Mozaik Türkiye, tek tip karakterler

Ekrandan belli bir grubu hedef alarak şifa dilemek, tedavi istemek moda oldu. Sabah programları ayrık otlarına savaş açtı, kanal kanal ahlak dersi verilmeye başlandı. Her kanal açıköğretim fakültesi, ahlak bilgisi dersi.
İkbal Gürpınar, Şebnem Kısaparmak derken kısa sürede dizilen gaf kürsüsüne bu kez de Gülben Ergen çıktı. “Gaf” diyorum, çünkü bu fikrimce gerçekten gaf… Farklı görüşten, farklı yönelim veya hayat duruşundan olan insanlara hasta muamelesi yapmak, aynı durumu biri için hoş görürken diğeri için ayıplamak, bu gaftır.

Hatırlarsınız geçtiğimiz aylarda İkbal Gürpınar, eşcinselliğin hastalık olduğunu, eşcinsellerin genelde cinsel suistimal sonucu yanlış yolllara sapmış kişiler olduğunu söylemiş, tedavi önermişti. Yalnızca birkaç hafta sonra Şebnem Kısaparmak, erkeklerin cinsel ihtiyaçları (sanki seks yalnızca erkek gereksinimi!) nedeniyle kadınları aldatabileceğini, nişanlı kadının bunu hoşgörmesi gerektiğini dile getirmişti. Son olarak Gülben Ergen sabah programında ateistlere şifa diledi.

Konunun temeline inersek. Bir sosyoloji mezunu olarak, medyanın ideolojik araçlar olduğunu düşünüyorum. İletilen mesajların altmetninin olduğunu ve her zaman o mesajı verenin söylediğiyle mesajı alanın algıladığının aynı olmadığını biliyorum. Yani, benim yazdığım bu detayları televizyon izleyen, gazete okuyan kişiler olmanıza rağmen duymamış, görmemiş olabilirsiniz, dikkatinizi çekmemiş veya sizi rahatsız etmemiştir.

Ancak kendinden olmayanı “hasta” olarak nitelendirmek, onu tedaviye muhtaç görmek başlı başına başka bir bilincin örneği. Televizyonlarda, dizilerde kaç tane Ermeni karakter görüyorsunuz, kaç Hıristiyan, kaç Süyani var? Veya kaç eşcinsel karakter el ele tutuşuyor filmlerde (dikkatinizi çekerim el ele tutuşmak kadar basit göstergeleri ele alıyorum), kaç tane ateist var (ak sakallı dedelerin olduğu dizilerde “doğru yola” sevk edilmeye çalışanların dışında “anormal” olarak görülmeyenler)? Ben söyleyeyim bunları yapmaya çalışan diziler tutunamadı, Seher Vakti dizisi vardı, (şimdilerde internet sitelerinde alay konusu olan) Sevginin Gücü adlı bir dizi daha ve yakın zamanın örneklerinden Kasaba… Hiçbirinin ömrü bir öncekini ikiye katlayamadı, aksine Sevginin Gücü dizisinde görülen sahnelerin tek bir karesi bile bugün ekranda yayınlansa yarın ceza alır. Öyle ki bir iki erkeğin yatakta oturmalarını bile ahlaka aykırı görüp cezalandıran bir kontrol daha doğrusu sansür merkezinin otoritesi altındayız.

Özetle, sabah programlarında edilen bu birkaç cümle yalnızca durumu görünür kılan örnekler. Üzgünüm, ülkemizde de yaşamanın zor olduğu bilindiği üzere dizilerimizde de Ermenilere, ateistlere, hatta komediler hariç lazlara yer yok. Nasıl türbanlı karakterler göremiyorsak, hıristiyanları da göremiyoruz. Dizilerdeki neredeyse tüm karakterler apolitik, müslüman (ancak dizi özel alanında yaşayan, yani çoğu karakter camiye de gitmiyor), yalnızca üst kimlik sahibi (tanımlama sayın başbakanın alt kimlik-üst kimlik ayrımı üzerinden yapılmıştır). Hatta dizilerdeki bu insan türü bölünerek çoğalıyor, zira seks o kadar ayıp ki sevişma sahnelerinin çoğu makaslanıyor.

Ben bir şeye saygı duymanın onu tabulaştırmakla aynı anlama gelmediğini hatta o şey tabulaştırıldıkça anlamsızlaştığını düşünenlerdenim. Bu nedenle ki yabancı dizileri (kalite tartışmasına girmiyorum) özgürlük açısından çok iyi örnek teşkil edebilecek, tabuları yıkacak derecede başarılı buluyorum.  Bir çok tabuya karşı detayları yabancı birçok yapımda görebileceğinizi belirterek, empati yeteneğimizin gelişmesini diliyorum.

Mozaikler ülkesi olarak görülen Türkiye’nin, tek tipleşen karakterleri ve fikirleri karşısında ise biraz daha eleştirel bir okur-izler kitlesi görmeyi umuyorum.

Son bir not, diziler içinde ayrık otu olan Behzat Ç de olmasa ne yapardık, biraz olsun umut veriyor…

“Mozaik Türkiye, tek tip karakterler” üzerine bir yorum

  1. Bizim insanımız "gay"ı küfür olarak kullanıyorsa bizim bu dizilere alışmamız ve bu tip karakterlerin yada konuların dizilere işlenmesi baya uzun zaman alacak gibi.En azından işlense bile reytinglerde nerelere ulaşabilecek şüpheli.Artık herşey sansürlenmeye alışılmış.Geçenlerde Okan Bayülgen kendi twitter hesabından youtube üzerinde bir video paylaşmıştı.Kendisinin Trt Türk'te verdiği bir röpartajdı bu.Okan Bayülgen'in verdiği marjinal cevapları bir kenara bırakıyorum ve benim ilgimi çeken şey şuydu: Okan Bayülgen kendisine sorulan soru üzerine "sex" kavramını kullanıyor ve bu sansürlenerek izleyiciye sunuluyor.Artık "sex"'in sansürlendiği bir ülkede geleceğin ne kadar parlak olduğunu siz düşünün(!).Son dönemlerde yine dediğiniz gibi Behzat Ç. bu konuda önemli bir atılım gerçekleştirdi.Bu gelecek için bir umut olabilir mi diye sorarsanız.Bana göre bunu şehrin yada mahallenin binalaşma içine girmesiyle beraber birsürü binanın içinde tek başına kalan müstakil evin yanan ışığı kadar bir ümit olarak değerlendirebiliriz yada görebiliriz.Bu arada yazı çok iyi olmuş.Okurken sıkılmadım.Genellikle ünlü köşe yazarları dışında diğer yazarların yazdıkları köşe yazılarından çabuk kopup başka alemler dalarım ama bunda sıkılmadım.Bu yazının akıcı olması ve aynı tezi savunmam en önemli sebeplerden diyebiliriz.Benim görüşlerim bu kadar.İyi çalışmalar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir