Gelin Kaynana Seda’ya Gelin, Kadınlığınızı Yarıştırın!

Follow me

Gelin Kaynana Seda’ya Gelin programı bugünkü yazımın ana konusu. Program gelin ve kaynanaların yarışması ve sorulan sorularda damadın cevabını tahmin edenin kazanması üzerine kurulu. Programın detaylarına geçmeden önce Türkiye televizyonlarındaki benzer formatların isimlerini geçirmek istiyorum.

Seda Sayan Kaynana Gelin
Seda Sayan Kaynana Gelin

Program Beyaz Atlı Prens, Sahte Gelin, Bir Prens Aranıyor, Size Anne Diyebilir miyim?, Gelinim Olur musun?, Gönüllerde İkinci Bahar programlarının günümüzdeki yansımasından ibaret aslında. Format farklı olsa da sırtını dayadığı “şey” aynı: ataerkil düzen. Özel hayatın kamusal alanda ifşası bir yana yeniden üretilen toplumsal rollerin ve çatışmaların üzerinde durmak istiyorum.

Programı izlerken aklımdan Deniz Kandiyoti’nin adını sıkça geçirdim. Erkekler ve ataerkil düzen tarafından hatları çizilen alan içerisindeki kadınların iktidar kavgasının anlatıldığı program, “ezeli ve ebedi” olarak anılan bir çatışmayı gözler önüne seriyordu: Gelin – Kaynana kavgası…

 

Seda Sayan’ın alkışlar, göbek havaları ve nidalarla coşkulandırdığı yarışmanın sorularına kulak verin istiyorum. “Evine patronu yemeğe gelecekken damat eşinin mi, annesinin mi yemek yapmasını ister?”, “Annesi mi daha temizdir, karısı mı?”, “Annesi mi yoksa eşi mi diğerinin arkadasından daha çok konuşur?”… Tüm bu sorulara gelinler tabii ki kendilerinden yana, anneler ise kendileri lehine yanıtlar verdiler, arada kalan damat ise “eş” ve “oğul” rolleri arasında sıkışıp kaldığından ekranda komik görüntüler yer aldı. Tüm bu seçim anlarında ise arada “Hap koydum içine hap koydu, kaynana adını kuyruklu yılan koydum” ve “Dişleri gidik kaynana, oğlun çerez getirdi sensiz yedik kaynana” gibi güzide eserler çalınarak yarış kızıştırıldı.

 

Gelinler ile annelerin “kadınlıklarının” yarıştırıldığı program kadına atfedilen toplumsal rollerin en iyi hangisi tarafından yerine getirildiği sorularıyla damadı arada bırakmaya yönelikti. Hatta kadınlarının eşlerinin çaylarına bile şeker atmalarıyla övündüğü dakikalarda anneler de çocuklarını aslan gibi yetiştirdiklerini anlatıyorlardı. Özetle erkeğe hizmet eden  en iyi kölenin seçildiği programda damatlar bir dediği iki edilmeyen otoriteler olarak dokunulmazlıklarını koruyorlardı. Ataerkil düzenin yeniden üretildiği ve başta belirttiğim gibi erkeklerin kamusal alanda ispat ettiği eril otoriteyi onların izin verdiği ölçüde kadınlara armağan ettiği hane alanında iktidar yarışı halinde ekrana sunan anne ve gelinler biraz psikoloji ile ilgilenen, Lacan ve Freud’a aşina olanların yüzünde alaycı bir gülümseme bırakıyordu.

 

Deniz Kandiyoti’nin argümanlarına geri dönmek istiyorum zira gelin-kaynana çatışmasının varlığı ile ilgili açıklama onda, evin büyük kadınının da ataerkil otoriteye iştirakını anlatan Kandiyoti, ataerkil pazarlık ile kadınların yaş, doğurganlık gibi unsurlar ile diğer kadınlarla aralarında hiyerarşik bir ilişki oluşturduğundan bahseder: “Atasoylu geniş ailedeki kadının hayat döngüsünde genç bir kadın olarak yaşadığı zorluklar ve yoksunluklar, kendi gelinleri üzerinde denetim ve otoriteyle yer değiştirir. Menapoz yaşını geçmiş güçlü bir matriark, bu nedenle ataerkil madalyonunun öteki yüzüdür. Kadınların iktidarının döngüsel doğası ve yaşlı kadınların otoritesinin devralınacağı  beklentisi, ataerkilliğin bu biçiminin kadınlar tarafından içselleştirilmesini destekler(…)Kadınlar, denetleyebilecekleri tek emek gücüne ve yaşlılık güvencesine ancak evli oğulları yoluyla ulaşabilirler. Oğullar kadınların en önemli dayanağı olduğu için, onların ömür boyu anneye bağlı kalmasını sağlamak sürekli bir zihinsel meşguliyet yaratır.”

 

Tüm psikolojik yorumlar ve referans verilebilecek kompleksler dışında iktidar yarışı üzerinden bu şekilde açıklayabileceğimiz kayınvalide-gelin çekişmesi Seda Sayan’ın programı içerisinde memleketler üzerinden de kızıştırılıyordu. Gelinin memleketi ile kayınvalidenin memleketinin yemek kültürlerinin tartışılmasıyla birey özelinden çıkarılarak bir ile ve bölgeye hatta bölge kültürüne atfedilen yarış evinde oturarak programı izleyen gelin kaynanaların da kavgalarına sıklıkla sebep veriyordur eminim.

 

Kadınların erkeğe hizmetlerinin geleneklerle meşrulaştırılarak ekrana sunulduğu bu yarışmalar özetle araerkil anlayışı yeniden üretiyor. Kadınlık ve erkekliğin toplum nezninde genellikle kabul gören çerçevelerini kalınlaştıran formatta Seda Sayan ise bu genellemeleri vurgulayan isim oluyor. “Gelin dediğin bunu yapar mı” diye sorabiliyor veya “Kızlar kocalarınızı cezalandırmayın, başkaları kapar” sözleriyle erkeklerin “elde tutulması gerekenler” olduğu mesajını altını çize çize izleyiciye veriyor.

 

Ben ise programı izlerken sinirden tırnaklarımı kemirerek ekrandaki kadınlar adına kadınlığımdan utanıyorum. İkincilliğin bu kadar içselleştirilmesine razı olamazken, program hediyesi olarak kadınlara verilen çamaşır makineleri ve yemek takımlarının alkışlanmasını izliyorum. Evde otoritesini birkaç saat içinde ispatlayan anneler veya gelinler sözde özgür alanlarına eşyalarını taşırken normalleştirdikleri, yeniden ürettikleri bu düzenin kendilerini daha da bağımlı ve esir kıldığını akıllarından geçirirler mi bilmem ama ben düşünüyorum…

Gizem Kaboğlu

Yazı ilk olarak cine dergi Mart sayısında yayımlanmıştır. www.cinedergi.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir