Her şey geçer hayat kalır

Seyyah avareliğiyle terk ettim şehri, sarhoşluğun kederiyle getirdim kendimi kim bilir hangi mahallenin ücra bir köşesine. Acı içinde ellerim, kırmızılar içinde, kim bilir hangi duvarın köşesi sıyırdı tenimi, sızdı tenimin kırmızısı kim bilir hangi damarın çatlağından… Bir gölgelik bulup sığınmalı şimdi, güneşe inat karanlığa sinmeli böyle vakitlerde. Dinleyip aynı şarkıları kendinden geçmeli, geçmişinden geçmeli tekrar ve tekrar. Bir daha dönmemek üzere ilerlemeli, bir daha geriye bakmadan susamalı yarınlara, boğazın düğümlenene kadar kurutmalı insan kendini geçmişiyle, kısaltmalı cümlelerini geçtikleriyle… Derviş sessizliğiyle boğmalı insan tüm cümlelerini, her adımında biraz daha susmalı, öyle susmalı ki, mühür var olmalı dudaklarının ince kafesinde. Büyümeli içinde kelimeleri, merhamet dilenmeli kendinden, terkinden, dönüşünden…
Bırakmalı içinde onca birikmişlikle hiç başlanmamış cümleleri, tüm söyleyeceklerini susmalı. Yummalı şimdi gözlerini ılık bir akşamüstüne, şehrini düşlemeli bir özlemin etek uçlarında. Üzgün olmalı, üzmüş olmalı, üzüntü duymalı, bir an o anı duyumsamalı ve yeniden terk etmeli geçmişini, pişmanlığın hazzını sezerek, o tutkuyu severek, bırakılanları ömür boyu merak ederek, elinin tersiyle bir olasılığı daha iterek. Avuçlarımda bir sızı kim bilir hangi hayalin ellerinde kaldı ellerim, sıkışmış bir hüznün kalıntıları mı avucumun içinden sızan. Sayıkladığım hangi duanın iniltileri…
Nedensiz vazgeçtin mi her şeyden, bir o kadar neden doğurursun geçmişinden. Öyle olması gerekirdi senin tesellilerinde, telkin etmelisin kendini ‘olması gereken oldu’ diye. Yazısı kurumamış bir sayfa gibi çevirdiğinde geçmişini dağılır gider tüm yazılanlar, okunmaz olur… Öylece uyduruverirsin işte, ne yazdığını değil, ne yaşadığını hatırlarsın, ne hissettiğini anlatırsın. Yazılanlar karanlık bir lekeden fazlası değildir işte, geçmiştir her şey, yazılmış, dağıtılmış, çevrilmiş ve geride kalmıştır. Kendi yarattığın nedenleri seçip çıkarırsın karalama el yazından içinden, mürekkebin ne kokusu kalmıştır ne bir anlamlı ifadesi o dağınıklıkta. Tıpkı acıtan, anlamsız gelen ama sızlatan, kokusunu alamadığın ama özlediğin günler gibi.
Parmaklarının kenarında çoktan silinen mürekkep lekelerini anımsarsın, hiç silinmemiş gibi duruyorlardır yerlerinde, çoktan unuttuğun isimleri sıralarsın, onlar da hala zihnindedir. Avuçlarındaki sıyrıkları, kırmızıları, dudaklarındaki fısıltıları söküp atamazsın ama vazgeçemezsin vazgeçmenin hazzından, yine geçeceksindir başkalarının hayatından. Yine sıyrılacaktır ellerin ve bu kez daha çok ağlayacaksındır tüm birikmişleri kusana dek… Sonunda huzur duymayacaksın belki ama vazgeçen sen olduğun için seveceksin kendini. Tekrar ve tekrar dağıtacaksın eski sayfaları, yenilerini yazdıkça daha çok buruşacak, daha fazla değişecek dilindeki anılar. Her şey geçse de hayat kalır diyenlerin şarkılarını söyleyeceksin, bir sen kalacaksın, bir de hayat…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir