Bunamakla açıklanabilir mi tüm bu hafıza yükünü geride bırakışım?

Akşam saatleriydi, belki de gece… Emin olamıyorum, gölgem ne yana düşüyordu yoksa gölgem yok muydu o saatlerde, ya da silinmeye mi başlıyordu izi siyah mürekkep lekesi gibi yayılan gecenin…

Emin değilim, her şey çok silik. Benim sesim miydi seninkini örten, bağırış çağırış mı yoksa fısıltı mıydı ikimizin arasını bölen. Ağır mıydı sözlerim yoksa günün yorgunluğu mu ağır gelmişti, sen mi yorgundun ben mi, hangimiz kaldıramadık diğerinin yükünü, bilemiyorum…

Bir zamanlar ne kadar yavaş geçiyordu o anlar, sahne sahne hatırlıyordum kirpiklerinin her kıpırdayışını, şimdi önce sen mi ağladın yoksa ben mi bilmiyorum. Eskiden çok şey fark ediyordu ilk adımlarda, şimdi kimin ilk önce arkasını döndüğünü hatırlamıyorum.

Her şey o kadar bulanık ki… Sis mi vardı başımızda, bir bulut mu girmişti bakışlarımızın arasına karıştırıyorum belki de benim ağlamaktan gözlerim şişmişti, o yüzden bir garip kalıyor yüzün aklımda. Eskiden her halini bilirdim, şimdi ikilemdeyim, ela mıydı, yeşil miydi gözlerin? Yalnız ben mi yaşlandım yoksa sen hep genç mi kaldın, hafızalarda kalanlar hep aynı yaşta oluyor ya emin olamıyorum sen de değiştin mi acaba?

Her şey o kadar yalnız ki şimdi, bunu ben mi yaptım yoksa sen mi beddua ettin düşünüp duruyorum. Sen öyle sözler söyler miydin, küfür eder miydin ara sıra, yıllar geçti karışıyorum.

Kadeh tutuşunu hatırlıyorum da sonunda o kadehi kırmış mıydın yoksa senden sonra ben mi dağıtmıştım hatırlamıyorum. Cam kırıkları, cam kesikleri, cam yansımaları anımsıyorum. Arkamı dönmemek için camdan izlemiştim gidişini, ama bir adım öncesi kayıp. Umarım ben kırmamışımdır her sonu betimleyen o kadehi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir