Tavan arası resimleri

Kavrulmuş anılardan geri kalanları topluyorum, kimi köz kimi kül şimdi. Eski bir dost selamının devamı bu vefasızlık, kimi unutmuş, kimiyle hiç tanışılmamış gibi. Vasıfsız bir geçmiş var, içinde ortak adların geçtiği tek bir satır işlenmemiş, içinde unutulan bir ‘ben’ kalmamış, o derece silinmişim bazılarının hayatından. Yanık bir tebessüm beliriyor eşelerken küllerimi, burnumda tüten yanık kokusu gizliyor geçmişin özlemini. Yangın değil bizimkisi olsa olsa ufak bir temizlik, yabani otlardan kurtulma çabası gibi… Alev değil sadece bir buhar yanığı gibi… Acısı derin, rengi kızıldan bir o kadar uzak, bembeyaz bir siliniş.
Geçmişi bu kadar kolay silerken güven ihtiyacı kadar güvensizliği de artıyor insanın. Oysa uzaklaşmak iyi gelmişti başlarda, eskilerden, eskimişliklerden. Birkaç sene öncesinde, çevremde başka yüzler, kapımda başka isimler vardı. Değişirken eskinin yerine yeniyi koymak başlarda kolay gelmişti, değişirken unutmayı seçmek en basit yol denmişti ancak uzun sürmedi yeniliğin saltanatı, kısa sürede isyana teşvik edildi beynimin her bir hücresi. Şimdi yenileri de silip atamıyorum itiyorum aklımın en dibine, eskilere yer açma çabasıyla. Kayıp bir tavan arasından, bir eskiciden farksız; içi dışı yığınak kapılarım. Üst üste mazi, bazen karıştırıyorum nerede olduğunu hatıraların, başka insanlarla yaptıklarımı başka yerlerde hatırlıyorum. Oysa ne kadar tazeydi onlar, ne çabuk eskitmişim kendimi. Birbirinin üstüne kokuları sinmiş, renkleri karışmış birbirlerine, hepsi bir duvar dibine atılmış, ondan bu sükûneti anıların. Bir olmuşlar, çok değil 2 gün öncesini bile bir diğerinin yanına tutuşturmuşlar.
Tavan arası resimleri diyorum onlara, beklemeden bilinir mi bilmem ama; yaşarken çektiklerin gelecekte yenilere masal oluyor, her yaşadığın bir sonrakinden daha kolay geliyor. İnsanoğlu yine küçümsüyor kendisini, mazisindeki yaralar ne kadar yaksa da canını, geçti diyor, acımamıştı zaten… Sen bir de şimdikileri gör… Yaralarıyla övünen, geçmişini küçümseyen ama dün var oluşunu o yaralardan ötürü isyan belleyen biz değildik zaten; insanoğlu, yüz yüze gelince boğazına düğümlenen şeyi; arayıp da bulamadığı o eski samimiyet değil de özlem diye anlatan kimdi gerçekten? Tavan arası resimlerini çerçevelerinden ayırıp bir bir tozunu silmek, eski resimleri solmuş renkleriyle yeniden salona asmaya yeltenmek; üzgünüm, olmuyor, hiçbir tavan arası resmi ‘yeni’ salonunuza yakışmıyor, eskiyi orada, tavan arasında bırakmak en doğrusu.
Başkalarından devraldığınız hayatları yaşıyor olabilirsiniz veya eski bir hayatı alıp yeniden düzenleyebilirsiniz. Evet, boyasını değiştirseniz de duvarları yıkamazsınız, ancak eski bir duvarın yeni cilasının üstüne de tozu alınmış renksiz bir tablo asamazsınız. Unutmadığınızı kabul edemezsiniz çoğu zaman, ama siz de biliyorsunuz herkesin bir tavan arası vardır, sizin resminiz de başka çatı katlarında şimdi. Hayatınız değişti, salonunuz değişti, üst katta durması gereken resimleri yerleştirirken elleriniz kirlenecek, içiniz ürperecek. Salonda bir kenarda duracağına, tavan arasının başköşesine koyacağım bazı resimleri, bileceğim orada olduklarını bu bana güven verecek, kiminin külleri kiminin dumanı gelecek burnuma. Bir çatı katı yangını haber olacak tüm manşetlerime, küllerinde seçeceğim başköşedeki resimlerimi. Şöyle yazacak haberlerde: tüm resimlerden geriye kalan içine solmuş resimlerden biraz sarı karışan beyaz bir duman şimdi, oysa bembeyaz bir siliniş beklenmişti…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir