Özgür Çevik röportajı :İskender benim içimde olan bir adamdı

Follow me

Kimi zaman gülümseyerek yapılan, kimi zaman derince bir sohbetin içinden süzülen bir Özgür Çevik röportajı ile başbaşa bırakıyorum sizi…

Bir Cumartesi günü denize nazır bir çaybahçesinde buluştuk Özgür Çevik ile… Henüz finalinin üstünden bir hafta geçen Evlerden Biri dizisinden başladık, Özgür’ü hayatımıza katan Akademi Türkiye’ye uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Yan masamızda onun oturduğunu görünce yaptığı besteleri anlatan gençler de oldu, yolda yürürken “Ben bu adamı çok seviyorum” diye seslenenler de… Özgür ise olabildiğince sakin ve tüm sıfatlardan bağımsız “kendi” olarak cevapladı sorduğum soruları. 

Evlerden Biri’nden başlayalım, böylesi zorlu bir karakteri canlandırmaya başlarken koktunuz mu? Bu korkuları aşmak için ne yaptınız? 

Koktum…  Karakteri anlamaya, onunla kalmaya, sette dikkatimi dağıtıcak şeyleri kesmeye çalıştım. Bu adamın içimde olduğunu bildiğim için ben bu karakteri seçtim. Ortaokul dönemindeki bana çok uzak bir adam değildi İskender… Kekeme değildim ama biraz zorlansaydım, bir büyük travma geçirseydim böyle tutuk bir adam olabilirdim ben de.

Karakterin başarılı olması şaşırtıcı değil o zaman… 

Değil, çalıştım çünkü, ahlaklı bir adam yaratmaya, oynarken fazladan artistlik yapmamaya çalıştım. Karakterin yeterliliği veya yetersizliği tartışılır ama samimi olduğunu düşünüyorum.Yorumların güzel gelmesini de buna bağlıyorum, bu da hoşuma gidiyor.

Bana sanki size bu rol değil Erdal karakteri teklif edilmiş siz bunu tercih etmişsiniz gibi geliyor. Doğru mu?

Senaryo geldi, birkaç rol vardı içinde. Bu rolü (İskender) de öbür rolü (Erdal) de okumam söylendi. Ben İskender’i istedim. Kanala gitti, kanal benim Erdal’ı oynamamı istedi, ben istemedim, tekrar kanala gitti yapımcımız Ata Türkoğlu’nun da desteğiyle kanaldan olumlu yanıt geldi ve İskender’i canlandırdım.

Bu rol sizin oyunculuk ispatınız gibi oldu.

Hep öyle olmuyor mu zaten ama kimseye değil kendime ispat etmeye çalışıyordum ve ettim, yeterli bulmadım ama…

Yeterli olması için ne gerekiyordu?

Bu sadece benimle ilgili bir konu değil, çok iyi bir ekiple çalıştık ama bir tiyatro oyununda dolu salona veya yarısı dolu olan salona oynadığın oyun arasında oyuncunun motivasyon farkı vardır. Olmaması gereken bir şey olduğu söylenir ama vardır, insan psikolojisi… Bütün doneler (senaryo, izlenme oranı, yeterli zaman) olsaydı, ben de belki biraz daha asılsaydım biraz daha yukarı çıkabilirdi, daha iyi olabilirdi İskender. Çok iyi fikirlerimiz vardı ; bu adamın bir gramafonu olsun, onun tamiriyle uğraşsın, bir İlhan İrem plağı olsun onunla dinlensin diye düşünmüştüm. Ben ortaokul ve lise yıllarımda çok severdim İlhan İrem’i, tedavi eden bir yanı olduğunu düşünürüm sesinin.  Bu adamın da biraz daha huzurlu bir sese ihtiyacı vardı, bunun gibi fikirlerimiz vardı ama bunu uyarlamak için zaman olmadı.

Edebiyat uyarlamaları zordur, diğer edebiyat uyarlamalarını nasıl buluyorsunuz?

Hepsini çok izleyebildiğimi söyleyemem. Yakın bir örnek olarak Kötü Yol’dan bahsedersek; kadrosu güzel ve kaliteli bir işti ama kitabı okumadım, kitaba ne kadar uydu, ne kadar Orhan Kemal’di onu bilmiyorum.

Evlerden Biri ne kadar Orhan Kemal’di? 

Çok Orhan Kemal başladık biz. Çatışmaları kurmak için hikaye olarak sapmalarımız oldu ama bence tadı ve dokusu Orhan Kemal’e çok yakındı.

Sosyal Medya Bunu Konuşuyor: MUHTEŞEM YÜZYIL İDDİASI

Muhteşem Yüzyıl’da Sarı Selim rolünde sizi görmek isteyenler adete sosyal medyada kampanya oluşturmuş durumda… Böyle bir teklif var mı?

Onunla ilgili resmi bir teklif yok ama sosyal medyada konuşulanları ben de gördüm.

MEZARIMDA RADIOHEAD ÇALSIN İSTERİM

Biraz da müzikten konuşalım. Müzikle ilgili yeni çalışmalar olacak mı?

Bilmiyorum, kendimi hazır hissetmeme bağlı bir durum, süre veremiyorum.

Daha once çıkardığınız Düşünce albümü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kötü bir albüm olduğunu düşünmüyorum ama hatalarının da olduğunu kabul ediyorum. Daha iyi aranje edilebilir miydi, daha sıcak yapabilir miydi şarkıları, muhtemelen evet.

O albümü dinlediğimde Türkiye’den Feridun Düzağaç, dünyadan Radiohead tarzına yakın bulmuştum şarkıları…

Radiohead benim hayatımın grubudur, hoparlörlerle mezarımın başında şarkılarının çalmasını isteyeceğim gruptur. Evet,  ben de bu düzeyde bir şey istiyordum.

Lisede tiyatro grubunuz varmış, o zaman oyunculuk idealiniz var mıydı? 

Lisede bir komedi oyunu oynamıştık, ben oradaki kılıbık damattım. Demek yönetmenimiz Sedat Şimşek bende bir potansiyel görmüş o zamanlar, turneye bile gitmiştik, oyunculuğu sevmiştim ama idealim müzikti.

BUGÜN KİMSE BENİ YARIŞMALARA SOKAMAZ

Yıllar önce Akademi Türkiye yerine bir oyunculuk yarışmasına neden katılmadınız?

Akademi Türkiye müzik içindi. (Gülüyor) O zamanlar aklımda oyunculuk yoktu. Bu şimdi daha da netleşiyor, oyuncuların müziğe bir ilgisi ve bence müzisyenlerin de oyunculuğa ilgisi var. Başka disiplinler ama çok ayrı olmadığını düşünüyorum. O yüzden müzik ile tanınıp oyunculuk yapmam çok aykırı görülmemeli, arada köprüler var.

Akademi Türkiye, gözetlenme durumunun da olduğu bir yarışmaydı, o ayrı bir cesaret değil mi?

Bilmiyorsun ki neye girdiğini… Bence de cesaret, bugün olsa girmem. Bugün kimse beni hiçbir yarışmaya sokamaz, bugün oyunculuk yapmıyor olsam bir şirkette çalışıyor da olsaydım o yarışmalara girmezdim.

Pişman mısınız Akademi Türkiye’ye girdiğinize?

Hayır değilim ama bugün olsa girmem. Yarışmalar yapmak istediğin iş için büyük bir adım ama hayatının sonrası yarışmayı unutturmakla geçiyor.

Kendi yaşamınızın bir senaryo olduğunu düşünseniz, şimdi o senaryonun neresindesiniz?

Hep hayatımın bir film düşünürüm ve ortasındayım tam… Kırılma anına yakınım…

Kırılma anından kastınız ne?

Filmde bir karakterin başına iyi veya kötü bir şey gelir ve bir değişim olur. Bu bazen çok küçük sıradan bir şeydir ama kırılmadır onu kastediyorum.

Peki bu senaryoyu izleyen biri olsanız, bir izleyici olarak “Özgür” karakteri hakkında ne düşünürdünüz? 

Çok güzel bir soruymuş bu… İnsan hali, hem sevimli, samimi hem antipatik gelirdi herhalde. Dışarıdan nasıl görünmek istediğimi sordunuz aslında, hep olabilecek olanın en iyisi olarak görünmek istiyorum. Bu nedenle iyi olamayacağımı düşündüğüm şeylerden vazgeçiyorum.

Twitter’daki iletilerinize bakınca şunları görüyorum: “Playstation, kedi, rakı, sigarayı bırakma denemeleri…” Biraz hüzünlü olduğunuz dönemlerde mi etkileşime giriyorsunuz, yoksa gerçekten bu kadar hüzünlü müsünüz? 

Neşeli olmadığım zamanlarda ilgim başka bir şeye kaymıyordur. Etkileşim biraz yalnız kaldığım zamanlarda yaptığım bir şey. İnsanın bir özgür olmaya çalışan, yapmak istediklerini yapmak, mutlu olmak, haz almak isteyen kendi ve insana kurallar koyan, ahlaki değerler yükleyen zihni vardır. Zihnimi bıraktığım zaman kendimin beni götürdüğü yer hüzünlü bir yer ama aslında ben hem çok neşeli, bir o kadar da hüzünlü biriyim…

Özgür Çevik ile Özgür arasındaki fark bu mu acaba?

Olabilir… Ama bence arada böyle bir fark olmamalı, ben bu farkı en aza indirmeye çalışıyorum. İkisi arasında uçurum yok…

Kısa sorular – kısa cevaplar… 

Isim seçseniz kendinize hangi ismi verirdiniz?

Yusuf Ziya… Dedemin adı…

Tek bir dilek şansınız olsa ne dilersiniz?

Fantastik şeyler, zamanı durdurmak, görünmez olmak, insanların beynini okuyabilmek… Güçle ilgili şeyler…

Nasıl ölmek istersiniz?

Mutlu.

Ardınızda size anlatacak bir şey kalacak olsa, o şey ne olur? 

Tebessüm anlatsın beni.

Yaptığınız en çılgınca şey?

Yaşamak (Gülüyor)

İzlediğiniz işler var mı? 

Person of Interest ve Game of Thrones gibi bazı yabancı dizileri takip ediyorum. Leyla ile Mecnun’a denk gelirsem onu izliyorum ama sürekli izleyicisi olduğum yerli bir yapım yok.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir