Yaz Dizileri Hakkındaki Görüşlerim Marketing Türkiye Ağustos Sayısında

Marketing Turkiye Ağustos sayısı için yaz dizilerini gözden geçirdim. Dergiye bayiilerden ulaşabilirsiniz.

BUGÜN CAN MANAY GİBİ SU İÇTİN Mİ SAYIN İZLEYİCİ?

Fi dizisi kısa sürede edindiği “tıklanma” oranlarının yanı sıra, sosyal medya etkileşimleri ile de gündem oldu. Serenay Sarıkaya, Mehmet Günsur, Ozan Güven, Berrak Tüzünataç gibi isimleri buluşturan proje geçtiğimiz yılların en çok satan serilerinden Fi, Pi ve Çi’den uyarlanarak Doğuş grubunun online platformu Puhutv.com’da gösterilmeye başlandı. Ay Yapım tarafından projelendirilen dizi, senarist Nükhet Bıçakçı’nın kaleminden, yönetmek Mert Baykal’ın gözünden izleyicilerle buluşmaya başladı.

Fi Dizisi
Fi Dizisi

Fi’nin Farkı Ne?

Tahminimce orta ve orta üst sınıf izleyicinin ilgisine mahir olan Fi hakkında konuşulanlara özellikle kulak kesilerek, izleyicilerini, hedef kitlesini soru yağmuruna tutarak dizinin izleyiciye ne verdiğini, izleyicinin ne bulduğunu düşünüyorum uzun zamandır. Fark ettiklerimi de notlar halinde sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle internetin özgür dünyasından kaynaklanan “sansürsüzlük” Fi’nin cezbedici temel noktasını oluşturuyor. O sansürsüzlüğün bile otosansür içinde gerçekleştiği dizinin göreceli cesaretinden belli oluyor o ayrı. Dizinin henüz ilk bölüm, ilk sahnesinde sigara içerek kadraja giren Can Manay son yıllarda bastırılan, meşru görülmeyen alışkanlıkların, yaşam tarzlarının izleyiciye vadedildiğinin sinyallerini veriyor. Ekran önce sevişmenin, ardından öpüşmenin, şimdilerde neredeyse el ele tutuşmanın yasaklandığı bir mecra haline gelirken, Fi’yi “aranan kan bulundu” çığlıklarının karşılığı olarak görüyorum. Sevişerek üreyen insan oğlunun dizilerde neredeyse mitoz bölünmeyi keşfetmesi istenirken şehirli, orta sınıf, beyaz yaka izleyiciye iyi bir alternatif sunan dizi, “umut” vaadiyle rakiplerinden ayrılıyor.

Fi Dizisi Tuttu Mu?
Fi Dizisi Tuttu Mu?

Fi İlk İnternet Dizisi Değil Ama…

Amatör ve yarı profesyonel çalışmaları bir kenara koysak bile, online platformların profesyonel yatırımla ekrana sürdüğü ilk iş Fi değildi. “Masum” her ne kadar ilgi uyandırsa da Fi kadar popülerleşmemiş, magazinleşmemişti. Elbette hikayenin aşk temasının etkisi bu popülerleşmede birincil önem taşıyor ancak bence önemli bir nokta daha var. Fi ne zamandır yerli dizilerde aidiyet arayan bir kesime çatı sundu. Özgürce ilişki yaşayan, alkol içen, sigara kullanan, çalışma hayatına entegre kesimin aidiyet bulacağı ve en önemlisi “yargılanmadığı” bir hikaye olan Fi bu nedenle diğer TV ve internet projelerinden çok daha popüler olarak fark yarattı.

Sadece Belgesel İzleyen “O” İzleyici, Fi İle Yerli Dizilerle Barıştı

Şehirli insanların ilişkilerindeki en büyük sorun malumunuz bağlanma problemi, tek gecelik birliktelikler, ilişkiye dönmeyen seksler veya seksin unutulduğu ilişkiler. Aldatmak, aldatılmak herkesin hayatının gündemi, ölümsüz aşk masalları tarih oldu, daha iyiyi bulabilir miyim sorusu tüm ilişkilerin azraili. Hal böyleyken hala unutulmaz aşk hikayelerinin ekranda pazarlanıyor oluşu konjonktür gereği, muhafazakar nüanslarla sunulan aşk soslu dramalar sektörün el mahkumiyeti. Uzayan sürelerden, değişen reyting ölçümlerinden, panelin özelliklerinden bahsetmiyorum bile. Tüm bu sebeplerle ekrana küsen ve “ben Türk dizisi asla izlemem yalnızca belgesel” diyen bir kesim online dizilerle beraber yerli TV yapımları ile barış imzaladı. İzleyicinin önüne getirileni izlemediği, seçim yaptığı ve edilgen konumdan daha etken konuma evrildiği bu yeni izleme alışkanlığı bir yandan da “öteki yerli dizi izleyicileri” ile ayrışmanın sembolü oldu. Türk dizisi izlediğini söylemeye “utanan” pek çok kişi, Fi izlediğini gururla haykırıyor. Sebebi bence tam olarak yeni statü sembolleri arayışları. “Fi’den başka yerli dizi izlemiyorum” demek aslında dizinin vadettiği o şehirli yaşam tarzına ait olduğunun da ifşası oluyor. Ötekileştirilen “sigara içenler”, arkadaşlarıyla birer kadeh içtiği zaman genel algıda “sarhoş” muamelesi görenler, seks hayatına dair seçimler nedeniyle “orospu” olarak yaftalananlar, ilişkisini evlilikle meşrulaştırmaya gerek görmeyenler işte bu popüler seçimleri ile de kendilerini tanımlıyorlar. Bu yüzden Fi, Masum’dan ayrılıyor. Çok ayrı türlerde işler olmalarının yanı sıra Fi’nin baskılanan yaşam tarzını ekrana getirmesi bu nedenle diğer internet işlerinden farklılaşmasının sebebi oluyor.

Fi sosyal medya
Fi sosyal medya

Instagram’da Araba Anahtarı Paylaşmak Out, Can Manay In!

Can Manay TV tarihinin en özel karakteri değil, Duru ve Deniz aşkı yeni bir fenomen doğurmuyor tam aksine hayatımızın içinde olan gelgitli aşkları, sorunlu erkek ve kadınları resmediyor. Cinsiyet rollerini yeniden üreten, cinsel yönelimdeki çeşitliliği görmezden gelen, aşkı idealize edip masallaştıran aslında “gerçekdışı” olan dizilerin yanında Fi, bizlere, şehirli insanlara baskılanan yaşam tarzımızı aynalıyor. Başarı da işte bu yalınlıktan ve gerçeklikten geliyor. Dizinin başarısını tartışırken çatışmasından, oyunculuklardan, yönetmenlik veya casttan önce vadettiği yaşam tarzına bakmanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Yalnız bu hayatı yaşayanlar için değil yaşamak isteyenler için de cazibe sunan Fi, insanlara kendini “o sınıftan, yaşam tarzından” hissetmek için bir ev almak, ünlü olmak veya yakışıklı bir sevgili bulmaktan çok daha basit bir yol sunuyor. Artık instagramda araba anahtarıyla poz vermek out, #CanManaygibisuiçmek etiketine su içerken selfie koydun mu ondan haber ver sayın izleyici?

 

Cine Dergi – Haziran 2017

İnternet TV İzleme Alışkanlıkları Araştırması

Blogumda zaman zaman okuduğum TV üzerine kitaplara (ki küçük bir kısmına buradan ulaşabilirsiniz) ve makalelere haber olarak yer veriyorum. Geçtiğimiz haftalarda gördüğüm bir araştırma raporunu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Malumunuz internet televizyonlarının izleyiciye sunduğu en büyük fark izleme özgürlüğü. Yayın akışının kişiselleştirildiği internet televizyonlarında hangi programın günün hangi diliminde izlendiği konusunda ilginç veriler mevcut. Netflix’in 22 ülkede, küresel çapta yaptığı araştırmada yayın temaları ve kategorileri listelenerek izleyici tercihleri raporlandı. Araştırmaya göre güne gülerek başlamak tercih ediliyor. Komedi yapımları gündüz saatlerinde tercih ediliyor. Öğlen dramalar, akşam saatlerinde ise korku ve gerilim türünde yapımlar izleyicinin tercihi oluyor.

lgbt sense8

Netflix’in sonuçlarına göre sabah 06:00 civarında  Fuller House, Unbreakable Kimmy Schmidt ve Grace and Frankie gibi komedi dizileri günün geri kalanından %34 daha fazla tercih ediliyor. Öğlen 12:30 – 14:00 arası ise %47 oranıyla drama tercihi en üst sıraya yükseliyor. Gilmore Girls A Year in the Life, The Crown gibi drama dizilerinin ardından 21:00’de Stranger Things, Sense8, Breaking Bad gibi yapımlar %27 daha fazla tercih ediliyor. Komedi ile başlayan gün yine komedilerle bitiyor. Saatler 23:00’ü gösterdiğinde Bojack Horseman, Master of None ve Love gibi komedi dizileri yeniden ekranda yer alıyor.  Netflix izleyicilerinin %15’i ise platformu akşam ve gece saatlerinde kullanıyor. 00:00 ile 06:00 arasında en çok izlenen yapımlar arasında Chef’s Table ve Planet Earth gibi belgesel seçenekleri de bulunuyor.

Haber Kaynağı: Bigumigu

Askeri Diziler Furyası Geri Döndü

Söz, Savaşçı ve İsimsizler art arda yayına girerek militarist dizi furyasını yeniden uyandırdı. Milliyetçi-militarist olarak sınıflandırabileceğimiz türün örnekleri daha önce de ekrana gelmişti. (Şefkat Tepe, Sakarya Fırat, Tek Türkiye, Güneydoğu’dan Öyküler vb.) Söz, İsimsizler ve Savaşçı gibi diziler, bu bildik formu yeniden sunuyor. Yükseliş nedenleri politik, sosyal ve ticari olarak üçe ayrılabilir.

Hatırlarsınız çözüm süreci döneminde akil insanlar heyetinin önerisiydi bu tür dizilerin yayından kaldırılması… Sonra hem iç hem dış politikada iklim değişti. 15 Temmuz’da bir darbe önlendi, Suriye operasyonları, patlamalar, tutuklamalar derken düşman safları belirginleşti, demeçler sertleşti. Şu an konjonktür gereği politik dilde milliyetçilik yükseliyor. TV de bu projelerle beklentiye yanıt veriyor. Genel anlamda bu projeler, kanalların referandum öncesi seçimini, sonrası politik duruşunu gösteren araçlar olarak yorumlanabilir, zira medyanın ve politik göndermeler içeren projelerin propaganda gücü göz ardı edilemez. Sosyal olarak bakarsak, izleyici tüm bu olayların içinde gerilmiş bir yay gibi. Başına çuval geçirilen askerlerin intikamını Polat Alemdar’ın aldığını hatırlarsanız eğer, bu kahramanlık hikayelerinin de toplumda nabız yavaşlatma görevi gördüğünü, izleyicinin de bu hınç sebebiyle projeleri takip ettiğini söyleyebiliriz. İzleyici  kahramanlarla özdeşim yaşıyor. Samanyolu TV’nin kapatılmasının ardından sahiplenilmeyen bir izleyici kitlesi var, bu kitlenin alışkanlığı bu tür diziler. Gündem gereği bu dizilerin sosyal medya etkileşimi de yüksek, Dağ filminin başarısını da dikkate alırsak, bu işler ticari olarak kanalları memnun edecek öngörüsüyle sete çıkıyor.

Bu dizilerin reyting karnelerine baktığımızda rekorlar görmüyoruz, iyi ama ortalama düzeyde reytingleri… Her dizi, reyting açısından ayrı avantaj ve dezavantajlar taşıyor. Askeri işler oldukları için tuttu demek biraz indirgemek olacaktır. Gelin her diziye tek tek bakalım.

soz dizisi
soz dizisi

Söz Dizisi Neden İzleniyor?

Söz’deki dil daha duygusal ve hikayenin kahramanının kişisel bir intikamı da var. Yavuz’un duygusunu izleyicinin daha kolay içselleştirebileceğini düşünüyorum, kadın izleyiciyi daha çok çekecektir. Poyraz Karayel ve Sana Bir Sır Vereceğim gibi dizilerin de senaristi olan Ethem Özışık imzası izleyicinin dilinden anlayan bir senaristi işaret ediyor. İzleyiciye duygu geçirmekte bir hayli iyi olan Özışık’ın kaleminin farkı diğer askeri dizilerle kıyaslandığında fark ediliyor. Dizimim sorunu ise belirsiz bir terör örgütü ile savaşması. Eylem tarzı IŞİD’i, dizideki profili PKK’yı anımsatan örgüt gerçek hayatta bir izdüşüm oluşturmadığından izleyici için kahramanlık “hayali” ve “kurgusal” olduğunu her sahnede ele veriyor. Ancak İsimsizler’e göre daha “merkezde” olan politik duruşu ile dizi daha çok izleyicinin ekranlarına konuk olabileceğe benziyor.

isimsizler
isimsizler

İsimsizler Diğerlerine Göre Daha Net

İsimsizler’in propaganda misyonu daha çok göze çarpıyor, İslami söylem, gerçek olaylara göndermeler, düşman temsili daha aşikar. Dizi, net duruşuyla avantaj elde ediyor. Söz’de görmediğimiz o net düşman safı bu kez belirgin, İsimsizler PKK ile savaşıyor, arada FETÖ göndermeleri de dizide yer alıyor. Milletvekili’nin polise tokat atması gibi olaylara değinen sahnelerle gerçekle bağ kuvvetlendiriliyor. Dizi bu anlamda “Biz silahı tutarız Allah hedefi vurur” gibi repliklerle hassasiyetleri direkt hedef aldığından, muhafazakar izleyiciyi adeta kalbinden vuruyor. Daha liberal görüşteki izleyici için bu dilin bir süre sonra sıkıcı geleceğini düşünsem de dizinin reytingleri şu an kanalını tatmin ediyor.

Savaşçı
Savaşçı

Ulusalcı Kanat için Savaşçı

Savaşçı, 15 Temmuz ile başlayan, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına isim vermeden değinen hikayesiyle daha ulusalcı bir bakış sergiliyor. İslami referanslardan azade bir anlatı olarak diğerlerinden ayrılıyor. Dizi daha önce Sakarya Fırat gibi askeri işler kaleme alan Süleyman Çobanoğlu’nun imzasını taşıyor. Çobanoğlu’nun askeri dizilerdeki deneyimi ve konudaki bilgisi dizinin akışında ciddi fark yaratıyor. Duygusal dramalar yerine olaylarla hareketlenen Söz’e göre daha erkek hikayesi odaklı, İsimsizler’e göre daha seküler olan diliyle Fox izleyicisinin beklentisini karşılıyor.

Savaşçı-Söz-İsimsizler-660x330

Bu Diziler Uzun Ömürlü Olur mu?

Sosyal ve siyasal olarak belirsizliğin arttığı dönemlerde kurgusal kahramanlıklara da ihtiyaç artıyor. Belirsizlik zamanla kayboldukça, siyasi politikaların sonuçları net sonuçlar verdikçe dizilerin de ekrandaki ömrü sona erecektir. Uzun vadede kalıcı olacaklarını düşünmüyorum ancak politikalara da bağlı olarak 1 sezon daha bu işleri ekranda göreceğiz gibi duruyor.

Yazı Cine Dergi Mayıs 2017 sayısında yer almıştır.

Bu Ay Ben de Marketing Türkiye’deyim

Marketing Türkiye dergisinin mayıs sayısında İsimsizler, Söz ve Savaşçı dizileri hakkındaki görüşlerimi okuyabilirsiniz. Dergiyi bayiilerde bulabilir, http://www.marketingturkiye.com.tr/ adresinde yer alan app store ve play store linklerinden dergiyi indirebilirsiniz.

 

 

8 Mart’a Özel, Dizilerin Unutulmaz 10 Kadın Karakterleri

Kadın mücadelesinin, erke karşı direnişin, kadın emeğini güçlendirmenin ve en önemlisi insan hakkını gözetmenin günü olan 8 Mart Kadınlar Günü çerçevesinde ekranların hatırlanmasını değerli gördüğüm unutulmaz 10 kadın karakterlerini analım istiyorum. Feministliği, direnişleri, azmi, cinsel özgürlük neferi demeçleri, erki dize getiren duruşu, mücadeleleri, komedisi ve dramı ile Türkiye televizyonlarının gördüğü unutulmaz 10 karakter şöyle:

Ana Dizisi
Ana Dizisi

Ana

Ayşen Gruda’nın can verdiği Ana, kadının fenninin kanlı canlı kanıtıydı. “Ana’ya bak anaya bedel 3- 5 babaya” sözleri ile efsaneleşen Ana, ekranların en efsane kadınları arasında saygıyla anılıyor. Ayşen Gruda ve Aykut Oray’ın başrollerini paylaştığı dizi 90’ların unutulmazları arasında sayılıyor. Yeniden izlemek isteyenler için dizinin bölümlerinin YouTube’da yer aldığını hatırlatmak istiyorum. Diziyi Kandemir Konduk ve Hilal Çelenk kaleme alıyordu.

Feride

Reşat Nuri Güntekin’in imzasını taşıyan eser birden çok kez ekrana uyarlandı. Küçük yaştaki bir kız çocuğunun öğretmen olma, okuma arzusuyla verdiği mücadeleyi anlatan karakter, geçmeyen bir sızının izlerini taşıyor. Fahriye Evcen ve Aydan Şener tarafından canlandırılan Feride, kadınların gasp edilen haklarından birini işaret ediyordu; eğitim hakkı… Birey olmak için çocukluktan başlayan zorlu mücadele edebi zeminde olduğu gibi ekranda da duygu seli ile karşılık buldu.

Mavi

Her kadın feminen olmalı klişesini yıkan ilk başkarakter Hırsız Polis’in Mavi’siydi. Özlem Düvencioğlu, kıvırcık saçları kanvas pantolonu ve kazakları ile “kadın” imajını değiştiren cesur karakterlerden biriydi. Hırsız olmasının da parantezini açmak gerek elbette. Dizinin senaristleri Gaye Boralıoğlu, Emine Algan, Gülden Çakır, Şerif Erol ve Neşe Şen’di. Dizi hırsız bir kadın ile polis bir erkeğin aşkını anlatıyordu.

Feriştah

Cinsel doyumsuzluğu ve iştahı ile tanınan karakter Bir Demet Tiyatro efsanesinin gözbebeğiydi. Demet Akbağ’ın canlandırdığı karakteri Yılmaz Erdoğan kaleme alıyordu. Televizyonda kadının cinsel isteklerinin konuşulabilir olmasını mizahi bir dille mümkün kılan karakter listede kendine elbette yer buluyor.

fatmagül

Fatmagül

Vedat Türkali’nin aynı adlı romanından ekrana taşınan, senaryosunu Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu’nun kaleme aldığı dizide, tecavüz mağduru bir kadının mücadelesi konu alınıyordu. Dizideki hukuk mücadelesi, kadına şiddete karşı eylem sahneleriyle de desteklenirken, dizideki tecavüz sahnesi ise çokça tartışılmış ve şiddet eleştirilirken estetikleştirildiğine dair eleştiri okları diziye yöneltilmişti. Yine de Fatmagül tecavüzün gizlenmemesi konusunda TV’deki en önemli örneklerden biriydi.

Türkan

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu, Prof. Doktor Türkan Saylan’ın hayatını konu alan dizi, hastalıkların toplumsal algısını değil, kadınların okutulması konusunda da sosyal sorumluluk üstleniyordu. Ayşe Kulin’in Tek ve Tek Başına Türkan adlı eserinden esinlenilen projenin başrollerinde Pınar Öğün, Uğur Polat ve Özgürcan Çevik yer alırken senaryosu Oya Yüce imzası taşıyordu. Yayınlandığı dönem gereği de cesaret örneği olan dizi ve Türkan karakteri ile pek çok genç kızın okula gönderilmesi için aileler teşvik edilmişti.

Eva ve Felicia

Yabancı kadınların Türkiye’de seks işçiliğine zorlanması, şiddet görmesi ve borçlandırılarak pasaportlarına el konulması, ana haberlerin gündemlerini arasında arka sıralarda yer alıyordu. Uçurum ise konuyu prime time kuşağına taşıdı. Dizide Moldova’dan İstanbul’a çalışmak için gelen doktor Eva ve kardeşi Felicia’nın, Yaman’ın yönettiği fuhuş çetesinin eline düşürülmesi ve buradan bir şekilde kaçan Eva’nın kardeşi Felicia’yı kurtarmaya çalışması anlatılıyordu. Diziyi Kerem Deren yazıyordu. Atv ekranlarına gelen projenin başrollerinde  Mehmet Ali Nuroğlu, Lavigna Longhi, Funda Eryiğit, Esra Ronabar,Erdal Yıldız, Denise Capezze, Birkan Sokullu ve Selçuk Yöntem yer alıyordu. Dizinin yönetmenlerinden Ali Bilgin bazı sahneleri çekerken acı çektiğini itiraf etmiş ve dizinin aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olduğunun altını çizmişti.

Güldünya

Adını töre cinayetine kurban giden Güldünya Tören’den alan dizi ve karakter, 2008 yılında Star tv ekranlarına geldi. Kadına şiddetin gittikçe arttığı gündem içinde sığınma evlerinin önemine dikkat çeken dizinin başrollerinde Erhan Emre, Sanem Çelik ve Songül Öden yer alıyordu. Hikâyede Sanem Çelik, bağımsız, şehirli, güçlü bir kadın olarak ekrana geliyordu. Çelik’in canlandırdığı Gizem Özsoy, uzak olduğu yaşamlara, kız kardeşinin yaşadığı tecavüz sonrası intihar etmesiyle yaklaşıyor, sığınma evlerini dolduran hemcinsleriyle tanışıyordu. Ömrü 5 bölüm olan dizinin senaristleri; Yıldız Tunç, Murat Lütfü, Mehmet Bilal , Ethem Yekta , Atilla Özel, yönetmeni ise Ömür Atay’dı. Dizi “Aile içi şiddet sorununu gündeme getiren bir ağıt, kamu vicdanını harekete geçirecek bir çığlık” olarak lanse ediliyordu.

kayıp şehir duygu

Duygu

Kayıp Şehir’in Duygu karakteri bence bu listede ismi en şanla anılması gerekenler arasında yer alıyor. Ayta Sözeri’nin canlandırdığı Duygu, bizlere trans kadınların gördüğü şiddeti, ötekileştirmeyi ve baskıyı anlatıyordu. Yıldırım Türker, Murat Uyurkulak ve Seray Şahiner’in kaleme aldığı dizi maalesef bugün hala kabuk bağlamayan yaralarımıza üflüyordu. Kayıp bir şehrin izini süren tüm karakterler gibi Duygu da izleyicilere toplumsal bir derdi içtenlikle anlatıyordu.

Sıdıka
Sıdıka

Sıdıka

O olmadan olur mu? Olmaz… Ekranların en sevilen direnişçi genç kadını oldu Sıdıka, annesine yetiştirdiği lafların içinde ne yoktu ki? Cinsiyetçiliğe de baş kaldırdı, ev içi ücretsiz emeğe de, cinsiyat ayrımcılığına da, eğitim hakkının elinden alınmasına da… Üstüne yüklenen rolleri tek tek sıyırıp atmak istedikçe annenin güdümlü terliği ile karşılaştı. Olsundu… Hasibe Eren’in canlandırdığı, Atilla Atalay’ın hayali karakteri Sıdıka üzerine çekilen dizi, 1997 yılında Show TV’de gösterilmişti. Sıdıka Saka’nın pencere başındaki hayatı televizyon karşısındaki milyonlarca kişiye hayat dersi verdi. Var ol Sıdıka…

 

Yazı ilk olacak Cine Dergi Mart 2017 sayısında yayınlanmıştır.

SEVİNÇ ERBULAK: “NO:309 SETİNDE KAVGA YOK, MUHABBET VAR…”

No:309 ile ekranlara dönen Sevinç Erbulak ile yeni dizisinin başarısını, tiyatro projelerini, açığa alınmasına neden olan siyasi gündemi değerlendirdik. Güler yüzü ile bizleri karşılayan oyuncu açık sözlü tavrı ile Cine Dergi’nin sorularını içtenlikle yanıtladı. Umut veren, gülümseyen, yazan, oynayan, enerjisiyle gülümseten oyuncu Sevinç Erbulak ile sizleri baş başa bırakıyoruz.
img_5090

NO:309 adlı diziyle ekrandasınız. Uzun süredir dizi ekranda görmüyorduk, bu projeyi tercih etmenizin sebebi ne oldu, sizi ne cezbetti? 

Yapım Şirketi. Gold Film daha önce de yüzlerce bölüm iş yaptığım bir şirketti. Onlarla çalışırken yine, sadece işimi yapacağımı bildiğimden; görüşmeye gidip, Faruk beyden projeyi dinledim. Havalar sıcaktı, yazın başlayacaktı, olur mu olmaz mı derken yirmi hafta geçti. Bir projeyi değerlendirirken onlarca şey düşünüyorum elbette. Oyun arkadaşlarımın, yönetmenimin; yazarın kim olacağına kadar… Çünkü her yeni proje yeni bir seyahat. Bilirsiniz seyahat arkadaşlığı çok mühimdir. Gold Film bu seyahatin en önemli aracı, yolculuğu paylaştıklarım da böyle kıymetli olunca, insan eve dönmek istemiyor. Mutluyum yani. Sahnelerim bitince kahvemi söyleyip, ayaklarımı uzatıyorum ve “Sevinç hanım işiniz bitti” denmesini bekliyorum bir kez daha… (Gülüyor)

Okumaya devam et SEVİNÇ ERBULAK: “NO:309 SETİNDE KAVGA YOK, MUHABBET VAR…”

ALBÜM’ÜN BAŞROLÜ MURAT KILIÇ: “KİMSE İZLEMESE DE BEN BU FİLME İNANIYORUM”

ALBÜM’ÜN BAŞROLÜ MURAT KILIÇ:
“KİMSE İZLEMESE DE BEN BU FİLME İNANIYORUM”

Uluslararası festivallerden ödülle dönen Albüm filmini, filmin başrol oyuncusu Murat Kılıç ile Cine Dergi için konuştuk. Albüm’ün başrolde olduğu röportajda oyunculuğa, gündeme, sinemaya ve festivallere dair sohbet ettik. Gülerek, kaş çatarak, eğlenerek ve eleştirerek değindiğimiz konulara sizler için de bir pencere açtık. Penceresinden Türkiye’yi göreceğiniz Albüm’ü Murat Kılıç’tan dinlemek isterseniz, söyleşimize kulak verebilirsiniz:

img_4363

Albüm filmi, Cannes’dan France 4 Visionary Award, Kudüs Film Festivali’nden FIPRESCI Prize, Saraybosna Film Festivali’nden Cineuropa Award, Cicae Award ve Saraybosna’nın Kalbi olarak adlandırılan büyük ödüle sahip olarak döndü. Bu filmin başarısının sırrı nedir?

Tiyatroda, provada ilk günkü disiplin veya disiplinsizlik oyuna da yansır, filmde de aynen öyle oldu. Albüm filminin ilk gününden çekimin son gününe kadar setteki her şey olması gerektiği gibiydi ve bu filme yansıdı. Bağımsız film setinde yaşanabilecek sıkıntıların hiçbiri olmadı. Rahat saatlerde, iyi şartlarda çekim yaptık. Bu aslında iyi bir birlikteliğin, yönetmenin ve yapım ekibinin başarısı… Hikayemiz çok iyi, evrenseli yakalamış dertleri var. Bunu sahneleme biçemi, kendi tarzını yaratan bir biçem. Mehmet Can Mertoğlu çok donanımlı ve vizyoner bir yönetmen… Bizim başarımız hem söylediğimiz şey hem de nasıl söylediğimizle çok ilgili.

Okumaya devam et ALBÜM’ÜN BAŞROLÜ MURAT KILIÇ: “KİMSE İZLEMESE DE BEN BU FİLME İNANIYORUM”

Kaçın Kurası Başlıyor…

Sevgili Engin Elgün ve Irmak Bahçeci ile beraber senaryo ekibinde yer aldığım Kaçın Kurası adlı dizi 23 Eylül’de saat 20.00’de ilk bölümüyle sizlerle… İyi seyirler…

620x409-1474031875084

Renk’in hayatı bir anda değişir!

Gönül ilişkilerine tövbe eden Renk, kendini tamamen işine vermiştir. Ancak Amerika’dan gelen Barış ani kararları, gamsız halleri, aksiyon dolu maceraları ile Renk’in siyah-beyaz hayatına rengârenk bir bomba gibi düşer. Renk’ten etkilendiğini inatla inkâr eden Barış ise 10 yıl önce geride bıraktığı ailesi ve geride kaldığını sandığı geçmişiyle karşılaşır. Kadın-erkek ilişkilerinden ısrarla kaçmaya çalışan bu ikili, yan yana geldiklerinde hiç de beklemedikleri bir durumun içine düşer. Barış’ın önünde iki yol vardır, hangisini seçeceği hem kendi hayatını hem de Renk’in kaderini belirleyecektir.

www.atv.com.tr/diziler/kacinkurasi 

SURVİVOR’IN OLAY YARATAN İSMİ GİZEM KERİMOĞLU: “OYUNCULUKTA KENDİME SINIRLAR KOYMAM…”

Survivor 2016’nın en çok konuşulan isimlerinden biri o oldu… Başarısı ve güzelliği ile fark yaratan Gizem Kerimoğlu, şimdilerde oyunculuk yaparak ekranlara gelmeye hazırlanıyor. Projeleri değerlendiren ünlü isim Survivor’ın popülerliğe katkısını kabul ederken eklemeden geçmiyor: “Oyunculuk ile Survivor’u karıştırmamak lazım.” Oyunculuk eğitimleri ve yeteneği sayesinde kamera önüne çıkmaya hazırlanan Kerimoğlu, sınırları zorladığı yarışmanın ardından konu oyunculuktaki sınırlarına gelince profesyonelliğini vurguluyor: “kendime sınırlar koymam ama sadece pazarlama amaçlı, kadını metalaştıran sahnelerde de oynamam…” Önümüzdeki günlerde onu daha sık göreceğimize, adını ada ile değil oynadığı rollerle anacağımıza şüphe yok. Dipnot Tablet’in sorularını yanıtlayan Gizem’e teşekkür ederken, oyunculuk kadar Survivor da konuştuğumuz, adayı deşifre ettiğimiz röportajla sizleri baş başa bırakıyorum.

gizemkerimoglu (5)

Kadın futbolcu olmak zor değil mi?

Kadın futbolcu olmak zor değil, çünkü rakipleriniz hemcinslerinizden ibaret, bariz bir güç farkı yok. Yalnız Türkiye’de kadın olmak zor, dolayısıyla kadın futbolcu olmakta da bu engellerin birçoğu var. Fakat ben sporcu olmaktan ve kadın futbolu branşında yer almaktan hep gurur duydum ve duyacağım.

Üstüne bir de Survivor’da yarıştınız. Toplumun kadınlığa dair kalıplarıyla aranız pek iyi değil yanılmıyorsam?

Bahsettiğim gibi, kadın olarak yaşamak üzerine toplumumuzda bazı tabular var. Esasen günümüz toplumlarının büyük bir çoğunluğunda bu tabular veya belirli kalıplar mevcut, ülkemizde ise biraz daha fazla sadece. Örneğin bir kadının en yakın arkadaşı asla bir erkek olamaz diye bir düşünce hakim, oysa bence kadın erkek eşittir, yakın arkadaş veya dost olabilirler.

Merak ediyorum hiç topuklu ayakkabıyla fotoğrafınızı görmedim. Rahatsız ama feminen bu tür objelerle aranız nasıl?

Sporcu olmam veya zamanında futbol oynamış olmamdan kaynaklanan bir önyargı var, ama benim topuklu ayakkabılar veya şık kıyafetlerle de aram iyidir. Yeri geldiğinde elbette giymeyi severim. Fakat bu da kadınlara biçilen bir başka kalıp, kadınsanız her zaman feminenliği en uç noktalarda sergilemek zorundaymışsınız gibi bir düşünce hakim, ben buna karşıyım.

Çok güzel bir kadınsınız.

Teşekkür ederim.

Serenay Sarıkaya gibi tescilli bir güzele benzetiliyorsunuz.

Ben Serenay Sarıkaya’yı çok beğeniyorum. Seranay Sarıkaya’ya benzetilmek değil, bir başkasına benzetilmek de hoşuma gitmiyor. Kendim olarak anılmak isterim.

Adada makyajsız, bakımsız vs. görünmek bir kadın olarak sizi nasıl etkiledi?

Adadaki diğer şartlar gibi kişisel bakım ve temizlik eksikleri de kendi içinde zorluklar barındırıyordu. Ancak makyajsız ve bakımsız görünmek her şartta kendine güvenen biri olarak beni olumsuz olarak etkilemedi.

IMG_9109

GÜCÜMÜN SINIRLARINI ZORLAMAK İÇİN SURVİVOR’A KATILDIM

Adada kaç kilo verdiniz? Vücutta deformasyon olmadı mı?

6 kilo verdim. Oran olarak en fazla kilo verenlerden biriyim ama zaten atletik bir vücuda sahip olduğum için kilo vermem bedenimde bir deformasyona sebep olmadı. Kilo vermekten çok, yarışlardaki sakatlıklar, yaralar ve bereler vardı. Onlar da yavaş yavaş geçiyor.

Dönüşte toparlamak adına fiziksel veya psikolojik bir tedavi vs. gördünüz mü? O yokluktan ve mücadeleden sonra şehir hayatına alışabildiniz mi?

Yarışmadan çok iyi bir durumda döndüm, tedavi görecek bir durumum yoktu. Adadan önce düzenli spor yapardım, kaldığım yerden spora başladım, ekstra bir şey yapmadım yani. Ama evet, modern şartlara alışmak biraz zaman aldı. Mesela 1 hafta, 10 gün boyunca yatakta uyuyamadım, kalabalık yerlerde duramadım. Fakat bu, çoğu Survivor’ın karşılaştığı bir durum, gidenler bilir, sadece bana özel bir durum değil. Yavaş yavaş alışıyorsunuz, sonra bir bakmışsınız ki her şey eskisi gibi olmuş.

Survivor’a oyunculuk kariyeriniz için mi girdiniz?

Oyunculuk ile Survivor’u karıştırmamak lazım. Oraya giderek oyuncu olamazsınız, bunun için önce yetenek ve çok iyi bir eğitim lazım. Ben de bu yetenek var, eğitim için uzun bir süreç geçirdim ve bu eğitim kariyerim boyunca da devam edecek. Elbette popülerlik açısından Survivor’un büyük bir katkısı olacaktı ama ben en zor fiziksel ve psikolojik şartlardaki mücadele gücümün sınırlarını zorlamak ve bu gücü daha da geliştirmek için Survivor’a katıldım.

Sınırları zorlayan bir kadın olarak oyunculukta sınırlarınız olacak mı?

Kendime sınırlar koymam, ancak bu, içinde bulunacağım projenin ciddiyetine ve bende hissettirdiklerine göre değişir. Sınırlarımı zorlamam gereken sahneler sadece pazarlama amaçlı ve kadının bir meta olarak gösterilmesi üzerine ise buna sıcak bakmam. Sırf daha fazla izlenmesi için yazılmış, çizilmiş sahneler çok günümüzde.

Survivor’a katılma süreci nasıl gelişti?

Survivor’a katılmayı daha önce de istiyordum, son olarak All Star sezonu ardından “Bu sefer başvuracağım” dedim ve yüzbinlerce kişi gibi başvurumu yaptım. Sonrasında elemelerden ve mülakatlardan birer birer geçtim. Stresli bir süreçti ama her aşama benim için çok güzel ilerledi ve kendimi adada buldum.

IMG_9117

ADADA TUVALETİMİZİ KUMA YAPTIK!

Adayla ilgili en büyük şaşkınlığınız ne oldu? Gitmeden önce aklınızda bir fikir vardır diye tahmin ediyorum…

En büyük şaşkınlık tuvaletimizi kuma yapmak zorunda olmamız oldu (Gülüyor). Buna alışmak biraz zaman aldı. Elbette gitmeden önce ada yaşantısına dair düşüncelerim vardı, zor olacağını biliyordum ve gerçekten zordu. Açlık, fiziksel ve hijyenik şartlar, hepsi zordu ama üstesinden gelinebilirdi, geldim de. Fakat özlem, bunun üstesinden gelmeye çalışmak hepsinden daha zordu.

Survivor sizi nasıl değiştirdi?

Adadan dönünce geride bıraktığım hayatıma kaldığım yerden devam ettim. Ama olaylara bakış açım, vizyonum, sabrım, anlayışım, kontrolcü gücüm ve en önemlileri kalp gözüm ve şükretme duygum çok ama çok daha güçlü artık. Kendimi Gizem Kerimoğlu’nun bir üst modeli olarak yenilenmiş hissediyorum ve daha olgun bir şekilde hayatıma devam ediyorum.

Gizem Kerimoğlu” denince nasıl, hangi sıfatlarla anılmak istersiniz?

Ben önyargıları, hayata ve insanlara dair kalıpları olmayan bir kişiyim. Herkese eşit yaklaşırım, sevgimi esirgemem. Bu sayede de hayatıma maddiyattan çok tecrübe ve değer kattım. Önyargılardan uzak, farkındalık dolu, kaliteli bir yaşam sürmeye de devam edeceğim.

Sizin için “delikanlı kız” diyen de var, “yancı” diyerek eleştiren de… Yorumlara cevabınız ne oluyor?

Bu eleştiriyi kesinlikle kabul etmiyorum. Koyun gibi sürünün peşine takılmaktansa kendi doğrularımla hareket ettim. Yanında bulunduğum kişinin hiçbir önemi yok, aynı hakaretler, aynı terbiyesizlikler benim de bulunduğum bir ortamda her kime yapılırsa yapılsın ben yine onun yanında olur, tepkimi koyardım. Kaldı ki o çirkince tavırlar defalarca bana karşı da sergilendi. Böylesine seviyesiz ve terbiyesiz davranışta bulunanların yanında olmak bana yakışmazdı, benim karakterime ters. Bunu bir yandaşlık olarak düşünen herkesin aklından şüphe duyarım.

O TAKIMDA OLMAM PERFORMANSIMI ORTAYA KOYMAMA ENGEL OLDU!

Adadaki en büyük pişmanlığınız nedir?

Hiçbir şeyden pişman değilim, örneğin aynı çirkinliklerle tekrar karşılaşsam yine aynı tutumları sergilerim. Yalnız keşke daha terbiyeli, daha insancıl, daha önyargısız bir takımda yer alsaydım diyorum. Benim tercihimde olan bir konu değildi ama o takımda yer almak performansımı ortaya koymaktaki en büyük engeldi.

Siz karar verecek olsanız yarışmanın birincisi kim olurdu? Kim birinciliği hak etmişti, neden?

Daha önce de birçok defa belirttim. Birleşmeden sonra adada kalan herkes birinci olabilecek güce sahipti. Fakat asla kazananın gönüllüler içinden olmasını istemedim, ben olmadıktan sonra gönüllüler hariç kim kazanırsa kazansın bence hak etmiş olacaktı.

Survivor’ın enlerini yapmanızı isteyebilir miyim? En huysuz, en sevimli, en dedikoducu, en hırslı gibi…

Yarışma içinde zaten enler ortada idi. Tekrar benim dile getirmeme gerek yok. (Gülümsüyor)

Sizden bir ünlüler takımı yapmanızı istesem, Gizem Kerimoğlu Survivor’da kimleri görmek ister?

Aklıma ilk gelen hayranı olduğum Lana Heady. Sonra Chris Evans olabilir mesela. Işıl Alben veya Eda Erdem de olabilir. Ama dediğim gibi bu isimler şu anda aklıma gelenler. Tuğba Özay ve Yunus Günçe ile de aynı takımda bulunmak güzel olurdu.

Yeni projeleriniz var mı?

Döndükten sonra birçok proje üzerine görüştük ve görüşmeye devam ediyoruz. İçime sinen, benim için en doğru ve en iyi olabilecek tercihi yapmak için menajerim Altan Gördüm ile yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

Röportaj: Gizem Merve Kaboğlu – Dipnot Tablet Dergi / Temmuz 2016