Bir damla düşüyor…. Bir tane daha… Bir kelimeden kaçan heceler gibiler, tamamlanmak istemiyorlar. Ağlamak denmez buna, sorarsanız o yaşların sahibine (isterseniz sorun) ağlamıyordur. Tek tük dökülüyordur arada… O da kaçıyordur, tamamlanmamak için elindeki hüznün yarısına. Anlatırsa daha çok dökülür o yaşlardan, hep öyledir (isterseniz deneyin).
Bir zamanlar kelimelerle oynamayı severdim, bir çok şeyle oynamayı sevdiğim gibi. Sonra tasarruf yapmayı öğrendim, gözyaşlarım kadar kelimelerimi de sustuğum gibi. Yaş aldıkça susuyor insan, konuşmaya ya takat bulamıyor ya da vakit, oysa ne çok ağlardık küçükken şimdi ağlamaktan da gocunur olduk. Daha çok kaçar olduk hüzünlerimizden. Şöyle diyordu bir yazar, “İman edilen şey aslında onsuz da olabilmek için var iman sebebi değil midir?” bunun gibi bir şeydi, okudukça yazamamak gibi, iman ettiğimiz şey yaşamaksa yaşadıkça daha çok ölmüyor muyuz zaten ve yaşam da ölmek için değil mi? Ölmenin belirtileri mi bu daha az konuşmak, daha az ağlamak ve tabi ki daha az yazma hali?

Kim bilir, belki de böyle bir şeydir yaşlanmak. Artık her şey daha değerlidir ve çoğu şey çok daha değersiz.
Yarım kalanlar arttıkça yeni bir yarılığa cesaretin kesilir, daha az ağlar, daha çok susar, daha çok okur ama daha az gerçekleştirir oluruz. Daha çok görür, daha çok görmezden gelir oluruz. Tamamlanmadıkça üstü örtülenler, biz de biraz daha eksik ve biraz daha yalnız oluruz. Bu nedenledir ki, yaşlandıkça daha zor dost seçer daha az seçiliriz. Ya takatimiz kalmamıştır ya da vaktimiz, ama en önümlisi cesaretimiz. Böylece tasarruflu bir hayatla beraber iman ettiklerimiz de azalır, onsuzyapamamdediklerimiz de… Çünkü artık anlamışızdır, onsuzdayapılabilir… O şey okumak, yazmak, sevmek, sevişmek veya ağlamak olabilir. Zaten iman ettiğimiz şeyin amacı onsuz da olabilmeyi öğrenmek değil midir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir