Bir savaş sonrasından yazıyorum

Yağmurlu bir akşamüstü, bir yanda gök diğer yanda hayat gürültüsü… Yağmur yavaş yavaş ıslatır, soluğu kesilir gündüzün, evlerine doluşur hayatın ıslanan sesleri. Hayattan kaçış gibi veda sirenleri çalınır. Severim yağmuru, ıslanmak güzeldir tüm titremelere rağmen. Bir cam kenarında unutulan düşünceler kalır ıslanmışlığın yanında, sıcak bir bardağın bıraktığı buğuyla. İşte böyledir bahar akşamları, ikindi vakti kuşanır gün sudan zırhını, yağmur askerleri dizilir birer birer cam kenarlarına, beklerler şeffaf siperlerinde, düşmanların bir bir kaçışı konu olur savaş sonrası akşam sohbetlerine. Hepimizin hikâyesi vardır su, el bombaları gibi düşerken üzerimize. Yağmur en bariz kaçıştır korkularımızdan, en gözle görünür olanıdır savaş meydanlarındaki can vuruşların. 

Savaşları sevmem yağmur sonrası savaş alanlarını sevdiğim kadar; ıssız, ıskalanmış hedeflerden ıslanmış savaş meydanlarıdır, barut kokusu yerine sudan yağmalanmış toprak kokusudur aklımın bir ucunda kalan. Tazelik kokar savaş meydanları, su mermilerinin saçlarda bıraktığı serin nefes kadar… Yapraklarda bırakılan kovanların cinayet mahalinde bırakılan hayat delilleri olduğu kadar… Taze bir akşamüstünden, ıslak bir savaş meydanına bakarak, taze bahar nefesini, hayat delillerini karşıma alarak; bir savaş sonrasından yazıyorum, dostlarına selam eyleyen bir günün son demlerinden. Sessizce çekiliyor işgalci kuvvet, izleri yavaş yavaş siliniyor delillerin ve gün barış kandırmacasının içinde seslenmeye başlıyor. Kurumuş sokakları dudakları çatlamış insanlar dolduruyor, kuraklığın acısını çekiyor aynılarım, savaş yaralarını saranlar gibi dudaklarını ıslatıyorlar gülümseyerek. Rüzgar son kanıtları süpürüyor, kim inanır burada yaşananlara bu sebepsizlikte… Çiğ damlalarından ayırt edilemez geriye kalan hayat müsveddeleri. Afet sonrası kurulan acil yardım çadırları şimdi caddeler, bir an önce adımlanıyor kaldırımlar olay izleri silinsin diye, afetten çok afet yaratıyor kaldırım müdahaleleri. Kim inandırabilir sizi çatışma hikayelerine benim yazdığım bir hasar tespit raporları olmasa: vefat ya da hasat yok: Yağmur vurmadı hiçbir canlının can damarına, kalım desen asıl cefa o: zarar belirlendi bir çok cam arkası hikayelerin başrollerinde. Kalanlar en çok yara alanlar, acısının geçmesi için sert bir kış gerek çatlak dudak yarıklarına.
Kanıtsız bir akşamüstünden yazıyorum. Tüm delilleri süpürülmüş bir savaş sonrasından, tüm kuraklığı birkaç dakikayla aldatılmış bir yağmur ertesinden, mahremiyeti çözülmüş bir kaldırım fazlasından başlıyorum: Hasar tespit edildi, yağmurda incinen binlerce beden bu savaştan insanlara pay biçilen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir