TV klişesi, milliyetçi sunucudan Eurovision dinletisi

Bir Eurovision macerası daha sona erdi, Can Bonomo aldığı oylarla 7. Sırada Eurovision’a veda etti. Ben Eurovision yarışmacısı olmadan önce de Can Bonomo’yu dinleyen ve seven biri olarak yarışmanın sonrasında da kendisini dinlemeye devam edeceğim, ve altını çizerek yedinciliğin bu alternatif yorum için iyi bir sonuç olduğunu “dinleyici” olarak belirtmek istiyorum. Neyse, gelelim biz konumuza, Eurovision’un yayın anlayışına…
İşimiz televizyon yayınlarını yorumlamak, iyisiyle, kötüsüyle ve böyle büyük bir organizasyonun sunumunda gereken belki de en önemli yardımcı deneyim ve tecrübe. Bülend Özveren hangi ülkenin kime oy vereceğini oylar açıklanmadan birkaç saniye önce belirtip deneyimini konuşturadursun Eurovision’u sosyal medyadan da an be an takip eden ben bazı eleştirilerimi not aldım şimdi hemen sıralayacağım.
Eurovision’a her sene katılırken “komşu komşuya oy veriyor” cümlesinin Özveren tarafından tekrarlanacağını tahmin etmek zor değil. Bu kez daha çok dikkatimi çeken ise yarışmanın Azerbaycan’da yapılması sebebiyle sunumda üstünde durulan başka bir vurguydu. Yarışmanın sunumunda düşünülmesi gereken ilk nokta taşeronluğun işçileri sömürüsü ve taşeron firma uygulamasının inşaat sektöründeki yerinin henüz birkç ay önce işçi ölümleriyle birlikte tartışıldığı Türkiye’de övünç meselesi haline gelmesiydi. Elbette sunucuların buna hassasiyet göstermesini beklemek abartı olurdu ancak taşeron firmanın yaptığı iş üzerinden sırf Türkiyeli bir firma diye övünmek de bir o kadar abartıydı.
Bu kadar da değil, tırın üstünde yazan firma adı yetmezmiş gibi yarışmanın ilerleyen dakikalarında oylama yazılımının da Türkiyeli bir firma tarafından yapıldığı özellikle belirtildi. “Çok güzel yapıyorlar değil mi” gibi bir diyalog ekrana yansıdı, yazılımın güzeli nasıl olur yıllardır internet sitelerinde editörlük yapıyorum ben henüz anlayamadım, anlayanlar anlatıversin! Efendim orada güzel olan yazılım değil, firmanın altı çizile çizile izleyicinin zihninde adını karalamaya başlayan “türk” kimliği…
Azeri kardeşlerden Türkiye’ye puan geldikçe sevinç çığlıkları atılan, Türkiye’den oylama için bağlantı yapıldığında ülkeye övgüler düzülen yarışmada Norveç’in İsveç’e oy vermesi “Eee, komşudan koşuya oy” şeklinde yorumlanıyorsa burada bir sorun vardır. Efendim Azerbaycan ile Türkiye arasındaki bağ da bundan farklı değildir, sanki Türkiye’den çıkan oylarda komşuluk bağı yok mu, var… Türkiye ıssız bir ada mı da komşusu yok… Türkiye dış politikada dost edinememesini sürekli düşman milletlere bağlayadursun, ortak kültürü olan Yunanistan’dan, yıllarca kapı komşusu olduğu Ermenistan’dan, “yavru vatan” diyerek andığı ancak yıllardır yarışmada Kıbrıs yazan adı KKTC diye okuduğu Kıbrıs’tan oy alamıyorsa orada “komşudan komşuya mantığını” değil Türkiye’nin komşuluktan anladığını sorgulamak gerekiyor.
Bülend Özveren’i dinleyen coğrafya bilgisi olmayan biri İsveç’in dünyanın en çok komşusu olan ülkesi olduğunu hatta her yıl birinci seçildiğini sanabilir. Bu mantık, önermesini doğrulamayan düz bir mantık olduğundan başarılı, fark yaratacak, tüm politik ve coğrafi birliktelikleri göz ardı ettirecek bir iş yapamamanın milliyetçi sancısını taşeron firmanın, yazılımcının başarısından söz ederek doğrulamaya çalışır, ki öyle oldu.
Kişisel top 3ümde Sırbistan, İsveç, Rusya vardı, sonuçlara bakınca geçmiş yıllardan kimin kime oy verdiğini bilmeme rağmen “iyi müzik”in puan almasını dileyerek belirttiğim tahminlerimin tuttuğunu görüyorum. Evet belki oylamayı etkileyen politik düşünceler var, ki Sovyet rejiminin yıkımı dönemindeki oy durumlarını inceleyen akademik tezleri de zamanında okumuştum, ama en azından bunları gözardı ettirebilecek 2-3 şarkının tahmin edilmesi çok zor da değil. Komşu paranoyası, milliyetçi damar bulmak için sunum arayışları bir yana İsrail’den alınan bir puanın kıymetini ve Avrupa’da yaşayan Türkiye vatandaşlarının TRT’nin azınlık açılımından hoşlanmamasının zihniyet ölçümünü bilmek, anlamak gerekiyor.
Taşeron firmada, yazılımda milli faktör arayan bir sunucunun yıllardır komşu paranoyası yarattığı bir yarışmada izleyicinin zihniyet durumunun bundan farklı olduğunu zannetmek asıl yanılgı değil mi?
Sonuçtan çıkarılan çözüm bence çift taraflı: ya zihniyet açılımlarında kararlı bir politika yürütüp sunucu değiştirilecek ya da milli duygular kabartıla kabartıla köpürtüle köpürtüle her yıl yeni bir hezimet daha “komşudan komşuya” diye kabullenilecek. Yoksa tutarsızca, “Eurovision müziksel bir yarışma değildir” önermesinin örneklerinden biri Azerbaycan-Türkiye ilişkisiyken komşu paranoyası yaratmak TRT için komik kalıyor.
Son bir not: Benim oy verdiğim ülke ise safi müzikal beğenimle “Sırbistan”dır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir