O Ses Türkiye’de Yeni Jüri Dönemi: Yetiş Bacım!

O Ses Türkiye’de yeni sezon hazırlıkları sürüyor. Ben bu yazıyı hazırlarken yeni jüri üyelerinin Seda Sayan ve Hayko Cepkin olacağı konusunda dedikodular almış başını gitmiş durumda. Zaten Beyaz’ın jüri olacağı biliniyordu. Anlaşılan bu sene O Ses ciddi bir revizyonla ekranda olacak.

Seda Sayan, Jüri Koltuğu İçin Doğru Seçim mi?

Öncelikle en çok tartışma yaratan ismi incelemek istiyorum. Seda Sayan gazino kültürünü iliklerine dek hisseden, Türkiye televizyonculuğunun gündüz kuşağının ritmini 9 8’e çeviren, kocaları ile magazin hafızamızda yer eden, dilinden düşürmediği nidaları, ani atarları ve bir anda gelen oynama hissi ile akıllarımıza kazınan bir isim. Kibariye ile yaşadığı bodrum katındaki evinden assolistliğe, dizi oyunculuğuna, reklamlara ve sunuculuğa uzanan kariyerinde birçok virajı başarıyla alan Seda Sayan’ın O Ses Türkiye için ne kadar doğru seçim olduğu günlerdir tartışılıyor. Seda Sayan’ın neden seçildiğini yorumlamadan sonuca varmak elbette anlamsız.

TV8, Kadınlara Göz Kırpıyor

TV8 bu yıl kısa bir aradan sonra yeniden dizi yayınlamaya başlıyor. Malumunuz önceki denemelerde istediği başarıyı elde edememişti. Geçtiğimiz yıl da O Ses Türkiye, ilk elemelerin ardından reytinglerinde ciddi bir düşüş ile karşılaşmış, diziler ile rekabette özellikle düello bölümlerinde bayrak yarışının gerisinde kalmıştı. Geniş çerçeveden bakarsak TV8, dizilere karşı bu yıl yenilmemenin peşinde. Hatta kendi dizileri ile yeni izleyiciler de edinmek için çaba sarf edecek. Yemekteyiz de başarılı olana kadar aynı sorun TV8’in gündüz kuşağında da vardı hatırlarsınız. Peki başa dönelim, dizileri izleyenler, seçenler kimler? Kadınlar. Yani TV8’in şu an ulaşması gereken kitle prime time’da ekran başında olan kadın izleyici, hem de reyting ölçümlerinde yüksek paya sahip total kadın izleyici. (dipnot: AB grubunun ölçümlerdeki payı zaten düşük, bir de son yıllarda örneklem seçiminde eğitim ve gelir kıstasları artırılarak tüketim geri kaldı, sermaye el değiştirdiği ve eğitim oranı da ülkemizde yükseldiği için AB de 10 yıl öncenin AB’si değil. İzleyici zevkleri eskiye nazaran total’e daha yakın malumunuz.)

Seda Sayan, Kadın İzleyiciyi Tavlayabilir mi?

Seda Sayan ülkemizde kadınları yönlendiren nadir ikonlardan biri. Öyle ki geçtiğimiz yıllarda yüzü olduğu kola firmasının pazar payını tarihinde en çok artıran kampanyaya imza atmıştı. Market reklamlarında kadınlara indirim müjdeleyen tek ünlü kimdi dersiniz? Peki kendi jenerasyonundan hiçbir kadın sanatçı onun kadar reklam yüzü olmadı desem inanır mısınız? Güven anketlerinde de başı çekenlerden biridir. Elbette vergi rekortmenliği listelerinde de… Yani ister inanın ister inanmayın Seda Sayan, medya sektöründe bir şarkıcıdan çok daha fazlası…

Son zamanlarda gündüz programları neden tutmadı derseniz ona da bir parantez açmak isterim. Gündüz kuşağında Seda Sayan’ın eğlence odaklı formatı geride kaldı. Günümüzde reality dramları prim yapıyor, star sunucular yerini star acılara bıraktı. Seda Sayan yalnız birkaç sezon önce reyting yarışında hiç de fena olmadığı evlendirme formatının ardından eğlenceye geçerek hata yaptı. Dram pompalanan programlara devam etse veya adıyla özdeşleşen Yetiş Bacım’ı sabah kuşağına taşısa emin olun çok daha başarılı olurdu. O Ses’in kadın izleyiciye dokunması için Seda Sayan bence doğru bir seçim. Başarılı olur mu göreceğiz. Elbette jüri ile sinerjisi soru işareti, Acun Ilıcalı’nın sunucu olmama ihtimali de göz önüne alındığında programın başarısında birçok farklı kıstasın olacağı da aşikar. Yalnız denemeye değecek bir risk mi, evet.

Seda Sayan Yeniden Solistliğin Peşinde

Tüm bu bilgilerin ışığında Seda Sayan’ın O Ses Türkiye’den alacaklarına da değinmekte fayda var. 90’lı yıllara damga vuran ve pop türüne en yakın şarkısı Ah Geceler’i yeniden yorumlayan, estetisyenini değiştirerek imajını tazeleyen Seda Sayan da belli ki gençlere ulaşmak istiyor. Gençler tanıyor derseniz yanılıyorsunuz, zira sosyal medyada hakkında yapılan en yaygın yorumlar “Seda Sayan’ın sesi” üzerine. Genç kesim onu bir şov yıldızı olarak tanıyor ve assolist kimliği şovunun gerisinde kalıyor. Seda Sayan da O Ses sayesinde sesini ispatlayarak genç kuşağı yakalamaya çabalayacak. Kısaca O Ses için kadın izleyici mıknatısı olması beklenen Seda Sayan da programın gençlerine kendini yeniden tanıtacak. Bu nedenle Seda bacımızın da ekranda gündüz kuşağındaki kadırgalı tavırlarından biraz olsun ödün vereceğini düşünüyorum. Daha taze bir imaj, tavır ve solistliğini öne çıkaracak yorumlarla Seda Sayan, O Ses Türkiye’de olacak göreceğiz.

Hayko Cepkin’i Nasıl Bilirsiniz?

Türkiye’de herhalde en önyargılı yaklaşılan ünlülerden biridir Hayko Cepkin. Ne başkası zannedilip twitter’da hakaret edilmediği kaldı, ne fiziksel görüntüsü üzerinden saçma sapan muhabbetlere meze edilmediği ne de ismi üzerinden kimlik tartışmalarının açılmadığı… Başarısı, yeteneği ve tarzı ile rock müzikte yeni bir sayfa açan Cepkin, aslında birçok farklı tarzı başarıyla icra ediyor. Zamanında ilahi söylediği albümde yaşanan şok bile olası jüri üyeliğinde yaşanacakların fragmanı gibi. Gökhan Özoğuz’da yaşanan şaşkınlık eminim Hayko Cepkin tanındıkça da görülecektir. Umarım havadisler gerçektir ve Hayko Cepkin’in neşesini, müziğini ve yeteneğini O Ses Türkiye’de görürüz. Görürüz de önyargıları yerle bir edecek yeni bir sürece tanık oluruz.

İyi seyirler.

TRT’nin Kore Uyarlaması Dizisi Elimi Bırakma

Elimi Bırakma dizisi her Pazar akşamı TRT1 ekranlarında izleyicilerle buluşuyor. İzleyicinin henüz birkaç haftadır tanıdığı bu dizi, televizyonun mutfağında olan birçok kişinin aşina olduğu bir proje aslında. Son 3 senedir farklı senaristlerden bu dizinin uyarlanmak istendiğini duyuyordum, hatta geçen yıl büyük bir yapım şirketinde “O iş çok kanala gitti, yatırım devri geçti” cümlelerini bile duymuştum. Yani bu projenin birçok yapımcının, kanalın kapısından döndüğü hep konuşuldu. Ne kadarı doğru ne kadarı dedikodu bilemiyorum. Yalnız Kore aslı Shining Inheritance’ı izlediğimden beri ben de “Bu dizi uyarlanmalı” diyenlerdenim. O nedenle Elimi Bırakma’nın Shining Inheritance uyarlaması olduğunu duyduğumdan beri “Sonunda” nidaları ile sevincimi ilan ediyorum.

Hayatın İçinden Bir Hikaye

Dizinin başrollerini Alina Boz, Alp Navruz, Dolunay Soysert ve Seray Gözler paylaşıyor. Genç bir kızın babasının ölümü ile dağılan hayatını yeniden kurma çabası ele alınırken yolunun kesiştiği atarlı oğlan Cenk ile gönül maceraları merkezde. Ancak Cenk’in babaannesi olan (kız bunu bilmiyor) Feride de bir şekilde kızla tanışıyor ve onun hayatını değiştiriyor. Babaanne ve genç kız (Azra) arasında aile ilişkisi eski Türk filmleri tadında sahnelere ev sahipliği yapıyor. Modern hayatın koşuşturması ve zenginliğin rahatı içinde aile olmayı unutan bir ailenin, alacağı hayat dersinin fragmanı ilk bölümlerde izlediğimiz. Babaanne Feride yaylım ateşine hazırlanıyor anlayacağınız. Dizinin orijnalini izleyenler Kore’deki prodüksiyonu çok zayıf, karakterleri karikatür, sahnelerin bazılarını anlamsız bulacaktır eminim. Birçok noktada çok çok daha iyi Kore dizileri izlemiş olsak da Shining Inheritance bize çok güçlü ve hayatın içinden bir çıkış noktası bağışlıyor. Bu da diziyi uyarlanmaya değer kılıyor.

Styling Şimdi Gülay Kuriş’e Emanet

Dizinin hikayesindeki ışığı gören ve uyarlamaya layık bulan Üs Film’i ve TRT’yi ayrıca tebrik ediyorum. Dizinin senaryosunu ise daha önce birçok projede adlarını gördüğümüz Nilüfer Aydın ve Volkan Yazıcı üstleniyor, yönetmen koltuğunda Sadullah Çelen var. Dizinin ilk bölümünü izlediğimde gözüme en çok batan sorun kostümlerdi. Styling ve kostüm seçimi Elimi Bırakma’nın zayıf noktasıydı. Yapım da böyle düşünmüş olacak ki 3. Bölüm itibarıyla styling Gülay Kuriş’e emanet edildi. Gülay Kuriş’in tecrübesi ile farkını hemen hissettirdiğini belirtmem gerek.

Kültürel ve Dini Muhafazakarlık Kol Kola

TRT’de yayınlanması dolayısıyla, dönem hassasiyetleri gereği isteniyor olabilir ancak babaanneyi her bölüm türbede, seccade üstünde görmek “neden” diye sormama engel olmuyor. O sahneler biraz eğreti duruyor. Kadının başındaki örtü, dilindeki kelimeler, hayırseverlik girişimleri zaten iyi bir insan olduğu ve inancı konusunda karakterin altını doldurabilecek done veriyor. İnancı bu kadar göze sokmak tempo için yıpratıcı olabilir. Hikaye genel temasına bakıldığında bireyselleşen dünyada gelenekleri ve geleneksel aileyi koruma misyonu ile zaten muhafazakar. Kültürel muhafazakarlığı dini muhafazakarlıkla beslemek hikayeye ne kadar yarar emin değilim. Hatta göze batacağından eminim.

Motivasyona İhtiyacımız Var

Diyaloglar ilk iki bölümde çok daha samimi ve esprili gelse de, sonraki bölümlerde dil biraz daha sadeleşti. Yine de yoğun dizi temposu içinde beklentiyi karşılıyor ama ilk iki bölümdeki hafif esprili atışmaları biraz daha artırmak dizinin dramatik yoğunluğuna motivasyon katacak ve biraz nefes aldıracaktır diye düşünüyorum. Kore dizisinin çok daha kısa olduğu göz önüne alındığında bölüm hikayesi açmak bir hayli zor olsa da, umarım hikaye sünmeden ilerleyen bölümlerde de akıcılık korunur. Zira 4. Bölümü izlerken zaman zaman dizinin temposu konusunda soru işaretleri edindim. Senaryo üzerine son bir not daha eklemek istiyorum. Dizide kadına şiddet konusunda sahnelerin gösterilmemesi, sosyal politikaları destekleyen bir tercihken, kocasından şiddet gören karakterin bu eylemi kısmen meşrulaştıran kabullenişi konudaki hassasiyeti sorgulamama neden oldu. “Elleri kırılsın” bedduası her gün kadınların öldüğü bir coğrafyada, devlet kanalında yayınlanan bir işte sağlam bir duruş olarak görülemez. Umarım bu tavır ilerleyen bölümlerde bir isyana dönüşür. Yoksa bu dipnotların iç açıcı olmadığı aşikar.

Bu Dizinin Yıldızı Kim?

Sevgili okurlar, Kore versiyonunu da izlemiş, yani dizinin devam hikayesini de bilen biri olarak Elimi Bırakma’nın yıldız karakterinin Sumru olduğunu düşünüyorum. Dolunay Soysert de o üvey anne kumaşını üzerine öyle bir giymiş ki, Urfalıyam Ezelden’deki karakteri gibi bu da izleyici zihninde başarılı oyuncunun adıyla iz bırakacak eminim. Oyuncunun ayağı kırıkken bile sete devam ettiği de haberlerde yer aldı, işini yaptığı için birini tebrik etmeyi zul görsem de, bu karakterle yine çok çok beğendiğim Dolunay Soysert’e bravo demekten kendimi alamıyorum.

Elimi Bırakma için ilk izlenim notlarım bu kadar, umarım dizinin ömrü uzun olur daha birçok kez bu köşede konuk ederim. İyi seyirler…

 

Gizem Kaboğlu / Yazı Cine Dergi için kaleme alınmıştır. / Ağustos 2018

Nereye gitti bu yaz dizileri?

Bu yaz yaz dizilerine hasret kaldık. Yaz dizileri başlamak bilmedi, başlayanların sayısı geçen yılların yarısını bulmadı. Geçtiğimiz yıllarda ekran romantik komedilerle dolardı. Ne oldu peki? Merak edenlere ufak notlar paylaşmak istiyorum.

Son yıllarda dizi maliyetleri öyle bir yükseldi ki, reklam gelirleri artık dizileri karşılayamaz hale geldi. Yurt dışına satış bir diğer odak oldu ama Fatih gibi büyük bütçeli işler batıp, az sayıda bölüm elde kalınca hayaller suya düştü. TV piyasası ekonomik olarak karlılık oranını ciddi oranda kaybetti.

Ekranda 4-5 yılda bir dizi trendi son bulur yerini reality showlar alır. Sinüs ritmi misali tekrarlanan bu döngü 2000’lerin TV yayıncılığının yol haritasıdır. Geçtiğimiz yılların programlarını, dizilerini şöyle bir gözden geçirirseniz bu tespitin şaşmadığını görebilirsiniz. Fark ettiğiniz üzere ekranda reality show patlaması bu yaza denk düştü. Yapımcılar, kanallar, halihazırda daha az TV izlenen yaz sezonunda bir de daha düşük maliyetli bu programlara yöneldi. Yeni sezonda da realitynin ağırlığını göreceğiz demedi demeyin…

Bu yaz özelinde de değişiklikler yok muydu? Vardı. Efendim seçim dönemlerinden ilk etkilenen sektör hep televizyondur. Büyük paraların döndüğü, reklam gelirine bağlı olan kanallar, seçimler geçene kadar “genellikle” sipariş, yapımcılar da risk almaz. Zira malumunuz seçimlerin sonuçları ülke iklimini ve yayıncılığı değiştirebilir. Yaz dizilerinin anlaşması en geç yıl sonu itibarıyla ve Ocak başında yapılmış oluyor. Seçimler de yaz ekranları için büyük yatırım olmamasında bir diğer nedendi. Ramazan zaten dizi takvimini bir miktar ileri atmıştı, seçim de gelince planlanan takvim iyice kaydı.

İzleyicilerin kiminden haberi oldu, kimi sektör dedikodusu halinde kulaktan kulağa fısıldandı ancak bu yıl art arda neredeyse kanalların drama ekipleri değişti. Kanal D ve Fox el değiştirirken ve kadrolar güncellenirken, birçok kanalın da drama ekiplerinde yenilikler yapıldı.

“İyi de her kanalda neredeyse aynı format” diye yakınıyorsanız o da tesadüf değil efendim. Televizyon formatlarına dair her şeyin “farklılaştıkça aynılaştığına” dair eleştiri yine yerini buluyor. Zamanında Beren Saat’i, Engin Akyürek’i, Burcu Biricik’i bizlere kazandıran Türkiye’nin Yıldızları ve Artiz mektebi gibi sahne üstü oyunculuk yarışmaları bu yaz geri döndü. Neden? Maliyet ucuz.. Şarkı yarışmalarından ikrah gelinde, bir de oyunculara bakalım dendi. Ekranda da lokomotif oyuncu devrinin bittiği de aşikar, yeni yüzler bulalım ucuza oynatalım mantığı ile bir deneme yapılıyor. Skeç programları da cabası…

Yaz ayrındaki tablo aslında gelecek yılın bir sinyali. Bu sezon ekranda daha çok reality show görmeye devam edeceğiz. Çocukların başrolde olduğu Çocuktan Al Haberi gibi formatlar değişerek ekranda yer bulacak, ilk örneğin adını duyduk bile, Kanal D “çok tatlı” ile çocukları ekrana taşımaya hazırlanıyor. Yarışmalarla farklılaşacak programın yanında magazin masaları de kurulmaya devam edecek. Magazin programlarında özlediğimiz kaliteyi geri döndüreceğini umduğum İkinci Sayfa, Teve 2’de sezonu açacağını duyurdu. Şaka programları artmaya devam ediyor, edecek. Enir Arıkan ve Şahin Irmak da TV8’in şaka programı kadrosunu dolduracak. Eylül’de birbirinin aynı daha birçok program ekrana gelecek, reality showlar televizyonda kar getirecek yeni bir çözüm bulunana kadar kanalları adeta işgal edecek, şimdiden sabrınız bol olsun.

Yazı Temmuz 2018’de Cine Dergi için yazılmıştır.

Merve Out, Ender In! Elveda Sarmaşık, Merhaba Sosyete! Yasak Elma…

Ufak Tefek Cinayetler ilk tanıtımlarından bu yana gördüğü büyük ilgiyi zamanla kaybetti malumunuz. Hala reytingler fena değil ancak sokakta yarattığı etkinin yerinde şimdilerde yeller esiyor. Son zamanlarda, izleyici tarafından mimlenen kadın karakterler arasında yükselişte olan isim ise Fox TV’nin dizisi Yasak Elma’dan geliyor, Ender Argun (Çelebi). Karakteri detaylarıyla irdelemeden önce gelin dizinin konusundan biraz bahsedelim.

Dizinin Konusu:

Yasak Elma’da kurulan denklem başarıyı ilk bölümden müjdeliyordu. İki kız kardeş odağındaki dizi karmaşık ilişkiler ağıyla hikayesini genişletirken uyanık ve zenginlik peşinde bir abla (Yıldız) ile saf ama zengin bir erkeğe aşık olacak kız kardeşin (Zeynep) zenginlerle aralarındaki sınıf çatışmasını gözler önüne seriyordu. Henüz ilk bölümde kocasını (Halit) ayartması ve boşanmada tazminat alabilmesi için demin bahsettiğim uyanık ablayı kiralayan sosyetik hanımımız (Ender) da işleri iyice entrikaya döndürüyordu. Sosyetik kadın uyanık genç kızın tüm oyununu açık etmesini beklemediği gibi, kocasını da elinden almasını elbette öngörememişti.

Sayın okur kafan mı karıştı, sakin ol, hikaye karışık evet, gel biz bu dizide izleyicinin ne bulduğunu konuşalım. Eda Ece, Sevda Erginci, Onur Tuna, Şevval Sam ve Talat Bulut başrollerde. Kalabalık kadro akrabalık ağları ile birbirine bağlı ki oralara hiç girmiyorum. Yalnız cast başarılı söylemeden edemeyeceğim.

Yasak Elma Neden Tuttu?

Dizinin henüz ilk bölümünü izledikten sonra tutacağını net olarak söylemiştim, ikinci haftadan itibaren yükselen çizgisi de bunun ispatı oldu. Nedenlerine nasıllarına kısaca değinelim. Öncelikle diziyi zengin oğlan fakir kız dizilerinin usta kalemi Melis Civelek ve ekibi yazıyor. Adını Feriha Koydum ve Güllerin Savaşı bu türdeki en bilinen örneklerdi, ki ikisinde de Civelek’in imzası vardı. Kendisinin kanal yöneticiliği tecrübelerine hiç girmiyorum bile. Yasak Elma, Ufak Tefek Cinayetler’de bize göz kırpan ancak sonradan beklentiyi karşılayamayan ayak oyunlarını ve entrikayı kanlı canlı önümüze koydu. Sınıf yükselişi her zaman olduğu gibi puan toplatırken, ışıltılı dünya da alt ve orta sınıf izleyici için nefes alınacak bir kanal açtı. Aşk-ı Memnu’dan bu yana kadınların en tıkır tıkır gezdiği dizi Yasak Elma desem yanlış olmaz herhalde.

Merve Out, Ender In!

İzleyici tarafından son yıllarda rağbet gören “seviliyor mu nefret mi ediliyor belli olmayan tuhaf karakter” trendine Ender de hızla dahil oldu. Bu türün içinde O hayat benim’in Efsun’u da, Ufak Tefek Cinayetler’in Merve’si de, Kara Ekmek’in Asiye’si de sayılabilir. Hem kötücül ama hem de sempatik olan bu yeni tür, “bye bye”ı hepimizin diline dolayan, şuh kahkahaları ile kulakları çınlatan Ender ile son trend ismine kavuştu. Şevval Sam’ın hayat verdiği karakter Ender, yıllar evvel patronuyla (Halit Argun) evlenerek sosyeteye giren, yıllarca kameralara eşiyle beraber örnek çifti oynayan ve ani boşanması ile tekrar fakir bir mahalleye dönen bir kadın. Değişen soyadı ile hızla yükseldiği basamakları tepetaklak inen Ender, şanını korumak, çocuğu ile görüşebilmek, kaybettiği serveti tekrar kazanmak ve evliliğini bitirmek için oynadığı oyunda kendisine çelme takan genç kadından (Yıldız) intikam için görevde. Sağ kolu ise Barış Aytaç’ın canlandırdığı, aforizmalarıyla ünlü kardeşi Caner Çelebi. İkilinin diyalogları dizinin komedisini güçlendiriyor, tatlı sert entrikalar “yok artık” dedirtirken, kaybettiği servetin peşinden bıraktığı dala yeniden tutunmaya çalışan Ender’in çırpınışları da izleyiciye trajik bir hikaye anlatıyor.

Tam İzlerken Çekirdek Çitlenecek Karakter

Ender, Kara Melek değil. Kötücül ama sevimli, sinir bozucu ama bir yandan da sempatik. Tam cam dibinde dedikodusu yapılacak mahallenin şuh ablası. Alt sınıftan geldiği için “bizden”, yüksekten tepetaklak düştüğü için ibretlik hikayesi ile “öteki.” Bana kalırsa kendisine psikolojik şiddet uygulayan kocasını aldatacak, ona oyun kuracak kadar cesur olması ile izleyicide hem eleştiri dürtüsü hem de hayranlık uyandırdı. İntikam peşinde koşarak, kuyruğu dik tutarak da pes etmeyeceğinin sinyallerini verdi. Zeki, çevik ve uyanık Ender, evinde sosyalleşen, burnu büyük sosyete figürlerinin dedikodusu ile gün gündemini belirleyen “o teyzelerin” yeni hedefi oldu. Yeşilçam filmleri sayesinde zengin bir koca hayali ile güdülenen yurdum genç kızları için ibretlik bir masal ekrana geliyor. Mahalle dedikodularının olmazsa olmazı aldatma konuları, gazetelerin dedikodu köşelerini ele geçiren sosyetik ayak oyunları dizi ile evlerimizde. Hal böyle olunca da izleyici Ender ile Yıldız arasındaki çekişmenin hazır malzemesini arkadaş ortamlarında konuşuyor. “Valla tatlım ben Sarmaşık’ı bıraktım, Yasak Elma’yı izliyorum” diye yanıma koşarak gelen arkadaşım tam da bu bahsettiğim tespitin ayaklı deliliydi. Dizideki entrikaların bir de gerçek olduğu ortaya çıkınca ooooo muhabbetler iyice şenlendi.

Yasak Elma Sosyetenin Skandallarını Su Yüzüne Çıkarıyor

Henüz dizi başlamadan “kocasını ayartması için hizmetçisine para verdi” hikayesinin de sosyete içinde yaşandığı dedikodusu ortalığı çalkalamıştı. Ancak asıl bomba geçtiğimiz hafta patladı. Dizide Ender’in oyununa gelerek sahte bir davete gelen ve fake bir ülkenin resepsiyonuna katıldığı için magazince dalga konusu olan Yıldız’ın trajikomik halleri magazin camiasında olay yaratan 2000 yılına ait bir haberi yeniden gündeme taşıdı. Siren Ertan’ın dönemin ünlü dergilerinden birinin kumpasına gelerek olmayan bir ülkenin davetine katılması ve günlerce magazin gündeminde kalması tabii ki hatırlandı. Ertan açıklama yaparken, dizi de geçmişe yaptığı göndermeyle gazete sütunlarında başrole taşındı.

Yasak Elma daha sosyetede çok toz kaldırır demedi demeyin, orta sınıfın hayallerini süsleyen zengin yaşamın perde arkasını su yüzüne çıkartan hikaye de “çok şükür ne insanlar var, halimiz bin şükür” dedirterek fakirin çenesini yormaya devam eder. Dizi neden mi tuttu, işte tam bu yüzden.

 

Gizem Kaboğlu / CineDergi Mayıs 2018

İstanbullu Gelin Dizisi Terapi Sahneleri ile Alkış Topluyor

İstanbullu Gelin dizisi başarısı ile her hafta reytinglerde üst sıralarda yer alıyor. Dizinin ekran serüveninde bir ilke dikkat çekmek istiyorum. Birkaç aydır Fırat Tanış’ın canlandırdığı Adem Boran karakterinin terapi seansları ekrana geliyor. Tilbe Saran’ın canlandırdığı terapist karakteri her bölüm birkaç sahnede ekrana gelse de akıllarda iz bırakıyor. Bazı izleyiciler, sosyal bilimciler ve terapi tecrübesi olanlar eminim farkındadır ancak ben bir kez daha altını çizmek istiyorum; dizi tarihinde ilk kez bu kadar gerçekçi terapi seansları izliyoruz. Kadına şiddet ve öfke kontrol problemlerinin ele alındığı ardından anne ile sorunlu bağlanma modeli oluşturmuş olan bir oğulun sancılarının ekrana geldiği sahnelerin ardından birçok farklı psikolog arkadaşımdan telefon aldım. Soruları ve yorumları ortaktı… Ekranda izledikleri en gerçekçi terapi seansı bu dizideydi ve kimden danışmanlık alındığını merak ediyorlardı.

Yanıtı buradan vermiş olayım, İstanbullu Gelin Türkiye’nin en bilinen psikiyatri merkezlerinden birinin kurucusu olan Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun danışmanlığında yazılıyor. Terapistin yargılamadan konuşması, yönlendirmek yerine yüzleştirmek için çalışması, hem karaktere hem de izleyiciye kapı açacak sorgulamaları, masa yerine koltukta oturarak danışanı ile görüşmesi bile o kadar doğru detaylar ki… Üstelik karakterin travması da adım adım işleniyor, terapiyi reddeden karakterin görüşmelere istekle gelmesinden, öfkesini baskılamaya yönelik telkinlerde bulunmasına kadar her ayrıntı izleyiciye aktarılıyor. Şiddet uygulayan erkeğin ruh halinin analizi ve terapi sürecinin yanı sıra, bu ilişkiye rıza gösteren kadının ilişki ile kurduğu sorunlu bağ da bu konuşmalar esnasında izleyicinin yüzüne sertçe vuruluyor. İçinde bulunduğumuz ilişkileri, bakış açımızı sorgulatan sahneler her bölüm, hem karaktere hem de seyirciye aydınlanma vadediyor.

Yalnız dizideki gerçekçilik için değil, şiddet ve öfke problemlerinin çok yüksek olduğu günümüzde izleyiciye de bilinç kazandırmak için verilen emeğin, gösterilen özenin ayrıca alkışlanması gerektiğini düşünüyorum. İstanbullu Gelin dizisinin yapımcısı O3 Medya’ya, İstanbullu Gelin dizisinin senaristleri Deniz Akçay Katıksız, Armağan Gülşahin, Ayşe Işıkmen, Selin Yaltaal’a (kısaca Teşrik-i Mesai senaryo grubuna), Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’na ve oyuncu Fırat Tanış ve Tilbe Saran’a bir sosyal bilimci ve TV yazarı olarak gönülden teşekkürü borç biliyorum.

Geçtiğimiz ay başka bir yazımda, başka bir dizi için şiddet uygulayan erkeği canavarlaştırdığı için misyon olarak gösterdiği “şiddete karşı duruş”ta etki yaratamayacağını yazmıştım. Zira sorunu dışsallaştırarak, gerçekdışı bir karakter çizerek şiddet eğilimini yüklemek yalnızca şiddetin ekranda yeniden üretimine katkı sağlıyor. Ancak İstanbullu Gelin gibi çözüm yollarını gösteren, gerçekçi ve çok yönlü karakterlerle karton tiplerin farkını vurgulayabileceğimiz işler az da olsa var çok şükür. (Ekrandaki hiçbir projenin kamu spotu olma misyonu olmadığını düşündüğümü belirtmek istiyorum.) Ekranda adeta şiddet pornografisine dönüşen enstantaneler ve erkek egemen dil vurgusu ile kadına şiddet ile savaşılmaz. Bu yalnızca şiddetin ekranda gösterimine ve dolaylı olarak meşrulaşmasına yardımcı olur.  Soruna dikkat çekme ve üstesinden gelmeye yardımcı olma gayesi mevcutsa İstanbullu Gelin’in örnek alınmasını diliyorum.

Yazı: Gizem Merve Kaboğlu / Cine Dergi Mart 2018

 

ALİCAN AYTEKİN: UFAK TEFEK CİNAYETLER’DE ENTRİKA VAR, AJİTASYON YOK!

Sizler onu Ufak Tefek Cinayetler’in İlhan’ı olarak tanıyorsunuz. Gülen gözleri, enerji dolu oyunculuğu ve samimiyetiyle şimdiden dizinin dikkat çeken isimlerinden biri olarak anılıyor. Alican Aytekin ile bir cumartesi sabahı Cihangir’de buluştuk. Uzun uzun hayatından, diziden konuştuk. Eğlenceli varsayım soruları ile de karşılıklı bol bol güldük. Röportajın atmosferini en iyi tanımlayacak kelime de bu “gülümseme” sanırım. Okuduktan sonra sizinle de bir parça paylaşacağımıza eminim. Gülümseyin, başlıyoruz…

Alican Aytekin kimdir?

ÇOK HAYAL KURDUM, ÇOK HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIM

Hakkında çok az şey biliyoruz. 1990 doğumlusun, Artiz Mektebi adlı yarışma ile başlayan bir ekran serüveni var. Nereden gelip nereye gidiyorsun, biraz konuşalım mı?

20 Ekim 1990 Gaziantep doğumluyum. Babam yurt dışına gidip geliyordu, bizi yalnız bırakmamak için, bir de Samsun’da daha rahat yaşarız diye ben 4 yaşındayken Samsun’a taşındık. Çocukluğum Samsun’da geçti. Sonra İzmir Ekonomi Üniversitesi iç mimarlık bölümünde 2 yıl okudum. Aileler oyunculuğu garantili bir meslek olarak görmüyor malum, bir de ben Samsun’da büyüdüm. Konservatuvar okuyacağım diyemiyorsun öyle, ailen geleceğinle ilgili kaygı duyuyor.

Orada duralım, okuyanlara anlatsana biraz… Nasıl oyuncu olunur?

(Gülüyor) Kesinlikle çok hayal kursunlar, kurdukları hayaller bir gün gerçek oluyor. Ben çok hayal kurdum çok istiyordum. İzmir’de iç mimarlık öğrencisiydim. O sırada Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimi aldım. Sonra yarışma çıktı. Birincilik sonrası İstanbul’da yaşamak istiyorum dedim. Ailem böyle destek verdi, yeniden üniversite sınavına girdim. Bilgi Üniversitesi’nde Radyo Televizyon Sinema bölümünü kazandım. Bir yandan da oyunculuk yapmak için çalışıyordum ama İstanbul’da kimseyi tanımıyorsun, hiç bilmediğin bir piyasa ve 20 yaşındasın düşün.

Ki bu piyasada çevre her şey demek…

Ben yavaş yavaş çevre oluşturdum. Çok hayal kurdum, kurduğum hayaller çok yıkıldı. Çok küstüm… Sonra git gide daha çok insan tanımaya başladım reklam filmleri gelmeye başladı, birkaç küçük dizi oldu. Şu anda da Ufak Tefek Cinayetler var. Her şey 7 senede oldu. Şans ve sabır çok önemli, elbette bir de sağlam bir psikoloji gerek. Oyunculuk zor bir yol. Çok yokluk çekiyorsun.

Sen en dibi gördüğün zamanı hatırlıyor musun?

Hatırlamaz mıyım? Evdeki bütün kuru baklagil bitmişti. Levent’ten Beşiktaş’a yol parası vermemek için yürümüştüm. Tam eve gidip dünden kalan yemeği yiyecektim, baktım sokakta pizza tattırıyorlar. Şansıma o açlıkla bütün bir pizzayı yemiştim. Kalanı da ev arkadaşıma götürebilir miyim deyip, paket yaptırmıştım. (Gülüyor)

Bunları bile gülerek anlatıyorsun. Bu komiklik, enerji nereden geliyor. Bu savunma mekanizması mı acaba?

Kesinlikle savunma mekanizması. Çünkü ben zora girdiğim zaman hep ona gülüp canımın acımasını engellemeye çalışıyorum. Bir de ne olursa olsun geçiyor, ne kadar üzülürsen üzül sonunda geliyor geçiyor.

Mutlu olmak için neler yapıyorsun, nasıl böyle güleryüzlü kalabiliyorsun?

Bence buradaki en büyük sırrım meditasyon yapmam, bu beni daha pozitif ve enerjisi yüksek bir insan yapıyor. Benim için anda kalmak çok önemlidir eğer anda kalabilirseniz geçmişi kafaya takmayıp geleceğe kaygılanmadan mutlu bir insan olabilirsiniz.

Sende böyle iyi adam tipi var, temiz yüzlüsün. Senden kötülük gelir mi? Tersin pis mi?

Eğer birine zarar verdiysem kesinlikle çok ama çok canımı yakmıştır kolay kolay kimseye kötülüğüm olmaz.

Ufak Tefek Cinayetler İlhan

TAKTIĞIM MASKENİN ALTINDA ÇOK BÜYÜK BİR DRAM VAR

Artiz Mektebi’nin erkeklerde birincisi sendin, kadın birinci ise Burcu Biricik’ti. Onun kariyerinde jönfi olarak ilerlediğini görüyoruz, senin jön olma hayalin var mı?

Hayaller güzeldir hayal kurarken kendimi asla sınırlandırmam tabii ki jön olmak isterim, bunun için çabalamak bile güzel. Ama en önemlisi hem gerçek hayatta ki karakteri hem de işindeki başarısı ile dikkatleri çeken bir oyuncu olmak isterim. Bundan önce yer aldığım Hayat Şarkısı projesi benim için emeklemeye başladığım yerdi, Ufak Tefek Cinayetler’le birlikte yürümeyi öğreniyorum, bu projeyle beraber kariyerimde nereye doğru yürüyeceğimi ben de sizlerle beraber izleyeceğim .

Peki sence jön olmak için ne gerekiyor?

Jön olmak bir kombinasyon işi bence, öncelikle iyi bir oyuncu olmak gerekir. Bunun yanında jön veya jönfileri diğer meslektaşlarından ayıran özellikse görsellerinin iyi olması.

Seni düşününce hep komedi ağırlıklı projeler hatırlıyorum. Tiyatroda da öyleydi.

Çekiyorum biraz galiba, ama ben artık dram oynamak istiyorum. Hep istiyordum daha doğrusu, takındığım maskenin altında aslında çok büyük bir dram var. Bunu da göstermek istiyorum.

Oyuncular bir rolde parlıyor, bir sürü hayranları oluyor sonra sönüyor. Unutulmak çok kolay, kalıcı olmak için neler yapıyorsun?

Bir oyuncu koçum var, oyunculuk eğitimlerime başlıyorum. Bu projede bu karakter çıktı evet, ama ben bunun sefasını sürmekten çok şimdiden kalıcı olmak için oynayabileceğim diğer karakterlere de yatırım yapmak istiyorum.

Ufak Tefek Cinayetler Alican Aytekin

BİZ ENTRİKA SEVEN BİR MİLLETİZ

Bu rol senin dönüm noktan mı dersin?

Henüz değil ama dönüm noktasına yakın olduğumu hissediyorum. Ufak Tefek Cinayetler benim için büyük bir basamak. Bu proje bir adım, bir sonraki bir adım… Her şey yavaş yavaş olsun ki ben onun değerini daha iyi anlayayım, benim için daha özel olsun istiyorum.

Ufak Tefek Cinayetler kısa sürede fanlarını yarattı sence bu başarının sırrı ne?

Ajitasyon olmaması dizinin sırlarından biri bence. Entrika seven bir milletiz, hayatımızda da böyle insanlar var. Bu dizi çok hayattan aslında. O kadar zengin değiliz ama yaşadıkları şeyler çok bizden.

İlhan’ın hangi özellikleri sende var?

Meraklılık kesinlikle bende de var. Çok meraklıyım. Salonda bir şey konuşuluyorsa, ben gidip içeride uyuyamıyorum mesela. Ben o mevzuya hakim olmalıyım. (Gülüyor) Ama İlhan çok saf, bir sahne vardı işte “çiçekler bana mı” diyor Oya’ya… Alican o kadar saf biri değil.

Hayranlar arasında İlhan’ın Oya’ya aşık olduğu da söyleniyor.

Bende böyle bir bilgi yok şu an. (Gülüyor) İlhan cinsiyeti olmayan bir karakter. Jinakologta çalışan, hastalarla sohbet de eden, dedikodu da yapan, Gökçe Bahadır’ın oynadığı Oya’ya hayran olan tatlış bir karakter ama asla karikatürize değil. İki bölümdür insanlar bana da bunu sormaya başladı. Senaristler bilir ne olacağını…

Kendi hayatının bir dizi olduğunu düşünsen şu an o dizinin nerelerindeyiz?

Henüz çok başındayız…

Peki bu diziyi izleyen biri olsan, bir izleyici olarak “Alican” hakkında ne düşünürdün?

Üzülürdüm Alican’a. Alican içine atar çünkü… Yaprak Dökümü’nde abla, Fikret vardı ya. Alican Firet olurdu, Fikret’e nasıl bakıyorlarsa bana da öyle bakarlardı.

Alican Aytekin Röportajı

BENİ TANIYANLAR YEMEĞİMİ YEMİŞTİR

“Bunu sadece beni iyi tanıyanlar bilir” diyebileceğin bir şey söyler misin bana?

Beni iyi tanıyanlar yemeğimi yemişlerdir. Yemek yapmayı çok seviyorum, arkadaşlarımı ağırlamayı da çok seviyorum. Beni iyi tanıyan yemeklerimi, Alican Mutfakta’yı (Youtube’da yaptığı yemek programı) bilir. Mercimek köftesinde iddialıyım.

En çok hangi yeteneğe sahip olmak isterdin?

Şarkı söylemek… Ben şarkı yine söylüyorum da insanların da beni dinleyebilmesini çok isterdim. (Gülüyor)

Dünyanın en büyük sahnesine çıkacaksın diyelim…

Dans etmeliyim.  Latin dansları ve 14 yöre halk dansı yaptım. Neden devam etmiyorsun dersen… İstanbul’da halay çekecek yer yok. (Gülüyor)

Hemen şu anda dünyada bir şeyi değiştirme şansın olsa neyi değiştirirdin?

İnsanların koşulsuz birbirini sevmelerini sağlardım. İşte o zaman dünya yaşarken zevk aldığımız bir yer olurdu.

Keşke ben oynasaydım dediğin bir rol vardı?

Bütün rolü değil de bir sahneyi özellikle söyleyebilirim. Öyle bir geçer zaman ki’de Aras Bulut İynemli’nin babasıyla hesaplaşma sahnesi vardı ya, benzin döküp evi yakmaya kalkıyordu hani. “Sevemedik birbirimizi Ali Kaptan…” O sahneyi oynamayı çok isterdim.

Projeler var mı?

Ufak Tefek Cinayetler için heyecanım sürüyor, daha yolun başındayız. İkinci Kat Tiyatro ile temas halindeyiz, sürpriz projeler olabilir, bakalım.

Röportaj: Gizem Merve Kaboğlu / Cine Dergi Ocak 2018

Cine Dergi Ocak Sayısında Alican Aytekin ile Röportajımız var

Ufak Tefek Cinayetler’in İlhan’ı Alican Aytekin ile sohbetimizi sizler için kayda aldık… Röportajdan çok arkadaş sohbeti okuyacaksınız bu kez, iş de konuştuk bir hayli dertleştik de… Eminim okuduktan sonra yüzünüzde bir gülümseme kalacak. Pazar kahvenize eşlik edebilirsek ne mutlu bize… www.cinedergi.com 112. Sayfadayız

alican aytekin kimdir