Barış Aytaç Röportajı: DERİNLİKSİZ KARAKTERLERİ OYNAMAK PATLAK LASTİKLE YOL YAPMAK GİBİ

Follow me

Evlerden Biri’nin yakışıklı Erdal’ı, Aramızda Kalsın’ın şımarık Taylan’ı, Boynu Bükükler’in öğrenci Doruk’u Barış Aytaç ile diziler ve TV dünyası üzerine konuştuk. Sektörün başkenti Cihangir’de buluştuk, biraz sitem biraz umut dolu bir sektör eleştirisi yaptık. Cine Dergi’den Gizem Kaboğlu’nun soruları ile Barış Aytaç’ı biraz daha yakından tanımak isterseniz buyurunuz:

Barış Aytaç Röportaj
Barış Aytaç Röportaj

Sence bir dizinin tutması için gerekli olan ne? Mesela Boynu Bükükler neden tutmadı?

Zor bir piyasanın içerisinde hepimiz sevilen ve takip edilen işler yapmaya çalışıyoruz, tabii ki bunlar arasında seyirciden beklediğimiz tepkiyi almayanlar da oluyor.  Anladığım kadarıyla samimiyet mühim… Aramızda Kalsın çok samimi bir iş mesela. Bir de diğer değişkenler neler kanal, yapımcı neler konuşur ben de bilmiyorum. Bize bu dizi şu nedenle yayından kaldırılıyor denmiyor, çok memnun olduk inşallah yine çalışırız diyerek ayrılıyoruz. İşin tutup tutmayacağına çok da fazla kafa yormuyorum, o karakterin benimle özdeşleşecek yerleri var mı, keyif alıyor muyum ona bakıyorum.

Okumaya devam et Barış Aytaç Röportajı: DERİNLİKSİZ KARAKTERLERİ OYNAMAK PATLAK LASTİKLE YOL YAPMAK GİBİ

Özgür Çevik röportajı :İskender benim içimde olan bir adamdı

Follow me

Kimi zaman gülümseyerek yapılan, kimi zaman derince bir sohbetin içinden süzülen bir Özgür Çevik röportajı ile başbaşa bırakıyorum sizi…

Bir Cumartesi günü denize nazır bir çaybahçesinde buluştuk Özgür Çevik ile… Henüz finalinin üstünden bir hafta geçen Evlerden Biri dizisinden başladık, Özgür’ü hayatımıza katan Akademi Türkiye’ye uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Yan masamızda onun oturduğunu görünce yaptığı besteleri anlatan gençler de oldu, yolda yürürken “Ben bu adamı çok seviyorum” diye seslenenler de… Özgür ise olabildiğince sakin ve tüm sıfatlardan bağımsız “kendi” olarak cevapladı sorduğum soruları. 

Evlerden Biri’nden başlayalım, böylesi zorlu bir karakteri canlandırmaya başlarken koktunuz mu? Bu korkuları aşmak için ne yaptınız? 

Koktum…  Karakteri anlamaya, onunla kalmaya, sette dikkatimi dağıtıcak şeyleri kesmeye çalıştım. Bu adamın içimde olduğunu bildiğim için ben bu karakteri seçtim. Ortaokul dönemindeki bana çok uzak bir adam değildi İskender… Kekeme değildim ama biraz zorlansaydım, bir büyük travma geçirseydim böyle tutuk bir adam olabilirdim ben de.

Karakterin başarılı olması şaşırtıcı değil o zaman… 

Değil, çalıştım çünkü, ahlaklı bir adam yaratmaya, oynarken fazladan artistlik yapmamaya çalıştım. Karakterin yeterliliği veya yetersizliği tartışılır ama samimi olduğunu düşünüyorum.Yorumların güzel gelmesini de buna bağlıyorum, bu da hoşuma gidiyor.

Bana sanki size bu rol değil Erdal karakteri teklif edilmiş siz bunu tercih etmişsiniz gibi geliyor. Doğru mu?

Senaryo geldi, birkaç rol vardı içinde. Bu rolü (İskender) de öbür rolü (Erdal) de okumam söylendi. Ben İskender’i istedim. Kanala gitti, kanal benim Erdal’ı oynamamı istedi, ben istemedim, tekrar kanala gitti yapımcımız Ata Türkoğlu’nun da desteğiyle kanaldan olumlu yanıt geldi ve İskender’i canlandırdım.

Bu rol sizin oyunculuk ispatınız gibi oldu.

Hep öyle olmuyor mu zaten ama kimseye değil kendime ispat etmeye çalışıyordum ve ettim, yeterli bulmadım ama…

Yeterli olması için ne gerekiyordu?

Bu sadece benimle ilgili bir konu değil, çok iyi bir ekiple çalıştık ama bir tiyatro oyununda dolu salona veya yarısı dolu olan salona oynadığın oyun arasında oyuncunun motivasyon farkı vardır. Olmaması gereken bir şey olduğu söylenir ama vardır, insan psikolojisi… Bütün doneler (senaryo, izlenme oranı, yeterli zaman) olsaydı, ben de belki biraz daha asılsaydım biraz daha yukarı çıkabilirdi, daha iyi olabilirdi İskender. Çok iyi fikirlerimiz vardı ; bu adamın bir gramafonu olsun, onun tamiriyle uğraşsın, bir İlhan İrem plağı olsun onunla dinlensin diye düşünmüştüm. Ben ortaokul ve lise yıllarımda çok severdim İlhan İrem’i, tedavi eden bir yanı olduğunu düşünürüm sesinin.  Bu adamın da biraz daha huzurlu bir sese ihtiyacı vardı, bunun gibi fikirlerimiz vardı ama bunu uyarlamak için zaman olmadı.

Edebiyat uyarlamaları zordur, diğer edebiyat uyarlamalarını nasıl buluyorsunuz?

Hepsini çok izleyebildiğimi söyleyemem. Yakın bir örnek olarak Kötü Yol’dan bahsedersek; kadrosu güzel ve kaliteli bir işti ama kitabı okumadım, kitaba ne kadar uydu, ne kadar Orhan Kemal’di onu bilmiyorum.

Evlerden Biri ne kadar Orhan Kemal’di? 

Çok Orhan Kemal başladık biz. Çatışmaları kurmak için hikaye olarak sapmalarımız oldu ama bence tadı ve dokusu Orhan Kemal’e çok yakındı.

Sosyal Medya Bunu Konuşuyor: MUHTEŞEM YÜZYIL İDDİASI

Muhteşem Yüzyıl’da Sarı Selim rolünde sizi görmek isteyenler adete sosyal medyada kampanya oluşturmuş durumda… Böyle bir teklif var mı?

Onunla ilgili resmi bir teklif yok ama sosyal medyada konuşulanları ben de gördüm.

MEZARIMDA RADIOHEAD ÇALSIN İSTERİM

Biraz da müzikten konuşalım. Müzikle ilgili yeni çalışmalar olacak mı?

Bilmiyorum, kendimi hazır hissetmeme bağlı bir durum, süre veremiyorum.

Daha once çıkardığınız Düşünce albümü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kötü bir albüm olduğunu düşünmüyorum ama hatalarının da olduğunu kabul ediyorum. Daha iyi aranje edilebilir miydi, daha sıcak yapabilir miydi şarkıları, muhtemelen evet.

O albümü dinlediğimde Türkiye’den Feridun Düzağaç, dünyadan Radiohead tarzına yakın bulmuştum şarkıları…

Radiohead benim hayatımın grubudur, hoparlörlerle mezarımın başında şarkılarının çalmasını isteyeceğim gruptur. Evet,  ben de bu düzeyde bir şey istiyordum.

Lisede tiyatro grubunuz varmış, o zaman oyunculuk idealiniz var mıydı? 

Lisede bir komedi oyunu oynamıştık, ben oradaki kılıbık damattım. Demek yönetmenimiz Sedat Şimşek bende bir potansiyel görmüş o zamanlar, turneye bile gitmiştik, oyunculuğu sevmiştim ama idealim müzikti.

BUGÜN KİMSE BENİ YARIŞMALARA SOKAMAZ

Yıllar önce Akademi Türkiye yerine bir oyunculuk yarışmasına neden katılmadınız?

Akademi Türkiye müzik içindi. (Gülüyor) O zamanlar aklımda oyunculuk yoktu. Bu şimdi daha da netleşiyor, oyuncuların müziğe bir ilgisi ve bence müzisyenlerin de oyunculuğa ilgisi var. Başka disiplinler ama çok ayrı olmadığını düşünüyorum. O yüzden müzik ile tanınıp oyunculuk yapmam çok aykırı görülmemeli, arada köprüler var.

Akademi Türkiye, gözetlenme durumunun da olduğu bir yarışmaydı, o ayrı bir cesaret değil mi?

Bilmiyorsun ki neye girdiğini… Bence de cesaret, bugün olsa girmem. Bugün kimse beni hiçbir yarışmaya sokamaz, bugün oyunculuk yapmıyor olsam bir şirkette çalışıyor da olsaydım o yarışmalara girmezdim.

Pişman mısınız Akademi Türkiye’ye girdiğinize?

Hayır değilim ama bugün olsa girmem. Yarışmalar yapmak istediğin iş için büyük bir adım ama hayatının sonrası yarışmayı unutturmakla geçiyor.

Kendi yaşamınızın bir senaryo olduğunu düşünseniz, şimdi o senaryonun neresindesiniz?

Hep hayatımın bir film düşünürüm ve ortasındayım tam… Kırılma anına yakınım…

Kırılma anından kastınız ne?

Filmde bir karakterin başına iyi veya kötü bir şey gelir ve bir değişim olur. Bu bazen çok küçük sıradan bir şeydir ama kırılmadır onu kastediyorum.

Peki bu senaryoyu izleyen biri olsanız, bir izleyici olarak “Özgür” karakteri hakkında ne düşünürdünüz? 

Çok güzel bir soruymuş bu… İnsan hali, hem sevimli, samimi hem antipatik gelirdi herhalde. Dışarıdan nasıl görünmek istediğimi sordunuz aslında, hep olabilecek olanın en iyisi olarak görünmek istiyorum. Bu nedenle iyi olamayacağımı düşündüğüm şeylerden vazgeçiyorum.

Twitter’daki iletilerinize bakınca şunları görüyorum: “Playstation, kedi, rakı, sigarayı bırakma denemeleri…” Biraz hüzünlü olduğunuz dönemlerde mi etkileşime giriyorsunuz, yoksa gerçekten bu kadar hüzünlü müsünüz? 

Neşeli olmadığım zamanlarda ilgim başka bir şeye kaymıyordur. Etkileşim biraz yalnız kaldığım zamanlarda yaptığım bir şey. İnsanın bir özgür olmaya çalışan, yapmak istediklerini yapmak, mutlu olmak, haz almak isteyen kendi ve insana kurallar koyan, ahlaki değerler yükleyen zihni vardır. Zihnimi bıraktığım zaman kendimin beni götürdüğü yer hüzünlü bir yer ama aslında ben hem çok neşeli, bir o kadar da hüzünlü biriyim…

Özgür Çevik ile Özgür arasındaki fark bu mu acaba?

Olabilir… Ama bence arada böyle bir fark olmamalı, ben bu farkı en aza indirmeye çalışıyorum. İkisi arasında uçurum yok…

Kısa sorular – kısa cevaplar… 

Isim seçseniz kendinize hangi ismi verirdiniz?

Yusuf Ziya… Dedemin adı…

Tek bir dilek şansınız olsa ne dilersiniz?

Fantastik şeyler, zamanı durdurmak, görünmez olmak, insanların beynini okuyabilmek… Güçle ilgili şeyler…

Nasıl ölmek istersiniz?

Mutlu.

Ardınızda size anlatacak bir şey kalacak olsa, o şey ne olur? 

Tebessüm anlatsın beni.

Yaptığınız en çılgınca şey?

Yaşamak (Gülüyor)

İzlediğiniz işler var mı? 

Person of Interest ve Game of Thrones gibi bazı yabancı dizileri takip ediyorum. Leyla ile Mecnun’a denk gelirsem onu izliyorum ama sürekli izleyicisi olduğum yerli bir yapım yok.

Evlerden Biri’ne el sallarken…

Follow me

İlginç bir tesadüfle yakın aralıklarla iki diziye elveda diyoruz… Orhan Kemal’in eserlerinden uyarlanan Kötü Yol’un da Evlerden Biri dizisinin de biteceği haberlerini aldık. Hatırlarsınız Evlerden Biri, Annem Uyurken’in sonunu getirmiş, Kötü Yol kış sezonuna varmadan birçok dizinin yayın gününün değişmesine neden olmuştu. Ancak yaz süresince fark yaratan iki dizi de kış sezonunun iddialı işleri arasında uzun vadede varlık gösteremedi. Her ne kadar Kötü Yol’un bitme nedenleri kısmen farklı olsa, Evlerden Biri dizisinin maziye gömülmesinde Star tv’nin sürekli gün değişikliği, maç yayınları nedeniyle izleyiciden kopması asıl neden sayılsa da, dizi başlarken yazdığım yazı üzerinden bir veda kaleme almayı uygun görüyorum. 

Oyuncular için iyi referans

İlk yazıda Ceyda Ateş’in inandırıcılıkta sorun yaşayacağını yazmıştım, sonuç öngörüldüğü gibi oldu. Öyle ki, Nursel gözümde Ceyda Ateş ile eşleşmedi ve bubu ispatlarcasına Adını Feriha Koydum’da Hande rolünü iyi kotaran oyuncunun dizi biter bitmez eski kötü kadın rolüne geri döndüğü konuşulmaya başladı.

“İlk intiba Özgür Çevik’in bu karakteri taşıyabileceğini düşündürüyor bana, ancak ne kadar “çirkinlik kompleksi” gerçekçi olabilir ondan emin değilim. Özgür Çevik eli yüzü düzgün oyunculardan biri olduğu için bu rolü kotarırsa fark yaratacaktır haberiniz ola…” yazmıştım o yazıda. Sonuç için Ekşi Sözlük’ü açıp bakmanız yeterli. İzleyici oyunculuğunu Erdal Özyağcılar ile kıyaslıyor genç oyuncunun… Özgür Çevik bu işin altından ustalıkla kalktı. Dizinin benim öngöremediğim yıldızı ise Mehtap Bayri oldu. Her iki oyuncu da çok kısa sürede iyi projelerle yeniden ekranda olacak şimdiden belli…

Evlerden Biri’nde yalnızca bir aile çözülmesi değil, maddiyat üzerine kurulu bir ailenin sınıf bilincinden yoksun üyelerinin düzen içinde “köşeyi dönme” çabasının da ekrana taşınacağını yazmıştım. Ancak dizi bir süre sonra reyting kaygısıyla aşk çıkmazına evrildi, dizinin benim beklentim içinde en büyük handikapı da bu oldu. Beklediğim mülkiyet tartışması çok çok gerilerde kaldı. Öyle olsa tutar mıydı derseniz, kanalın düzensiz yayın akışında öyle de olsa tutmazdı ama benim aklımda daha “efsanevi” bir iş olarak kalıp ancak 6. bölümde ekrana veda ederdi.

Sonuçta Evlerden Biri, 13 bölüm sürmüş ve birçok oyuncuya yeni kapılar açacak iyi bir referans olarak geride kaldı. Teşekkürler Koliba Film…

Not: Diziye duyduğum “özel” ilginin nedenini soranlara da hayranlıkla okuduğum kitabına göz gezdirmelerini tavsiye ederim. Bu işin kitaptaki formatıyla ekranda tutmasını çok isterdim, maalesef olmadı…

Kutsal aile yapısının çözüldüğü bir dizi daha: Evlerden Biri

Follow me
Evlerden biri dizisinin tanıtımları dönmeye başladı. Orhan Kemal’in romanından uyarlanan aşk hikayesi ve aile dramının içiçe geçtiği hikayede alt metni kuvvenli karakterler dikkat çekiyor. Senaryo halini görmediğim, ilk bölümünü izlemediğim için dizi üzerinden yorum yapamasam da kitap üzerinden tahminlerimi ve ilk izlenimimi paylaşmak için erken olmadığını düşünüyorum.
Dizide Özgür Çevik’in canlandırdığı karakter kompleksleri olan, öfke krizleri yaşayan, kendini çirkin bulan ve mahallenin alay konusu olduğuna inanan İskender olacak, Ceyda Ateş’in canlandırdığı Nursen ise ailenin hem babası hem de iki kardeşinin (İskender ve Erdal) aşık olduğu mahallenin güzel kadını rolünde. Kitap üzerinden gidersek Ceyda Ateş’in annesinin de Özgür Çevik’in küçük kardeşine (Erdal) tutulduğunu söylemeden geçmemek lazım. Bu aşk dörtgen ve üçgenlerinin içinde dizi sürüp gidecek.

Birinci nokta casting:

İlk bölümden belli olacağı için çok da spoiler etkisi yaratmayacak bu bilgilendirmenin ardından cast üstünden biraz yorum yapmak istiyorum.
Ceyda Ateş, magazin camiasında güzelliğinden ziyade seksiliği ve şuh duruşuyla isim yapmış bir oyuncu. İmaj değiştiren, kilo alan ve saç rengini koyulaştıran Ateş’in o seksi havayı bu dizide taşımadığı aşikar, ancak herkesi kendine aşık edecek güzellikte bir kadın olup olmadığı da aynı derecede yeni imajla beraber tartışılacak bir konuyu gündeme taşıyor. Oyunculukla bu açık kapatılabilir tabi, ilk bölümü izlemeden konuşmak anlamsız ama risk var o kesin.
Gelelim Özgür Çevik’e… Yabancı Damat, Mazi Kalbimde Yaradır, Gece Sesleri gibi dizilerde izlediğimiz Çevik daha önce böyle bir karakter canlandırmadı. Fragmanda gösterilen imaj kitapta anlatılan o özgüvensiz duruşu tamamlıyor, düşük omuzlar, çizgili kıyafet, yumruk sıkan bir adam bize İskender’i betimliyor. İlk intiba Özgür Çevik’in bu karakteri taşıyabileceğini düşündürüyor bana, ancak ne kadar “çirkinlik kompleksi” gerçekçi olabilir ondan emin değilim. Özgür Çevik eli yüzü düzgün oyunculardan biri olduğu için bu rolü kotarırsa fark yaratacaktır haberiniz ola…
Üvey Baba türevi ikinci bir rolle ekrana gelecek Şemsi İnkaya’nın ise başroldeki iki oyuncunun aksine gerçeklik sorunu yaşamayacağı belli, zaten akıllarda “ürkütücü baba” figürüyle yer etmişti zamanında. Mehtap Bayrı ise daha önce Şen Yuva’da dekoltesiyle apartmanın gözdesi “abla”yı canlandırdığı için onun da göze batacak bir sorun olmadığını söyleyebilirim.
Beş kişilik ailenin altıncı üyesi EV
Dizinin alternatif oluşturacak unsurlarından biri annenin(Mehtap Bayrı) genç erkeğe (Erdal), babanın (Şemsi İnkaya) genç kıza (Nursen) aşkı olacak olması. Bu, tartışma çıkararak, köşelerde yer edecek bir konu söylemedi demeyin. Hatta mahallelinin bu gözü dışarda anne figürüne muhtemelen aşağılayıcı bakışları dizide “kadın” tanımlamasını derinlemesine yorumlatacak biz eleştirmenlere.
Ailenin oğulları arasındaki profil farkı ilk bakışta Kuzey Güney’i anımsatsa da aile içindeki mülkiyet kavgaları muhtemelen dizinin ayrıştırıcı unsuru olacak. Dizinin gizli aktörü ikramiyeyle alınan ve ailenin her ferdi için başka bir anlam taşıyan ev adeta özneleşecek gibi görünüyor. Evlerden Biri’nde yalnızca bir aile çözülmesi değil,maddiyat üzerine kurulu bir ailenin sınıf bilincinden yoksun üyelerinin düzen içinde “köşeyi dönme” çabası da ekrana taşınacak.
Bence, uyarlama birçok dizinin ekrana geldiği ve kısa sürede yayına veda ettiği günümüzde “Evlerden Biri” başarılı bir iş olabilir… Eğer Orhan Kemal’in gerçekçi üslubuyla ekrana taşınabilir, bu sosyal çatışmaları da aşk hikayesi kadar görünür şekilde merkeze oturtursa sıradan bir aile hikayesinden çok daha fazlasıyla izleyiciyi kendine bağlayabilir. Ancak dediğim gibi uyarlama olan her işin tutmadığı gerçeğinin unutulmaması ve sosyal yapının iyi analiz edilmesi şartıyla!