Gördüğüme sevindim

Başladım en kıyı yanından hayatımın. Başladım kazmaya en sığ durağından… Durak dediğime bakmayın, birkaç solukla anımsanan kısa hatıralardan. Yalnızca sarhoşken hatırlanan isimler, bilincin hangi köşesine itilmişse ancak alkolün yuvasından çıkarabildiği sesler, sözler, dakikalar…
Dedim ya en sığ yanı zihnimin, kıyısında kalmış bir hikayeden fazlası değil. Öyle başladım kazmaya, kızıl bir saça değdim, birkaç harf seçebildim isminden. Anlaşılan daha çok içmek gerek zihnimin uyanık kalan arsız hücrelerinden. Biraz daha doldurdum, biraz daha belirginleşti saçlarının dalgası, bir harf daha çıktı adından. Zihnine fal açan falcı durumundayım, benimle kesişen hayat çizgisinin kısalığından tutup isimlerimizin ortak harflerine geliyorum ve nedense bir an onu yeniden göreceğim hissine kapılıyorum. Falcılara layık görülen bir hisse kapılmış hissediyorum kendimi bir an, görebili miyim diyorum. Belki de bir daha görmek için önce hatırlamak gerekir diye düşünerek bir kadehe daha elimi uzatıyorum. Yalnız olduğumu sanmayın, masam yalnız olsa da etraf kalabalık. Benden başka bir yüzü hatırlamaya çalışan var mı bilmiyorum, onlar daha çok unutmaya çalışır gibiler. Oyla ben henüz zihnimde kimlik tespiti çalışmasındayım, unutmam bir an biliyorum. Unutmak zor diye dert yananlara inat birkaç saat için aklımı meşgul eden birini hatırlama meşguliyetindeyim. Hatırlamak unutmaktan daha zor olmalı, yok, zaten hiçbir aşk bunca kadehin aldından sağ kurtulamaz, elbette unutulacaktır… Ancak hiçbir zaman o kadar derinde yer edememiş olanlar enkaz kenarında duranlar gibi olur olmadk zamanlarda içtikçe akla gelir. İşte bu yüzden deviriyorum kadehleri, bu akşam altında kalanlardan çok yanında belirginleşen yüzü seçiyorum.
Kapıdan biri giriyor, o mu acaba? Saçları aynı renk, o da toplamış saçını yukarıdan. Daha zayıftı diyorum bir an, iyi de kilo almış olabilir. Sonra aklıma geliyor neden başka birine değil de ona takıldım bu kez acaba? Gördüğüm başka bir yüz mü anımsattı simasını, yoksa benzerini görmediğim için mi aradım nüshasını? Bilemiyorum… Onu göreceğim hissine kapıldığımdan benzetiyorum muhakkak, yoksa ikimizin de üstünden geçen onca ay beni değiştirdiği gibi onu da aynı bırakmamıştır. Bir günde bile değişiyor insan… Bilemiyorum.
İlk darbeden itibaren zihnimde bir şeylerin yerinden oynadığını hissediyorum. İlk vuruştan itibaren bir kaçış başladı sanki içimde. Unutmak için önce hatırlamak gerekir halbuki, unutamadığımdan demek şimdi içimde bunca koşan adımın terki.
Hatırlıyorum, netleştirkçe o sihir bozuluyor. O baştaki romantizm, esrar yerini biraz melankoliye bırakıyor. Adını bulmaca gibi çözdüğüm, yüzünün kıvrımlarını belki de zihnimde şekillendirdiğim kadının ona benzediğinden bile emin değilim. Görmek istediğimi görüp, hatırlamaya değer gördüklerimi seçiyorum belk. Belki burnu bu kadar muntazam değildi, kim bilir belki kaşları biraz daha inceydi…
Umrumda bile olmadığını anlıyorum sonra. Bir adamın aylar önce tanıdığı bir soluğun izinin peşine düşmesi ne kadar garip geliyorsa o izin silinmediğini varsaymak da o kadar garip. O olanı değil benim ondan kalanlardan tamamladıklarımı izliyorum. Gördüğüme seviniyorum. Yanlış anlaşılmasın onu sevmiyorum, aşık değilim, aylardır aklıma bile gelmedi… Bu arayışın nedeni bir başlangıç, çok daha derinlerde etkisi hissedilenleri unutmak için bir başlangıç. Hatırladıkça ispat ediyorum zihnimin oyunlarına karşı galibiyetimi.
Nerede kamıştık… Falımı açtım neredeyse, karşımda duruyor. Bir an falcıların hissine güvenmek gerekirmiş diyorum. Yeniden karşımda, onca kadeh yığınının arasında, belirgin bir suretle…
Bir anda kendime geliyorum. Sonunda rüya çıkan tüm hikayelere sinir olan ben, sanki bir rüyadan uyanıyorum. Yanımda değil, birkaç dakikalık bir dalgınlıktan ibaret yeniden karşılaşmamız. Ayırdına varıyorum, onun düşsel hüviyetini. Hatırladığıma seviniyorum, çok eminim birkaç dakika önce ismini bildiğimden. Şimdi sorsanız söyleyemem, bir rüyadan uyanınca bir şey gördüğünüze emin olur ama ne olduğunu bilemezsiniz ya, öyleyim. Hatırladığım için mutlu, yeniden unuttuğum için daha da huzurluyum.
Şimdi hayatımın kenarına bir çizik attım, o çizikle işaretledim o enkazın dibine gömdüğüm ilk kişiyi. Üstlerde yatan bedenleri daha sonra defnetmek için ilk yarayı açtım içimde.
Şimdi sorsanız, adını, yüzünü, sesini hatırlayamadığım aslında hatırladığım adın, yüzün, sesin bile ona ait olduğuna emin olamadığım bir kadınla ilk yara izimi yarattım.
Biraz daha ilerlemeden önce zamana ihtiyacım var. Ceketimi aldım, sarhoş olan melankolik erkek kimliğiimle gün yeni yeni uyanırken ben geldiğim yolu geriye doğru adımlamaya başladım. Sonra yolun anlamını düşündüm, metaforlara bile gerek yok, bazen geriye yürümek tam da o anlama geliyor diye düşündüm ve döndüm… Tam da o geldiği anlamla… Geri döndüm…
Unutmadan, uzun bir gecenin ardından uyumadan önce son bir teşekkürü borç bilirim, gördüğüme sevindim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir