiği sahneyi hatırlayın lütfen. Adam ile konuşmasının işe yaradığını ve birinin cinsel sorununu çözdüğünü öğrenmişti Otis. Annesi ve babası seks uzmanı olmasına rağmen onun problemi kendine bile dokunamamaktı. Otis bu işi annesinin kontrolündeki güvenli alandan çıkabilmek için kabul etti aslında. Onun sarsılmaz bilgeliği ve her şeyi bilen tavrına karşı, Otis de bir şeyler bildiğini ilk kez kendine ispat edebildi. İşgal edilen benliğin içinde annesinin asla onay vermeyeceği, “yasadışı” bir eyleme imza atmanın hazzını duydu. Üstelik bu eylem kendi bedeninde, annesinin dünyaya getirdiği vücutta yapamadığı bir aktiviteyi, başka birinin vücudunda deneyimlemesine yardım etmekti. Otis annesine karşı bireyselleşmede ilk roundu Adam’ın boşalmasına yardım ederek aldı. Bu nedenle işi kabul etti. Okulda terapi seansları, onun anneye karşı varoluş savaşının ilk cephesiydi. Zira, seks annesinin yani Jean’in iktidar alanıydı.

Kime, neden aşık oluyoruz?

Dizide seks hikayeleri üzerinden dönen aşk denklemleri izleyiciye aşkın kimyasını sorgulatıyor. Kime, neden aşık oluyoruz elbette hala soru işareti. Fakat Otis ve Maeve aşkı için bazı yorumlarım var. Otis’in annesi Jean ile Maeve arasında ilk bölümde ciddi anlamda benzerlikler vardı. Jean asla sevgilisi olmayacağını söylerken, Maeve seviştiği erkeğin eve bırakma teklifini “Posta kutumun numarasını bilmene gerek yok” diyerek reddediyordu. Jean, diplomalı bir seks gurusuyken, Maeve ise hakkındaki dedikodulardan dolayı okulun seks ilahesiydi. İkisinin de ilişkileri cinselliğe indirgenmişti. Jean kendini oğlunun hayatını adeta işgal ederek ilişki ihtiyacından uzak tutarken, Maeve ise hayatının işgal edilmesinden korkarak ilişki isteğini göz ardı ediyordu. Yani Jean ve Maeve ilk bakışta çok benzer ancak farklı yönelimde karakterlerdi. İlk bölümde Otis’in Maeve’i uzaktan gördüğü ve kaçındığı, ondan saklandığı sahneleri hatırlarsınız. Sizi bilmem ama o sahnelerde Maeve’den kaçış dürtüsüne neden olanın, Otis için belki de ensest çağrışımı olabileceğini düşündüm. Maeve, Jean’in bir başka versiyonu gibi geldi ilk bölümde, bence Otis’i de çeken bu benzerlik oldu. Her ne kadar annesinin kendisinden ayrışamadığını belirterek bundan şikayetçi olsa da Otis de her canlı gibi, aşk ilişkilerinde bebeklikte anne ile kurduğu eşsiz birlik hissini arıyordu. Elbette herkes ebeveynlerine benzer kişilere aşık olur demek doğru değil, ancak bu hikayede Otis’i başlarda korkutan ve çekici gelen bu histi. Sonraları ilişkiler içinde Maeve ile Otis yakınlaştıkça Otis’in annesi ile olan ilişkisinde de kartların daha açık oynandığını gördük. Maeve de her ne kadar reddetse de Otis ile ilişki kurduğunda hayatında bir ilişkiye yer açabildi, yalnız esas oğlan statüsüne başka bir erkeği layık gördü. Neden Otis’e olan ilgisini uzun süre reddetti sizce? Maeve’in var olan namının aksine, tek bir partneri olduğunu, çok fazla okuduğunu, entelektüel olduğunu gördük. Bir seks kraliçesi olarak görülen genç kadın, içinde aslında Otis’in yaralarını taşıyordu. Maeve’in de annesi en büyük sorunuydu. Otis’in annesinin varlığı, Maeve’in annesinin yokluğu yaralarıydı. Biri oğlundan ayrışamamış, diğeri kızıyla hiç bir olamamış iki kadın figürü… Maeve, başlarda Otis’i arzulamayı reddederek, onu görmezden gelerek kendi masumiyetinin üstünü karalamaya çalıştı belki de ne dersiniz? Belki de herkesin beklediği gibi seksi bir vücuttan ziyade çalışan bir kafa aradığını kendi bile kabullenemedi önceleri.

Eric Aksından Sürpriz Bekliyorum

Dizinin gay yönelimi ile dikkat çeken karakteri Eric, babası ile ilişkisi üzerinden hikayede sıklıkla konu edildi. Öyle ki, son bölümlerde yaşadığı ilişki bile, babası ile olan diyalogu bir başkasının baba yarasını depreştirdiği için o kadar gerçekti ve gerçekleşti. Dizide babanın kimi zaman kadın kıyafetleri ile gezen oğluna “kendine dikkat et” demesi çok samimiydi. Bu samimiyet bana bazı sürprizlerin işareti gibi geldi. Call me by your name filminin sonundaki müthiş baba oğul diyalogunun benzerini Sex Education’da da görebiliriz gibi geliyor. Yani Eric’in babası da belki gaydir kim bilir?

İkinci sezonu iple çekiyorum. Benimle hemfikir herkese ve diziyi merak edenlere şimdiden iyi seyirler.

 

Yazı, Cine Dergi Ocak 2019 sayısında yayımlanmıştır.

Sherlock Out Müge Anlı In! Palu Ailesi Gündemi Sarstı

Follow me

Günlerdir ekranda adeta kasırga etkisi yaratan Palu ailesi, internetin de gündemi haline geldi. Cinayet, tecavüz, çocuk istismarı, şiddet, organ mafyası ve senet suçlarının havada uçuştuğu aile dosyası, Müge Anlı ile Tatlı Sert programında ele alınıyor. Kayıp aile üyeleri Meryem Tahnal ve Melike Tahnal’ı aramak için programa başvuran Palu ailesinin geçmişi ve anlattıkları deşildikçe izleyici bataklık gibi adeta yerin dibine çekildi. (Olayların kısa özeti yazının en altında mevcut, hala bilmeyenler varsa analiz öncesi okuyabilir.)

Palu Ailesi Gündeme Oturdu

  • 07.01.2019 tarihinde Müge Anlı ile Tatlı Sert programının yayın saatinden akşama kadar “Paluailesi” etiketi Twitter’da trend topic oldu. Kayıp Meryem Tahnal’a ait olduğu düşünülen kemiklerin bulunması gün boyu konuşuldu.
  • Youtube’da programların kolajlandığı efsanevi 7 saatlik video elden ele dolaşıyor. Yüzbinlerce izlenme mevcut.
  • Sosyal mecralarda aile üyelerinin capsleri tık rekoru kırıyor. Hatta bu aileyi dizi yapması için Netflix’e çağrı yapanlar bile var.
  • Farklı yayın gruplarının haber sitelerinde bile manşet bu aile.
  • Ekşisözlük’te yüzlerce sayfa entry mevcut, etiket tıklanarak bakıldığında Twitter’da Flood’larla olaylar çözümlenmeye çalışılıyor. İnstagram’da aileyi anlamayı kolaylaştıracak diagramlar, aile ağacı çalışmaları var.
  • Konunun ele alındığı Müge Anlı ile Tatlı Sert programı reyting ölçümlerinde total grubunda, 30 share’a dayandı. Yani tüm izleyiciler kümesinde, açık her 3 televizyondan birinde bu program izleniyor. Program gündüz kuşağında en çok izlenen yapım olurken, tüm programlar sıralamasında Prime Time’daki filmleri, dizileri geride bırakıyor.

Son İnternet Fenomeni Palu Ailesi Neden Bu Kadar Popülerleşti?

Ailenin capslere konu olacak kadar popülerleşmesini biraz irdelemek istiyorum. Bu ailenin ilk kez ekrana çıkışı değil. Kayıp olayı olalı, 10 yıldan bu yana, farklı TV programlarına çıkmışlar. Ancak diğer programlarda söylenen yalanlara inanıldığı ve ailenin demeçleri esas alındığı için asıl suçlunun aile içinde olabileceğine dikkat çekilmemiş ve sonuca varılmamış. Burada Müge Anlı’yı kutlamak gerek, ekibi ile beraber, söylenenleri deştiği için dedektif edasıyla programın her bölümünde bir yalan ifşa edildi. Haliyle izleyici de yalanlar ortaya çıktıkça, dizi tadında bölümleri sürüklenerek izlemeye başladı.

Artan suç oranları, güvensiz şehirler, her an başımıza her şeyin gelebileceği hayat gündeminde aradığımız kahraman tahtına Müge Anlı oturdu. Böylesine karmaşık bir suç haritasını bile aydınlatan Anlı, yargıya güvenin azaldığı (Adalet Bakanı Gül’ün açıklamalarında yer alan bir gerçek) ve güvenlik ihtiyacının arttığı bu karmakarışık dönemde TV ekranlarından yaramıza merhem oldu. “Başıma bir şey gelirse Müge Anlı bulur” demek komik bulunsa da, aslında bu ifade ülkece paranoyanın eşiğinde yaşadığımız zamanların en ciddi cümlelerinden biriydi çünkü başımıza bir şeyin gelmesi an meselesiydi.

Programın ve ailenin gündeme bu denli damga vurmasının bir diğer nedeni ise olayın izleyicilerden gelen haberlerle çözülmesi. İhbar telefonları ile yavaş yavaş aralanan sır perdesi, izleyicinin interaktiviteden aldığı hazzı pekiştirdi.

Türkiye’nin en büyük kentlerinden birinde, İstanbul’un yanı başında, Kocaeli’de yaşanan olaylar, Türkiye’nin en yoğun nüfuslu şehrinde, insanların “dibinde” yaşanan vahşeti ortaya koydu. “Bizim başımıza gelmez, biz tanık bile olamayız” denilen trajedilerin ne kadar yakınımızda olduğu gerçeği ilgiyi artırdı.

Ailenin her bir ferdinin tedavi gerektirecek düzeyde batıl inançları, hurafe tutkuları ve paylaşılan psikozları ekrana yansıdı. İzleyicinin bildiği “sır”ra, ekrandaki karakterler bir türlü ikna edilemediği için izlenen her an “halimize şükür”, “bu kadarı da olmaz” replikleri izleyici hanesine yazıldı. Ne de olsa şükrettirmek televizyonun misyonudur.

Müge Anlı’nın izleyicinin diline tercüman olan, zaman zaman yargılayıcı, sinir krizinin eşiğine gelen ifadeleri izleyicinin tercümanı oldu. Ekran başındakiler “yürü be” refleksiyle sunucunun sorgusuna alkış tuttu. Elbette bu alkış sosyal medya etkileşimleri ile görünür hale geldi.

Esrarlı olayda fail izleyicinin gözünde bariz belliyken, kişinin ekranda ve ulaşılabilir olması da tahlil fırsatı doğurdu. Seri bir suç makinesinin nasıl göründüğü, nasıl konuştuğu, görünüşü, aksanı ve ifadeleri an be an analiz edildi. Katillerin, dolandırıcıların da bizim gibi insan olduğu gerçeği tokat gibi yüzümüze vurdu. Üstelik o hala aramızdaydı…

Elbette ailenin düşük eğitim ve ekonomik düzeyi neticesinde inanışları ve anlatımları da bir grubun olayı karikatürize etmesine neden oldu. Sürekli tekrarlanan “Büyük bir iftira, yalan söylüyor, ölüm susurluğu (süsü demeye çalışıyor) verdi, alakası yok” cümleleri fenomenleşti.

Programdaki Emine Tahnal’ın yeğeni Recep Tayyip’in yerine dil sürçmesi sonrası Cumhurbaşkanı’nın soyadını söylemesi, muhalifler arasında videoların yaygınlaşmasını hızlandırdı.

Tarafların birbirini koruması ve her şeyi inkar etmesi izleyiciyi sinir krizinin eşiğine taşırken, duygu veren her içeriğin ekranda karşılık bulması neticesinde öfke, üzüntü ve hayret reytingleri artırdı.

Olayın karmaşıklığı ve şemayı çözebilen izleyicilerin “bakın ben çok zekiyim” alt metinindeki paylaşımları kutuplaşan ülkemizdeki elitist bakışla birleşince Palu ailesi belli bir siyasi görüşün temsilcisi olarak yaftalandı. En çok paylaşılan mesajlar da aileye tepeden bakan, suçun ötesinde yalanı ve pişkinliği sorgulayan siyasi benzetmeli içerikler oldu.

Ailenin Netflix’e layık görülmesinden anlayacağınız üzere, dizi ve film gibi içeriklerle yeğlediğimiz kurgu hikayeler bu kez gerçeğe teslim oldu. Netflix ekranlarında yayınlanan ve “vasat” bulunan ilk Türk yapımı Hakan: Muhafız’ın ardından Türkiye topraklarında gerçekleşen trajedi Amerikan kanallarının gece yarısı korku hikayelerine taş çıkarttı. Muhafız hezimetinin ardından toprağımızın hikaye açısından zenginliğini göstereceğimiz olayın tamamen gerçek olması ile ülkemizin trajedisiydi.

Palu Ailesinin Başına Ne Geldi?

Hızlıca olaylardan bahsedecek olursak, Mehmet Ş. adlı yaşlı adamın kızı Hava Palu’nun çocuklarından Emine, Tuncer U. ile evleniyor. Hava hanımın diğer çocuklarından biri ise Meryem. O da Ahmet Tahnal ile evlenerek Recep Tayyip ve Melike adında iki çocuğa sahip oluyor. Meryem kocasının kendisini başka erkeklere sattığını iddia ederek eve döndüğünde (bu da ailenin iddiası) damat Ahmet öldürülüyor ve Hava’nın kocası Harun bey bu suçtan hapse giriyor. (Aslında silahta oğlu İsa’nın da parmak izi olduğu ve Harun’un suçu üstlendiği de iddialar arasında) Ahmet’in ölümünün ardından annesi Hava ve kardeşi Emine’nin yanına yerleşen Meryem ve çocuklarının trajedisi böyle başlıyor. Meryem ve kızı Melike 10 yıl önce kayboluyor, Meryem’in oğlu Recep Tayyip ise çocuk esirgeme kurumunda yetişiyor. Kayıpların öldürüldüğünden şüphelenirken, Recep’in yaşadığı teyzesi ve eniştesinin evinden kaçarak sokakta bayıldığı, çocuğun tecavüze ve darba maruz kaldığı belirleniyor. (defalarca aileye geri teslim edildikten sonra sosyal hizmetlerin korumasına alınıyor) Kayıp Meryem’in uyurken damat Tuncer’e tecavüz ettiği (aslında erkeğin kadına tecavüz ettiği ancak ifadede olayı çarpıttığı iddiası mevcut), Melike’nin de istismara maruz kaldığı için, içinde cin var diye inandırılarak, ispirto içirilerek öldürüldüğü 2011 yılındaki ifadelerde yer alıyor. (Bugün bu ifadeler komplo ve iftira olarak reddediliyor.) Kayıp öncesi, yine aynı evde yaşayan Emine ve Tuncer’in çocuklarından biri de kısa süreli kayboluyor. Bulunan çocuğun muayenesinde istismar izlerine ve vücudunda iğneye rastlanıyor. (Emine ve Tuncer’in çocukları da şu an devlet korumasında, iki çocukta da istismar izleri mevcut.) Ancak üç istismar dosyası (Emine’nin çocukları ve Meryem’in oğlu Recep’in dosyaları) bunca yıldır birleştirilmediği için aile içinde bir tutuklama olmamış. Ailenin damadı Tuncer, tüm bu olaylar olurken sahte hocalık yaparak insanları dolandırmış (iddialar ve ihbarlar bu yönde) Sahte hocanın tedavi gereği iğne kullandığı da iddia ediliyor. (Burada istismar şüphelisi olarak oklar damada çevriliyor) Yine aynı kişinin, ailenin 4 evini Ahmet’in ailesi kan parası ister diye üstüne geçirdiği ve aileyi evde büyüler, cinler var diye korkutarak evden çıkardığı, bu sayede evi sattığı iddia ediliyor. Aynı damat ailenin oğlu İsa ve kayınvalidesi Hava ile ailenin halasına senet imzalatarak evini almaya çalışmış (bu yüzden hapis yatmışlar), kadının darp edilmesi de kayıtlara geçmiş. Suçun suç üstüne olduğu aile, kızları ve torunlarının kaybından ise Ahmet’in ailesini sorumlu tutuyor. (Ahmet’in ailesi dedikleri ise Hava’nın kardeşleri, akraba evliliği mevcut) Tahnal ailesinin ise herhangi bir suç kaydı bulunmuyor, başta Hava, Emine ve Tuncer bu aileyi organ mafyası olmakla itham ediyor. Programda mafyaya dair bir kanıt bulunamazken, aile içinden yalnızca büyükbaba Mehmet Ş. sorumlunun damat Tuncer olduğu konusunda ısrar ediyor. Diğer aile üyeleri, Hava, Emine, İsa, Fatih tüm kanıtlara rağmen Tuncer’i savunuyor. Programda ortaya çıkan deliller sonucu Aile Bakanlığı devreye girerek ailenin psikolojik sorunlarının tedavisi ve Tuncer’in soruşturulması için öncü oldu. Emniyet’in programdaki ifadeleri baz alarak yaptığı kazılar sonucu Meryem’in gömüldüğü iddia edilen yerde kemik bulundu. Program Palu ailesini konu almaya devam ediyor.

Yazı Ocak 2019 sayısında Cinedergi’de yayımlanmıştır.

Kaos GL’nin 164. Sayısında Ben de Varım

Follow me

Merhaba

Kaos GL dergisinin televizyon konulu 164. Sayısında “Uyarlama Dizilerin Uyarlanamayan Karakterleri” başlıklı yazım ile ben de varım. Edinmek isterseniz Mephistolarda D&Rlarda bulabilirsiniz.

Sayı ile ilgili detaylı bilgi Kaos GL dergisinin web sitesinde şu açıklama ile yer alıyor:

“Televizyon, hâkim normun etrafında belli türden bir eğlence, yaşam tarzı örgütleyen ve etki alanı en geniş olan bilgi araçlarından biri.

Çok kanallı hayata geçilmesi ve büyük bir pazar alanına dönüşen internet yayıncılığının başlaması ile bu etkileme kudretinde azalma olduğundan söz etsek de, televizyonun diğer medya araçlarından daha yoğun bir şekilde toplumsal algıya etki etme aracı olma konumunu koruduğunu söyleyebiliriz.

Okumaya devam et Kaos GL’nin 164. Sayısında Ben de Varım

Dizilerde Kadınların Şiddet Dolu Dünyası: “Ben Hep Ezilmeye Mahkum Muyum?”

Follow me

Vizyona giren Müslüm filmi ile alevlenen kadına şiddet tartışmaları, ekrandaki acıların kadını karakterlere dek uzadı. Bir de gündeme ünlü isimlerin yer aldığı şiddet haberleri gelince, dizilerde kadına şiddet meselesine beraber bir parantez açalım istedim. Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir röportajda yeni sezonda ekrana gelen 13 dizide cinsel şiddet içeren sahneler ve konular bulunduğuna dair bir eleştiri mevcuttu. Evrensel Gazetesi’nin konuyla ilgili röportajını tebrik ederken, meseleye ekler yapmak da istiyorum.

Türk Dizilerinde Kadın Karakterler  

Şiddet konusuna gelmeden, kadın karakterlerin dizilerdeki yeri hakkındaki tabloyu biraz daha aydınlatmak istiyorum. Tüsiad’ın 2018 yılında hazırladığı, 12 dizinin ve 161 karakterin analiz edildiği, “Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” projesinin raporundan biraz bahsedelim. Rapora göre, şiddet ve tehdit gibi sahnelerin %72’sinde erkekler özne. Şiddet erkeğe has bir eylem olarak karşımıza çıkarken, örneklem olarak alınan dizilerde kadınlığa atfedilen iltifat ve aşağılamaların oranı büyük farkla kayda alınıyor. Rapor, kadınlığın erkek karakterlere atfedildiğinde baskın bir şekilde aşağılama, erkekliğin kadın karakterlere atfedildiğinde ise baskın bir şekilde iltifat olarak ortaya çıktığını gösteriyor. “Ağlama/hüzün” içeren sahnelerin %73 gibi bir çoğunlukla kadınlar için yazılmış olması, dizilerde kadının yerini daha net görmemize yardımcı oluyor. “İş içerikli” konuşma ve eylemlerin %82’si erkekler tarafından yapılıyor ve karşılığında “ev işi”nin %92 gibi büyük bir oranı kadınlara uygun görülüyor. Dizilerimizin son derece cinsel ayrımcı ve cinsiyetçi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ataerkil ideolojinin ürünü olan ve her karakterle bu yapıyı yeniden üreten diziler ile evlilik, aile, bekaret kutsanmaya devam ediyor.

Kadın Karakterler Şiddet Mağduru

Dizilerdeki tüm kadın karakterler, neredeyse Türkiye’deki her kadın gibi fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Örneğin, Kadın dizisinde Pırıl’ın geçmişinde sevgilisi tarafından öldürülmek istendiği biliniyor, Sen Anlat Karadeniz’de Vedat dizideki neredeyse tüm kadınlara tek tek şiddet uyguluyor, Gülperi’de hem annenin hem de kızının tecavüz eylemi ile karşılaşması ekrana geliyor, Can Kırıkları’nın ana çatışması bir tecavüz olayıyla düğümleniyor, Elimi Bırakma’nın henüz ilk bölümlerinde Gönül’ün kocasından hunharca dayak yemesi ve sineye çekmesi ekrana geliyordu… Bunlar sadece bu sezon ekranda gördüğümüz kadına şiddet olaylarının birkaçı. Tümünü yazsak yazı biter.

Şiddet Demek Reyting Demek mi?

Kolaya kaçıp evet demeyeceğim, eğer öyle olsaydı Can Kırıkları dizisi final kararı almazdı. Şiddet tek başına bir reyting garantisi değil, ancak hikayeye açar sağlamada bir unsur. Şiddet ve cinsellik her zaman ilgi çeker, doğru… Yalnız hikayenin genel kurgusu işin tutup tutmayacağını belirler, şiddet içeren her iş tutsaydı, izleyiciye dramdan bileklerini kestirmeye aday olan geçen sezondaki Bir Mucize Olsun birkaç bölümde ekrana veda etmezdi.

Herkes Şiddete Karşı, Peki Neden Dizilerde Şiddet Var?

Dizilerin de toplumu muhafazakarlaştırma araçlarından biri olduğunu düşünür ve son yıllardaki yaptırımları ele alırsak tabloyu biraz daha net görebiliriz. Karakterler aşık olmakta özgür evet, yalnız neredeyse hiç öpüşemiyor, nikahsız sevişemiyorlar. Kadınlar zinhar aldatamıyor, eşcinsellik mümkün bile değil, uyuşturucu kullanmak özendirmek sayılıyor, alkol neredeyse yok, sigara zaten imkansız… Soyunamayan kadınlar, imkansız aşklar, kaslı erkekler, saf salak kadın karakterler, kahraman maçolar, aldatan erkekler, çocuğunu kollayan bacılar dizi dünyasının hapishanesinin daimi mevcutları. Dizilerde herhangi bir karakterin siyasi yönelimi, etnik kimliği, dini aidiyeti bilinmiyor. Aslında karakter değil tip izliyoruz. Dizi senaristlerinin ellerinin ne kadar bağlı olduğunu fark ediyorsunuz değil mi? Aşk-ı Memnu bugün sansürsüz yayınlanamıyor. Kadın tarafından aldatma söz konusu olduğunda herkes ayaklanırken, şiddet olduğunda maalesef tepki gelmiyor. Dizilerde şiddet, bu tepkisizlik sebebiyle hikayelerde iktidar kurma biçimi olarak kullanılıyor. Bu elbette meşruiyet sebebi olamaz, ancak madalyonun diğer yüzünden bakıldığında kutsal aile kurumunun içinde içselleştirildiği gözlenen şiddet, dizilerde de hikaye açmanın anahtarı oluyor. Diziler 150 dakika oldukça, bunca yasak tepeye bindikçe, şiddet sokakta meşru görüldükçe senarist de bunu yazıyor… Cinsellik baskılanınca şiddet ile ilgi çekilmeye çalışılıyor. Yalnız kadına şiddet değil, şiddetin uzantısı militarizm de dizilerde pompalandıkça pompalanıyor. Her kanalda üniformalı bir kahramanlık hikayesi mevcut. Elbette dönemsel politikalar da proje seçiminin önemli kıstası.

Bir İktidar Kurma Biçimi Olarak Şiddet

Maalesef, toplumdaki kadına şiddet olayları cezasız kaldıkça, beklenen tepki oluşmadıkça, dizilerde her şey yasaklanıp silahlar, şiddet, mafyatik ilişkiler meşru sayılınca dizilerin de hali bu oluyor. Kadınlar şiddet karşısında bir erkeğin desteği ile dizilerde hayata tutunuyor, zira tek başına hayata karşı durabilen kadın karakter sayımız da bir hayli az. (Kadın dizisini, İstanbullu Gelin’i, Ufak Tefek Cinayetler’i bu tür az ve güzel örnek içinde tutuyorum.) Türkiye’de de iktidar kurma biçimi şiddet olduğu için dizilerde de bunun tezahürü görülüyor. Silahlı saldırılar, bomba sesleri, meclisin yumruklu kavgaları, kadın cinayetleri… Sokakta cop, sopa ve gaza rastlanırken, evde kemer bir hegemonya kurma aracı haline geliyor. Kadına şiddeti bitirmek için çalışmak işte burada imkansızlaşıyor. Bir iktidar kurma biçimi olarak şiddet benimsendikçe, uygulayan el değişiyor ama şiddet örüntüsü gücü elinde tutanın bir diğerine uygulaması ile yeniden, yeniden üretiliyor.

Ekranda Şiddet Yasaklanmalı mı?

Dizilerdeki sorun şiddetin var olmasından ziyade, karakterlerin onunla kurduğu ilişki ve şiddetin ekrana geliş biçimi… Şiddete boyun eğmeyen ve ayakları üstünde durarak savaşan karakterler yerine, yine bir erkeğe sırtını yaslamaya mecbur görülen, tecavüz edenle evlenen, bunu bir iktidar göstergesi olarak benimseyen, bekaret ile kutsanan, annelik ile değer görebilen, ikincil rolü kabul eden, erkeğe hizmeti ödev bilen, ezilen kadınlar ekranda. Şiddet pornografisine varan görüntülerle silahlar, yumruklar ekrana geliyor. (Neyse ki kan blurlanıyor, yoksa şiddete özenirdik mazallah) Sorun da bu… Yoksa nasıl ekrandaki diğer yasakları eleştiriyorsam, şiddetin yasaklanmasını da eleştiriyorum. Olabilir, hikaye içinde elbette bunlar da yer alabilir. Ancak şiddetle kurulan ilişki bu şekilde olmamalı…

Hikayelerde erkeklerin kahramanlaştırılması “ataerkil ideoloji” için kaçınılmaz olduğundan şiddetin mağduru da elbette kadın karakter oluyor. Bekaret önemsendikçe, hikayelerde kadını kendine mecbur bırakmanın yolu tecavüz haline geliyor. Kutsal aile içinde kırılan kolun yeni içinde kaldıkça, dizilerde de aile birliği için şiddete boyun eğen kadınlar kutsallaşıyor. Hepsi bir kısır döngü gördüğünüz gibi, toplumda olan ekrana, ekranda olan topluma geçiyor. Denetim altında yaşanan sekssiz aşklar, alkolsüz eğlenceler, uyuşturucusuz serserilikler ideal aile ve toplum düzeni için örneklenmeye çalışılırken, şiddetin su yüzüne çıktığı hikayeler alıyor başını gidiyor. Kadının yeri evi, çocuklarının başı oldukça, erkeğin rolüne evin direkliği yakıştırıldıkça, kadını özgürleştiren değil yalnız aileyi kutsallaştıran zihniyet toplumda karşılık buldukça bu devran böyle sürer. Baştaki soruya dönersek, maalesef kadın kardeşim, görünen o ki sen daha çok ezilmeye mahkumsun…

 

Gizem Merve Kaboğlu – Kasım 2018 / Cine Dergi

TV yazarlığına başlayalı 10 yıl olmuş

Follow me

View this post on Instagram

9 Kasım itibarıyla televizyon yazarlığında 10. yılıma girdim. Farklı web sitelerinde, dergilerde yazılarım, röportajlarım yayımlandı. Farklı konularda sektörünün önde gelen adreslerinde demeçlerim yer aldı. Ödüllerde jüri üyeliği yaptım, gündüz kuşağından primetime'a TV programlarına konuk oldum, Kanada'dan Almanya'ya farklı ülkelerin Türk dizileri belgesellerinde görüşlerimle bulundum. Gün geldi dizi fanları tarafından linç edilerek saatlerce iletilerle TT olup Twitter'da kınandım. (şimdi komik geliyor) 10 yıl önce bugün kariyerimi değiştiren ilk adımı Televizyon Gazetesi vasıtasıyla attım. Ömrümün sonuna kadar bu işi yapmaya da devam etmek istiyorum, bu yıl röportaj yapmayı da ne kadar özlediğimi fark ettim. Belki yenilikler olur kim bilir 🙂 10 yılda yazdıklarımın bir kısmı www.gizemkaboglu.com 'da arşivli. Evet yayınlanan tüm dizilerin castından senaristine kadar ezbere biliyorum, bunca işi izlemek elbette zor, TV yazarlığı benim için dedikodu değil, yorumlamak, analiz etmek demek. İyi ki başlamışım, iyi ki okunmuş. Vay be, 10 yıl olmuş 🙂 bir sekilde yolumun kesistigi herkese selam olsun bu vasıtayla… (Fotograflar ilk elime gelenler… Roportajlardan, etkinliklerden, programlardan rastgelenleri ekledim. 2009dan 2018e kadar her yıldan bir gorsel var :))

A post shared by Gizem Kaboğlu (@gizemkaboglu) on

O Ses Türkiye’de Yeni Jüri Dönemi: Yetiş Bacım!

Follow me

O Ses Türkiye’de yeni sezon hazırlıkları sürüyor. Ben bu yazıyı hazırlarken yeni jüri üyelerinin Seda Sayan ve Hayko Cepkin olacağı konusunda dedikodular almış başını gitmiş durumda. Zaten Beyaz’ın jüri olacağı biliniyordu. Anlaşılan bu sene O Ses ciddi bir revizyonla ekranda olacak.

Seda Sayan, Jüri Koltuğu İçin Doğru Seçim mi?

Öncelikle en çok tartışma yaratan ismi incelemek istiyorum. Seda Sayan gazino kültürünü iliklerine dek hisseden, Türkiye televizyonculuğunun gündüz kuşağının ritmini 9 8’e çeviren, kocaları ile magazin hafızamızda yer eden, dilinden düşürmediği nidaları, ani atarları ve bir anda gelen oynama hissi ile akıllarımıza kazınan bir isim. Kibariye ile yaşadığı bodrum katındaki evinden assolistliğe, dizi oyunculuğuna, reklamlara ve sunuculuğa uzanan kariyerinde birçok virajı başarıyla alan Seda Sayan’ın O Ses Türkiye için ne kadar doğru seçim olduğu günlerdir tartışılıyor. Seda Sayan’ın neden seçildiğini yorumlamadan sonuca varmak elbette anlamsız.

TV8, Kadınlara Göz Kırpıyor

TV8 bu yıl kısa bir aradan sonra yeniden dizi yayınlamaya başlıyor. Malumunuz önceki denemelerde istediği başarıyı elde edememişti. Geçtiğimiz yıl da O Ses Türkiye, ilk elemelerin ardından reytinglerinde ciddi bir düşüş ile karşılaşmış, diziler ile rekabette özellikle düello bölümlerinde bayrak yarışının gerisinde kalmıştı. Geniş çerçeveden bakarsak TV8, dizilere karşı bu yıl yenilmemenin peşinde. Hatta kendi dizileri ile yeni izleyiciler de edinmek için çaba sarf edecek. Yemekteyiz de başarılı olana kadar aynı sorun TV8’in gündüz kuşağında da vardı hatırlarsınız. Peki başa dönelim, dizileri izleyenler, seçenler kimler? Kadınlar. Yani TV8’in şu an ulaşması gereken kitle prime time’da ekran başında olan kadın izleyici, hem de reyting ölçümlerinde yüksek paya sahip total kadın izleyici. (dipnot: AB grubunun ölçümlerdeki payı zaten düşük, bir de son yıllarda örneklem seçiminde eğitim ve gelir kıstasları artırılarak tüketim geri kaldı, sermaye el değiştirdiği ve eğitim oranı da ülkemizde yükseldiği için AB de 10 yıl öncenin AB’si değil. İzleyici zevkleri eskiye nazaran total’e daha yakın malumunuz.)

Seda Sayan, Kadın İzleyiciyi Tavlayabilir mi?

Seda Sayan ülkemizde kadınları yönlendiren nadir ikonlardan biri. Öyle ki geçtiğimiz yıllarda yüzü olduğu kola firmasının pazar payını tarihinde en çok artıran kampanyaya imza atmıştı. Market reklamlarında kadınlara indirim müjdeleyen tek ünlü kimdi dersiniz? Peki kendi jenerasyonundan hiçbir kadın sanatçı onun kadar reklam yüzü olmadı desem inanır mısınız? Güven anketlerinde de başı çekenlerden biridir. Elbette vergi rekortmenliği listelerinde de… Yani ister inanın ister inanmayın Seda Sayan, medya sektöründe bir şarkıcıdan çok daha fazlası…

Son zamanlarda gündüz programları neden tutmadı derseniz ona da bir parantez açmak isterim. Gündüz kuşağında Seda Sayan’ın eğlence odaklı formatı geride kaldı. Günümüzde reality dramları prim yapıyor, star sunucular yerini star acılara bıraktı. Seda Sayan yalnız birkaç sezon önce reyting yarışında hiç de fena olmadığı evlendirme formatının ardından eğlenceye geçerek hata yaptı. Dram pompalanan programlara devam etse veya adıyla özdeşleşen Yetiş Bacım’ı sabah kuşağına taşısa emin olun çok daha başarılı olurdu. O Ses’in kadın izleyiciye dokunması için Seda Sayan bence doğru bir seçim. Başarılı olur mu göreceğiz. Elbette jüri ile sinerjisi soru işareti, Acun Ilıcalı’nın sunucu olmama ihtimali de göz önüne alındığında programın başarısında birçok farklı kıstasın olacağı da aşikar. Yalnız denemeye değecek bir risk mi, evet.

Seda Sayan Yeniden Solistliğin Peşinde

Tüm bu bilgilerin ışığında Seda Sayan’ın O Ses Türkiye’den alacaklarına da değinmekte fayda var. 90’lı yıllara damga vuran ve pop türüne en yakın şarkısı Ah Geceler’i yeniden yorumlayan, estetisyenini değiştirerek imajını tazeleyen Seda Sayan da belli ki gençlere ulaşmak istiyor. Gençler tanıyor derseniz yanılıyorsunuz, zira sosyal medyada hakkında yapılan en yaygın yorumlar “Seda Sayan’ın sesi” üzerine. Genç kesim onu bir şov yıldızı olarak tanıyor ve assolist kimliği şovunun gerisinde kalıyor. Seda Sayan da O Ses sayesinde sesini ispatlayarak genç kuşağı yakalamaya çabalayacak. Kısaca O Ses için kadın izleyici mıknatısı olması beklenen Seda Sayan da programın gençlerine kendini yeniden tanıtacak. Bu nedenle Seda bacımızın da ekranda gündüz kuşağındaki kadırgalı tavırlarından biraz olsun ödün vereceğini düşünüyorum. Daha taze bir imaj, tavır ve solistliğini öne çıkaracak yorumlarla Seda Sayan, O Ses Türkiye’de olacak göreceğiz.

Hayko Cepkin’i Nasıl Bilirsiniz?

Türkiye’de herhalde en önyargılı yaklaşılan ünlülerden biridir Hayko Cepkin. Ne başkası zannedilip twitter’da hakaret edilmediği kaldı, ne fiziksel görüntüsü üzerinden saçma sapan muhabbetlere meze edilmediği ne de ismi üzerinden kimlik tartışmalarının açılmadığı… Başarısı, yeteneği ve tarzı ile rock müzikte yeni bir sayfa açan Cepkin, aslında birçok farklı tarzı başarıyla icra ediyor. Zamanında ilahi söylediği albümde yaşanan şok bile olası jüri üyeliğinde yaşanacakların fragmanı gibi. Gökhan Özoğuz’da yaşanan şaşkınlık eminim Hayko Cepkin tanındıkça da görülecektir. Umarım havadisler gerçektir ve Hayko Cepkin’in neşesini, müziğini ve yeteneğini O Ses Türkiye’de görürüz. Görürüz de önyargıları yerle bir edecek yeni bir sürece tanık oluruz.

İyi seyirler.

TRT’nin Kore Uyarlaması Dizisi Elimi Bırakma

Follow me

Elimi Bırakma dizisi her Pazar akşamı TRT1 ekranlarında izleyicilerle buluşuyor. İzleyicinin henüz birkaç haftadır tanıdığı bu dizi, televizyonun mutfağında olan birçok kişinin aşina olduğu bir proje aslında. Son 3 senedir farklı senaristlerden bu dizinin uyarlanmak istendiğini duyuyordum, hatta geçen yıl büyük bir yapım şirketinde “O iş çok kanala gitti, yatırım devri geçti” cümlelerini bile duymuştum. Yani bu projenin birçok yapımcının, kanalın kapısından döndüğü hep konuşuldu. Ne kadarı doğru ne kadarı dedikodu bilemiyorum. Yalnız Kore aslı Shining Inheritance’ı izlediğimden beri ben de “Bu dizi uyarlanmalı” diyenlerdenim. O nedenle Elimi Bırakma’nın Shining Inheritance uyarlaması olduğunu duyduğumdan beri “Sonunda” nidaları ile sevincimi ilan ediyorum.

Hayatın İçinden Bir Hikaye

Dizinin başrollerini Alina Boz, Alp Navruz, Dolunay Soysert ve Seray Gözler paylaşıyor. Genç bir kızın babasının ölümü ile dağılan hayatını yeniden kurma çabası ele alınırken yolunun kesiştiği atarlı oğlan Cenk ile gönül maceraları merkezde. Ancak Cenk’in babaannesi olan (kız bunu bilmiyor) Feride de bir şekilde kızla tanışıyor ve onun hayatını değiştiriyor. Babaanne ve genç kız (Azra) arasında aile ilişkisi eski Türk filmleri tadında sahnelere ev sahipliği yapıyor. Modern hayatın koşuşturması ve zenginliğin rahatı içinde aile olmayı unutan bir ailenin, alacağı hayat dersinin fragmanı ilk bölümlerde izlediğimiz. Babaanne Feride yaylım ateşine hazırlanıyor anlayacağınız. Dizinin orijnalini izleyenler Kore’deki prodüksiyonu çok zayıf, karakterleri karikatür, sahnelerin bazılarını anlamsız bulacaktır eminim. Birçok noktada çok çok daha iyi Kore dizileri izlemiş olsak da Shining Inheritance bize çok güçlü ve hayatın içinden bir çıkış noktası bağışlıyor. Bu da diziyi uyarlanmaya değer kılıyor.

Styling Şimdi Gülay Kuriş’e Emanet

Dizinin hikayesindeki ışığı gören ve uyarlamaya layık bulan Üs Film’i ve TRT’yi ayrıca tebrik ediyorum. Dizinin senaryosunu ise daha önce birçok projede adlarını gördüğümüz Nilüfer Aydın ve Volkan Yazıcı üstleniyor, yönetmen koltuğunda Sadullah Çelen var. Dizinin ilk bölümünü izlediğimde gözüme en çok batan sorun kostümlerdi. Styling ve kostüm seçimi Elimi Bırakma’nın zayıf noktasıydı. Yapım da böyle düşünmüş olacak ki 3. Bölüm itibarıyla styling Gülay Kuriş’e emanet edildi. Gülay Kuriş’in tecrübesi ile farkını hemen hissettirdiğini belirtmem gerek.

Kültürel ve Dini Muhafazakarlık Kol Kola

TRT’de yayınlanması dolayısıyla, dönem hassasiyetleri gereği isteniyor olabilir ancak babaanneyi her bölüm türbede, seccade üstünde görmek “neden” diye sormama engel olmuyor. O sahneler biraz eğreti duruyor. Kadının başındaki örtü, dilindeki kelimeler, hayırseverlik girişimleri zaten iyi bir insan olduğu ve inancı konusunda karakterin altını doldurabilecek done veriyor. İnancı bu kadar göze sokmak tempo için yıpratıcı olabilir. Hikaye genel temasına bakıldığında bireyselleşen dünyada gelenekleri ve geleneksel aileyi koruma misyonu ile zaten muhafazakar. Kültürel muhafazakarlığı dini muhafazakarlıkla beslemek hikayeye ne kadar yarar emin değilim. Hatta göze batacağından eminim.

Motivasyona İhtiyacımız Var

Diyaloglar ilk iki bölümde çok daha samimi ve esprili gelse de, sonraki bölümlerde dil biraz daha sadeleşti. Yine de yoğun dizi temposu içinde beklentiyi karşılıyor ama ilk iki bölümdeki hafif esprili atışmaları biraz daha artırmak dizinin dramatik yoğunluğuna motivasyon katacak ve biraz nefes aldıracaktır diye düşünüyorum. Kore dizisinin çok daha kısa olduğu göz önüne alındığında bölüm hikayesi açmak bir hayli zor olsa da, umarım hikaye sünmeden ilerleyen bölümlerde de akıcılık korunur. Zira 4. Bölümü izlerken zaman zaman dizinin temposu konusunda soru işaretleri edindim. Senaryo üzerine son bir not daha eklemek istiyorum. Dizide kadına şiddet konusunda sahnelerin gösterilmemesi, sosyal politikaları destekleyen bir tercihken, kocasından şiddet gören karakterin bu eylemi kısmen meşrulaştıran kabullenişi konudaki hassasiyeti sorgulamama neden oldu. “Elleri kırılsın” bedduası her gün kadınların öldüğü bir coğrafyada, devlet kanalında yayınlanan bir işte sağlam bir duruş olarak görülemez. Umarım bu tavır ilerleyen bölümlerde bir isyana dönüşür. Yoksa bu dipnotların iç açıcı olmadığı aşikar.

Bu Dizinin Yıldızı Kim?

Sevgili okurlar, Kore versiyonunu da izlemiş, yani dizinin devam hikayesini de bilen biri olarak Elimi Bırakma’nın yıldız karakterinin Sumru olduğunu düşünüyorum. Dolunay Soysert de o üvey anne kumaşını üzerine öyle bir giymiş ki, Urfalıyam Ezelden’deki karakteri gibi bu da izleyici zihninde başarılı oyuncunun adıyla iz bırakacak eminim. Oyuncunun ayağı kırıkken bile sete devam ettiği de haberlerde yer aldı, işini yaptığı için birini tebrik etmeyi zul görsem de, bu karakterle yine çok çok beğendiğim Dolunay Soysert’e bravo demekten kendimi alamıyorum.

Elimi Bırakma için ilk izlenim notlarım bu kadar, umarım dizinin ömrü uzun olur daha birçok kez bu köşede konuk ederim. İyi seyirler…

 

Gizem Kaboğlu / Yazı Cine Dergi için kaleme alınmıştır. / Ağustos 2018