Yıllarca hep aynı günü yaşadı

Başını öne eğdi, derin bir nefes alıp önünde uzayıp giden koya baktı. Buraya son gelişim olabilir diye düşündü, olabilirdi veya bir çok kez daha gelebilirdi bugünden sonra. Yine de düşünmeden edemedi, buraya son gelişim olabilir… Olabilirdi, birazdan kendini şu koydan denize bırakıverirdi mesela veya bir dalga gelip onu alabilirdi oturduğu taşın üzerinden. Su sakindi, üzerinde yürünebilecek gibi görünüyordu o kadar sabit, o kadar durağan.
Saatine baktı, karanlıkta zar zor seçilen rakamları ayırt etmeye çalışırken nefesini düşündü. Gece, uykusu geldiğinde ağzında oluşan o tadı hissetti, epey geç olmuş diye düşündü. Evde bekleyen biri var mıydı? Koyda yanıbaşında uyuyakalmış bir beden uzanıyor muydu? Belkide omzundaki hayatın yükü değil dinlenen bir sevgilinin başıydı. Cevap bulamadı bu belirsizliğe, ne yanındaki taşa ne de omzuna dönüp baktı. Arkasında bıraktığı evin ışıklarının yanıp yanmadığını umursamadı bile, şu an yalnızlıktan çok bir şeye ihtiyacı yoktu. Yanında veya aklında kaldığı kim olursa olsun gereksizdi şu zaman dilimi içinde, omzundaki her halukarda bir ağırlıktı şu an bir ruh taşıyıp taşımadığı ne farkederdi ki?

Başını kaldırdı, denizin üstüne ayın ışıktan gölgesi düşmüştü. Bedeninin gölgesinin en son hangi bedenin üstüne düştüğünü düşünecekti bir an vazgeçti, ne fark ederdi? Bir kadının yatağından çıkıp gelse de, tekil hayatını şu taşın üstünde dinlendirse de fark eder miydi? Hissettiği şey aynıysa, koskoca bir boşluksa geçmişi neyi değiştirirdi?
Bıraktı gölgesinin seyir defterini karıştırmayı…
Geçmişsiz, kimsesiz, bomboş bir adam olarak kalakaldı. Halbuki ne kadar çok şey anlatıyordu boşluğu, ne kadar boş kelime doluydu.
Bomboş, etiketsiz adam omzundaki ağırlıkla yaslandı arkasına en çok geceyi seviyordu. Bir öncekinden farklılaşmadıkça aynı gece gibi geliyordu hepsi, kendisi hep aynı adam gibi kalıyordu. Oysa o koysa üstünü örteceği bir gölge bekleyeli yıllar olmuştu, olsun hep aynı geceydi, o hiç yaşlanmamıştı. Omzundaki yıllar önce sıcaklığını ağırlığıyla beraber alıp giden, yerine bomboş bir ağırlık bırakan kadının başıydı, yanında uyuyaklan da, evde ışıkları yakıp gelmesini bekleyen de.
O kadar doluydu ki boşluğu, biraz daha yalnız kalmaya ihtiyacım var diye düşündü, gözünü omzuna değdirmeden, yanındaki taşa dokunmadan, arkasında kapalı duran perdeye bakmadan oturmaya devam etti.
Başını omzundaki ağırlığa yasladı, uyuyakaldı, aynı sabaha uyandı. Hala aynı yaştaydı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir