Bir kavga monoloğu

Kızıyorsun böyle konuşmama, sesin yükselir böyle zamanlarda, avucumun her çizgisi kadar iyi bilirim kızgınlığını. Soğuk demir gibi acıtır senin sesin. İçindeki kırgınlıkları seviyorsun sen, bu yüzden bir daha kırıyorsun yeni onarılan yerleri. Suskunluğun da bu yüzden, sen yaralarına acımıyorsun, seviyorsun onları. Seviyorsun seni yaralayanları.
Boşuna gülüp geçme söylenenlere, sen de çok iyi biliyorsun gelenlerin kolay geçemediğini. Gülmek herkese bahşedilmez, yalandan gülme yüzüme. Maziden başka hiçbir şey yok yaralarında ve hala kabuklarını kanatıyorsun iyileşmesinler diye. Çek birini daha kanat şimdi, birini daha kopar teninden. Seçemiyor musun yaralarını, neden bakmıyorsun yüzüme? Seç birini… Ben olmadığım kesin, seç yaralayan başka birini.
Bir başka gecenin, önceki sayfaların özlemini duyuyorsun, biliyorum. Başka bir ağaç dalında sallanıyor çocukluğun. El yazını bile tanıyamıyorsun, çarpuk çurpuk harflerin içinden zamanla güzellerini seçişini ibretle hatırlıyor, karaladıklarını okumak istiyorsun. Biraz daha dinle, otur biraz daha, anlayacaksın söz veriyorum.
Bile bile kazıyorsun içini, derinlerde neler çıkacak diye inadına kazıyorsun. Kazmayla kürekle değil, lafla, sözle deşiyorsun hücrelerini. Telkinlerin, kendine dahi inadın… Kemiriyorsun kendini, dişlerinin arasında sıkışmış bir yığın tütün, çekip duruyorsun kendini kendi içine. Nefes nefes soluyorsun acını, nefes nefes yutuyorsun. Duman duman ayırıyorsun bir parçanı, tiryakiliğin bu yüzden, sen kendine doyamıyorsun.
İki parmağının arasında tutarsın ya sigarayı, hani hafiften titrer elin, yavaştan dumanlanır tırnakların ama bırakmazsın… İçmediğin anlarda başparmağını o sarımtırak süngere dayarsın, parmakların içer dumanı. Sen konuşursun, fırsat vermezsin dumana ama içine çekersin titrek ellerin vasıtasıyla. Hele sinirlendin mi, yakarsın bir tane, ikinciyi hemen ardından… Anlatmaktan, konuşmaktan mahal kalmaz tütünü dudaklarında gezdirmeye, sen öyle anlarda oyalanırsın yanan bir kağıt parçasını izleyerek. Bak yine aynı şeyi yapıyorsun. Kaçıncı bu? Dudaklarının boşluğunu parmakların dolduruyor yine.
Bu sefer konuşmaktan değil susmaktan fırsat kalmıyor elini çenene götürmeye. O kadar dalgınsın ki, veya o kadar suçlu, tek bir cümle yerleşmiyor kulaklarıma. Yanan, sönen sigaralar, birer nefesten sonra molalanan konuşmalar… Kendini bile anlatamıyorsun, kendine bile susuyorsun. Açık vermeyeceksin ya, sesin çarpmayacak ya duvarlara, böyle bir inat işte seninki.
Tek başıma konuşuyorum, sanki karşımda biri yok gibi. Hah… demek bitirdin içmeyi, yoksa dolan kül tablası mı sıktı canını? Dur! Gidemezsin, bilmem gerek, kim sebep oldu? En çok hangi bereni seviyorsun bilmeliyim. Kim sevdirdi sana bunları? Bunu bilmeye hakkım var değil mi, kimi dinliyorsun beyninin bir köşesinde? Beni duymadığın kesin, kimi dinlemeyi tercih ediyorsun?
Tamam, tamam bakma öyle. Anladım, sakin olacağım. Nereye gidiyorsun? Dur, tamam konuşmayacağım. Otur yerine, söz veriyorum sessiz olacağım. Dinle ne olur, gel birlikte susalım ama burada dur.
Kavgaların bile böyle, dinlemiyorsun bile, sen anlat o zaman. Tamam benden bahsetme, ben çoktan geçtim biliyorum. Ne olur, bir sigara daha iç, gerçekten kolay gelip geçmiyor biliyorum, o zaman gelip de geçemeyenleri anlat. Ben dinlerim, geçtim ya hayatından, ben dinlerim, sen anlat. Ben susuyorum, sen başla karalamaya.

“Bir kavga monoloğu” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir