İnancını yitirmeyecek kadar ödün veren adam: Serhat Kılıç

Follow me

Kiminiz onu Seksenler’in Ergun Plak’ı olarak tanıyorsunuz, kiminiz Kış Uykusu’nun imamı olarak… Heberler’in acar muhabiri de oldu ekranda, çocuk programlarının sempatik sunucusu da… Yetmedi, elinde avucunda ne varsa Ankara’da bir sanat okulu açmaya yatırdı. Nereden baksanız ilginç bir adam Serhat Kılıç. İdealist bir adam. Son olarak Gürcan Yurt’un efsane karikatür serisi Robinson Crusoe ve Cuma’dan uyarlanan aynı adlı filme başrolde yer aldı. Film için ‘Bir gişe filmi değil’ diyor, beklentilerin aksine. ‘Ben öyle oynamadım’ diyor ve ekliyor: Kendimden inancımı yitirmeyecek kadar ödün verdim.

Serhat Kılıç Röportaj
Serhat Kılıç Röportaj

En klişe sorudan başlıyorum, ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir?

Yanına ne alırsan al, bir şey değiştirmez. Allah düşürmesin.  (Gülüyor)

Robinson’un Türk olması hikayeye nasıl renk kattı?

Erkek adam en yakın arkadaşının kızına yan gözle bakar mı? Bizim mahalle kültürümüz, örf ve ananelerimiz Yorkshire’lı bir adamın ağzında komik duruyor. Katolik ama Hasbin Allah diyor mesela.

Bir oyunun provalarında terlemekten 8 kilo vermişsin, Küba sıcağı kaç kilo götürdü? Çok terleyen biri olarak zorlanmadın mı?

Çok zorlandım, çok sıcaktı. Yaklaşık 5-6 kilo da orada verdim.

Okumaya devam et İnancını yitirmeyecek kadar ödün veren adam: Serhat Kılıç

Seksenler’e kardeş geliyor: Doksanlar Dizisi

Follow me

Birol Güven’in yapımcısı olduğu Seksenler dizisine kardeş Doksanlar için hazırlıklara başlandı. Oyuncu kadrosunun Seksenler’den tamamen farklı olacağı, başka bir hikaye üzerinden kurgulanacak olan Doksanlar dizi ilk tanıtımıyla internette görücüye çıktı.

Seksenler’e kardeş geliyor: Doksanlar Dizisi

Gelin dizinin tanıtımından yola çıkarak biraz fikir yürütelim. Tanıtım televizyon üzerine söylemlerle başlıyor. Doksanlı yıllar özel televizyonların hayatımıza girdiği yıllar malumunuz, sonrasında ise “mahalle bakkalı yerine süpermarketlere gittiğimiz yıllar” olarak tanımlanıyor 90’lar, “Her şeye rağmen havamızın güzel olduğu yıllar…”

Seksenler’de dinlediğimiz arabesk şarkılar şehir yaşamında evrilerek türkçe popa  dönecek, neo-liberalizm rüzgarıyla hayatımıza “yırtık pırtık blue jeanli” şarkılar girecek, pop starlarımızın yanına demirbaş politikacılar eklenecek…

Sıradan bir aile anlatısı üzerinden nostalji kremasıyla sunulacak soframıza kremadan başka çok da matah bir tadı olmayan o pasta. Ne demek istiyorsun derseniz, Seksenler gibi yargı sürecine taşınmış, hesaplaşmaya girilmiş, toplumsal olarak acısı kabul edilmiş bir dönemi anlatan bir dizi bile olabildiğince apolitik ama dekorunda siyasi öğeler mevcut olarak ekrana taşındıysa hatta süreci haklı gösterdiğine dair izlenim yarattıysa Doksanlar’ı tahayyül etmek zor bile değil. Belli ki Doksanlar’da da birkaç bölümde ışıklar yakılıp söndürülecek, belki birkaç dakika Uğur Mumcu’nun, Cumartesi annelerinin, kayıplarımızın adı anılacak. Seksenler’de de bu yapıldı dönemin siyasi yapısı dekor alınarak üzerine apolitik bir hikaye konduruldu.

Komedi dizisinin politik olması gerekir mi derseniz, tabi ki hayır! Ancak Seksenler’de eleştiriye neden olan duvara siyasi yazılar yazıp ardından alttan alta apolitik hikayeyi siyasi bir dekorla yürütmeye çalışmak kimi sosyal bilimcilerin de dile getirdiği gibi darbeyi haklı çıkaran bir dilin olduğu izlenimi yarattı. Ne yapalım derse dizi ekibi, madem apolitik olacak hikaye, ki şüphesiz olacak, o zaman o ışık kapama açma sahnelerini senaryoya koymayın, aydın suikastlarına hiç değinmeyin. Aynı hataya yeniden düşmeyin. Dekor olarak anlamsızlaşmasından, altının boşaltılmasındansa hiç konulmasın suya sabuna değmeyen bir komedi dizimiz olsun. Biraz eleştirilir ama daha kolay sindirilir, Seksenler’deki ev arayan kibar polislerin esprilerini ben hala sindiremedim zira…

Siz Tarkan’la eğlenir, cino çikolata yer, Bizimkiler izleyerek Pazar banyosu yapan çocukları resmedersiniz dizide. Bu da bir yol, izleyiciye nostaljiyi tattırmak çok da keyifli bir anlatı olur eminim. Seksenler içinde olduğu gibi dekor izleyerek zaman geçirmek, “bundan benim evimde de vardı” demek isteyenler eminim Doksanlar dizisi içinde de nostalji anlatısını seveceklerdir.

Sen izler misin derseniz, ben bir dizide dekordan daha fazla şey bekleyen izleyicilerdenim. Komedi dizisi denince gördüğüm her işi gerçekten güldüğüm Kaygısızlar, Leyla ile Mecnun ve İşler Güçler gibi işlerle kıyaslıyorum, doğal olarak kıstaslara karşılık alamıyorum.