Aynanın ten kavgası

Gideceğim… Sevemiyorum aynıları, sevemiyorum kendinden başkasını güzel göstermeyen prenses aynalarını. Kendini bilmez kendimden, kimseyi beğenmez kimselerden, kimsesizliğimden arta kalan benden, çok sıkıldım. Yolu gitmek için değil gelmek için sevenlerdenim, dönüleceğini bildiğim için severim gidiş istikametini, dönüşlerden sebeptir hiç duymayışım dönülmeyen terk edişleri. Sonbaharı son değil bahar olduğu için, yanlışları ilk değil son bildiğim için nefes aldım bugüne dek. Ama bunlar biçimsizliğimin son can çekişleri. Gidiyorum, koşar adım. Sürattir ismi bir dolumluk kadehlerde binlercesini eritmenin, erimiş tortuların içinde kendini kaybetmenin, bir yudumda geceyi içmenin, bir nefesle hayatı içine çekmenin tadı… Sükûttur kendini suskunluklara adamanın, seslerden alıkoymanın matemi, sesten çekmektir dudaklarının nefesini. Gece sükûttadır… Hayatın kim bilir kaç nefes yutkunmuş, sakinliği kim bilir kaç dudağa unutturmuştur nefesini. Sükût gecededir…

Biliyorum, vazgeçtiklerinden dert yanan, acısıyla tatlısıyla muhabbetine bu kelamı katan yalnız ben değilim. Dilim başka adlar diler, kendim başka dualarda durur, dilim ayrı söyler, bende dualar dilden kalan yalanların ezbercisi isimler bekler. Başım sarhoş bitmeyen bu kelamın elinde, gideceğim dedikçe bir yudum daha mey verilir dilimin acısından elimdeki kadehe. Yolumun eskisinden azad isterim tek yönlü hayatıma selam verirken, kendimin eskisinden bir veda umarım bunca yoldaşlıktan beklenen vefa sebebinden. Ne cefa alırım ne vefa gelir bana eski yarenlikten… Bırakırım geçmişimi bir sarhoş hatırasında, geçtiğim yolda, kadehte, vefasız bir dostun eskilerinde, uzun bir gecenin sol şeritlerinde. Yüzünü yalnız aynalara açan bir güzelin peçesiyle aynanın ten kavgası gibi bir mücadele bırakırım geçmişimde. Oysa ne ayna anlatabilir güzel kölenin cazibesini ne de ben anlatırım kendimle olan derdimi, ayna prensesten korkar, ben kendimden… Onun yüzünü örten peçe gibi sararım kavgamı ince bir tüle, sustururum. Görünmez kılmam belki ama gözlere renk veririm benim siyahıma el sürmesinler diye. Ses veririm lâl dillere; bana anlatılan masallara el sürmesinler, kendi masallarını anlatsınlar diye, ama ne benim masallarım sağ çıkar bu rekabetten ne de peçesi açılmayan güzel yırtıp atabilir esareti yüzünden.
Bunca çelişkiden sonra gidebilir miyim, bilmiyorum. Cesaret edebilir miyim, tüm kadehleri yarım bırakmaya, son yudumunda terk edilmiş bir şarabın son esiri olmaya. Kendimi ayırıp şimdiden, yarında var olabilir miyim, gidebilir miyim başka dillerde günaydın denilebilen şehirlere? Yüzünü görmediğim hayattandır korkum, bilmediğim dillerde özledim diyebilir miyim, şimdiyi anlatabilir miyim dilimi bilmeyenlere, anlaşılamamanın en belirgin üslubunu görmez miyim onların bakışlarında? Dönsem de geçemeyeceğim yine serinlerden, donmuş tenim ısınamayacak, korkmuş gözlerim telafi bulamayacak geçmiş hayatımda. Yine de kararımı verdim, telafisizlikleri bilerek, görerek hiçbir dertten kaçılamayacağını; karar verdim:
Siyah bir tül alıp üstüme, siyah bir geceyi sererek güzel kölenin yüzün, gideceğim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir