İstanbul meyhanesi

Yorgun bir günün akşamı, güneşe sırtını dayamış bir bulut süzülüyor gri gökyüzünde. İçinde hüzün taşıyor, çok belli. O kadar ki hüznü en iyi saklayan şehri seçmiş biraz dinlenebilmek için. Belki de uzaklarda başka bir gökyüzüne aşıktır. Sevdiğinin adının hecelenmediği mısralarda dolaşıyordur gözleri, tıpkı İstanbul gibi…
Şairler bu şehirde aşık olurlar. Güzelliği dillere destan osmanlı başkenti ürkütür gizemli havasıyla onları. Orhan Veli, Galataya dadanır, kafaları çekip çekip orada alırmış soluğu sonra hafiften bir rüzgar eşliğinde dinlemiştir İstanbul’u… Bazı şairler İstanbul’un sesiyle yetinmemiş bu şehrin toprağını kanlarında hissetmiştir. Bunlardan biri Ahmet Kul, diğeri de Necip fazıl Kısakürektir. Ahmet Kul şu dizelerle seslenir bu güzelliği farkına varamamış insanoğluna:
Kainatta dursun diye cennetin ispatı,
Allah yer yüzünde eşsiz bir şehir yarattı.
En güzel varlık yapmak için insanoğlunu,
Kanına İstanbul toprağı kattı.
Necip Fazıl biraz daha bireyselleştirmiş İstanbul’u. O Ruhunu koymuştur İstanbul’un dar sokaklarının arasına. İstanbul’un adıyla yoğrulmuştur dili, şair ruhunu bu şehre kilitlemişti. Kimbilir belki de İstanbul’u eşsiz kılan Necip Fazıl’ın dizeleridir. Okuyanlar bilir, onun ruhu hala İstanbul’un esiridir:
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar…
İstanbul deyince ilk aklımıza gelenlerden biri de Kız kulesidir. Bedri Rahmi Eyüpoğlu ‘ Kız kulesinin aklı olsa Galataya varırdı.’ Der İstanbul destanı adlı şiirinde. Buna benzer bir anlatımı başka bir yazar da yakalamıştır. Hatta Kız kulesinin taliplerini eiffeel ve galata kuleleri olarak anlatan yazar, gecekonduların çatılarındaki antenleri de kız kulesinin aşklarının meyveleri olarak görmüştür . İşte o yazar, İstanbul aşığı Sunay Akın’dır:
(…)
Çocuğunu asma köprüde sallayan
Bir annedir İstanbul
Ki onun
İçi süt dolu
Biberonundur Kız kulesi
Soğusun diye suya tutulan
(…)
Bense istanbul’u hava kararınca seviyorum. Günün ağırlığını omuzlarında taşıyan şehir, akşam olunca kuruyor sofrasını. Gökdelenler rakı şişesi, deniz bir avuç su oluveriyor akşam olunca. Meyhane havasına bürünüyor ihtiyar yakışıklı. Sanki üflesem mum gibi sönecek deniz fenerleri. İstanbul adına yazılmış şarkıları fısıldıyor kulağımıza, bundandır dalgınlığımız İstanbulda gece olunca… O büyük meyhanede yankılanıyor İstanbul’un, o genç delikanlının sesi. İstanbul, Kız kulesinin yalnızlığını paylaşan şehir…O, ağlayınca göz yaşlarını içine akıtabilen, kalbini gözyaşlarıyla ikiye ayırıp iki köprüyle bir araya getirmeye çalışan ihtiyar bir delikanlı… Her gemi geçişinde kanar yüreğinde bir yerler… Boğaz hep onun aşkını anlatır, belki de Necip Fazıl ruhunu hapsetmek, Ahmet Kul insanoğlunu anlamak için, bu yüzden İstanbul’u seçmiştir.
Bu gece kulağınızı İstanbul’a verin, size bir şarkı fısıldayacak. Necip Fazıl’ı göreceksiniz sokaklarda dolaşırken. Bir kolunuzdan Orhan Veli çekecek. Kubbelerin üstünde Nedim’i göreceksiniz. Kız kulesi size Sunay Akın’ı anımsatacak. Aynaya baktığınızda Ahmet Kul aklınıza gelecek, yüzünüzde İstanbul’un silüetini arayacaksınız. Tv antenleri artık size bir aşkı anlatacak. Galata Kulesi imkansız bir aşkın cançekişlerini hissettirecek Kız kulesiyle bakışmalarında. Sonra kendinizi dinleyeceksiniz ve işte o zaman İstanbul’u neden meyhaneye benzettiğimi anlayacaksınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir