Bir “sen” kaç akse karşılık gelir

Koridorlar, kapılar, kapı kolları, camlar, camlardan görünen gölgeler, gelen sesler, fısıltılar, anlaşılmayanlar, anlaşılanlar… Adımlar, ayak sesleri, diğerlerinden ayrışanlar, kalabalığa karışanlar, başkalarının gölgelerine basanlar, kapıların gölgelerinde duranlar, durmayanlar… Yazanlar, eller, daktilolar, tuşlar, kağıtlar, kağıt sesleri, kalemler, mürekkepler, parmaklar… Çağıranlar, çağrışanlar, çağrıştıranlar…
Nereden geldi aklıma dedirtenler, akıldan gitmeyenler, akla bile gelmeyeler, aklı sorgulatanlar, uyku hapları, antidepresanlar, ilaçlar, uykular, rüyalar, daha çok uyku, daha az rüyalar… Daha çok ilaç, daha çok uyku, daha az depresyon, daha çok uyku, rüyasız uykularla huzur vaatleri…
Bir kitap, buruşuk bir kapak, içinde bir tarih, anı yazısı, bir isim, sen, ben, imzan… Kalemin akmış mürekkebi, parmağına bulaşan mürekkebi sildiğin kağıt, parmak izin, sen, ben, imzan… Kalanlar, kalıntılar, buruşuk bir sayfada bir leke, mürekkebin bıraktığı leke, senin elinin bulaştığı leke… Ben, biraz tütün rengi dişlerimde, biraz şarap burukluğu… Biraz çatlak, biraz acı, biraz kan, biraz tütün, biraz yara…
Nereden düştün aklıma, nereden düşülür akla veya düşmek için nasıl çıkılmalıdır insan zihninin düşülebilecek uçurum yamaçlı kayalarına. Nasıl çıktın ücra bir köşeme de düşüp duruyor zaman zaman senden bir şeyler gözümün iliştiği bir köşeye.
Bir imza, bir kitap, bir koridor, camda gölgenin arandığı bir kapı, açamadığın kapılar, ağır kapı kolları, ayaksesin, duruşun, kapının gölgesinde dinlenişin, benim gölgemi ezişin, bastığın şeye bakmadan geçişin, yerde duran gölgem, imzanın bulaştığı mürekkebin karası gibi yere dağılan karanlığım, senden kalan fısıltılar, anlaşılmayanlar, rüyalarda kalanlar, unutmak için içilen haplar, hatırlamak için içilen haplar, nedensiz içilen tütünler…
Neyi çağırıyorum ki böyle aks ediyor çağırdıklarım, senin çağrışımların zihnimin hangi köşesinde akıl kırıntısına rastlayacak veya hangi aklın içinden bu kadar akıldışı yansımalar, yanılsamalar çarpacak benimkinden başka?
Neden acaba? Haplardan mı dersin? Sen dedim de haplar mı seni unutturuyor, sen mi hapları unutturuyorsun karışıyorum. Karıştırıyorum, karıştırıyorsun, karışıyorum… İçtiğimden mi yoksa içmediğimden mi böyleyim? Senin çağrıştırdıkların zihnimi boğacak kadar çoklaştırıyor akislerini, aklımın içi ayna yığını sanki…
Neden bunların hepsi, haplardan mı sahi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir