Aidiyetsizlik

Gidecek bir yeri olmayanlar otellere giderler. Kimsesizliğe en yakın olanlar otel sakinleridir. Edip Cansever’in dediği gibi onlar ölüme en yakın olanlardır, işte onlar gökyüzüne gömülürlerdir. Ölüme en yakın olmalarının nedeni de belki bu eskitilmemişlikten gelir, kimsesizlikten veya kimseciklikten. Yalnızlığa bir eşik uzaktadır onlar belki de yalnızlığın bir eşik mesafesi içinde, bir karış yakındır ayakları toprağa, belki de gömülecekleri gökyüzüne. Kısacası yalnızdırlar, ölüdürler, kimsesizdirler, kimseciktirler…
Kimselerin olmadığı yerdedirler, sahipsizdirler, onları eskitecek insanlar hiç olmamıştır, olsa olsa zaman veya kendileri eskitmişlerdir kendi tükettikleri bedenlerini. Daha da acısı onlar hiç zehri tatmamışlardır, hiç zevki almamışlardır, adressizlik zaafından hiçbir yere aidiyet duyamamışlardır. Belki çocukken bile ceplerinde taşıyacakları bir numaraları olmamıştır veya annelerinin usulca ellerine tutuşturduğu bir adrese gerek kalmamıştır hiç, yardımsever birinin yönlendirmesi için. Bu kadar sebepsiz yaşanmıştır otel sakinlerinin sakinlikleri.
Yutkundukları düğümleri çözebilecek biri olmamıştır, insansız anılar var mıdır diye sorar bir şair, belki onların anılarında olan insanların hepsi yabancıdır, anıları da paylaşılmıştır. Başkalarının anılarına hissedardır kimileri, bazılarının hikayelerine figürandır. Kimilerinin geç söner ışıkları, kimi hiç uyumaz, kimi hiç uyanmaz…
Bazıları düş kurar, kimileri düşüşlerini anımsar. Otellerde akşam erken gelir, sabah uzanır gecenin koynuna, hiç uyanmak istemez bu iskan mahallerinde. Karanlık uzun sürer, koyu renk perdelerinde etkisi vardır elbet, gökyüzüne uzanan bakışlar kadar. Abajurlardan çıkan loş ışık kadar, kalın perdelerde uyutmaya programlanmıştır, uyuşturmaya… Tükettiklerini düşünmeleri için organize edilmiştir tüm fayanslar, koltuklar, yataklar, yaşamlar…
Televizyonlarda dahi geçmişte kalmış şarkılar dinletilir veya yıllar öncesinin filmleri izletilir. Oteller hep günümüzden yıllar öncesine aittir, tıpkı sakinlerinin yaşamları gibi. Önündeki kaldırımlar, bir kere gelenin bir daha uğrayıp uğramayacağından habersiz serilir ayaklar altına, tıpkı şehrin kaldırım sakinleri gibi. Şehir uyanırken koyu perdelerin engellediği güneş sızar kimi pencereden, koridorlardır en çok ışıyan yerler bu saatlerde, odalardaki rehavet henüz yansımamıştır koridorların pencerelerine. Bir de sahipleri vardır otellerin, aidiyeti tek tadanlardır belki onlar tüm sakinler içerisinde. Her gün onlarca ölüyle tanışırlar, konuşurlar, her gün onlarca ölüden uzaklaşırlar. Adem gibi tüm müşteriler de biraz ölülerdir, hepimiz gibi… Şehrin zorla aydınlatılan semalarına gömülecek ölülerdir, kasabaların yatay görünümüne karşı yukarı doğru uzanan binaların ölüleridir onlar. Kent şehitleri, şehir yorgunları, hayat yoksunlarıdırlar.
Ceplerinde hiç adres bulunmamış çocuklardır onlar, benim diyebilecekleri manzaraya hiç bakmamış, hiç yatay bir şehre uzanmamış olanlardır. Oysa herkesin bir manzarası vardır, evde herkesin sevdiği bir yer, diğer bir değişle evi, evdekileri izleyebileceği ona ait bir açısı, bir manzarası vardır. Her evin, her pencerenin, her gözün sahip olduğu izlenim farklıdır, tüm bunları elde edebilmek içinse önce sahip olmanın ayırtına varmak gerekir. Her bakışın birbirinden farklı olduğunu anlamak lazımdır. Otel sahipleri diğer sakinler içinde belki de bunun tek ayırtına varanlardır. Hepsinin adı vardır, tüm meskenlerin. Otellerin, şehirlerin, mahallelerin, odaların, içindekilerin… Adı bilinmeyenler ise kendilerine sevdikleri bir isim uydururlar veya içinde bulundukları durumlara, mekanlara göre isimlendirilirler. Kaldıkları oda numarası, dudaklarındaki çatlakların boyası, isimsiz karakterlerinin yaşıyla isimlendirilirler. Herkese göre değişir adları, sıfatlandırılırlar, rengarenk, desen desen, herkesin manzarasında farklı görünür onların duruşları. Hepsinin bir düşe ihtiyacı vardır, isimsiz oldukları bir düşe…
İsmi olmayan, aidiyeti tatmayan, hepimiz gibi ölmekte olan kimseciklere dikey mezarlarında iyi uykular, uyumayanlara şimdiden en azından bir düşe ait olabilmelerini temenni ediyorum, en azından aza sahip olabilmelerini umuyorum. Ölüme yakın olsalar bile…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir