Ağır Roman’ın Orhan Gencebay sevdası

Follow me

Ağır Roman dizisinde her hafta bir Orhan Gencebay şarkısı duyduğumuzun farkında mısınız? Dizinin bu hafta yayınlanan bölümünde Leyla’yı piyanoda Dil Yarası’nı çalarken gördük örneğin… Dizide bu şarkıların kullanılmasının tesadüf olmadığının altını çizmek istiyorum. Merkeze ilerleyen çevre kültürü üzerine yapılan araştırmalarda belirtildiği gibi Orhan Gencebay iç göçle özdeşleşen bir aktör.

 

Kolera mahallesinin temsil ettiği mahalle kültürü de Orhan Gencebay’ın kendi söyleşilerinde de kullanıldığı gibi “varoşların müziği” betimlemesini doğru şekilde hatırlatan bir yerleştirme. İlginç olan ise evlerini satmamak için harekete geçen mahallelinin direnişini anlatan dizide hikaye Orhan Gencebay şarkılarıyla desteklenirken Orhan Gencebay’ın Türkiye’de kentsel dönüşümü destekleyen ünlülerden biri olarak gazetelerde boy göstermesi…

 

Başka bir yazıda uzunca ele almak istediğim bu konunun o zamana dek aklınızda çelişkili görünen bu soruyla beraber kalmasını isteyerek yazıya son veriyorum. Bazen televizyonda gördüğümüz ufacık ayrıntılar bile ne kadar çok şey ifade ediyor değil mi?

 

Ağır Roman’ın gerçekliği dublajla zedeleniyor

Follow me
Son iki sezondur televizyon dizilerinde başlayan bir trend ile ilgili gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bizimkiler’in Helga Yenge’si ile yabancı karakterlerle tanışıp yabancı gelinli evlendirme programlarına ekranda alışıp Hürrem’in yabancı ağzını bağrımıza basıp, Caroline’i “gavur “ olarak yaftalayarak ekrandaki ötekilere alıştık.

Kayıp Şehir’in Avnavut başrolü

Şimdilerde yapımcılar daha büyük bir risk alarak “öteki”ni izleyiciye “bizden” diyerek yutturmaya çalışıyor. Oyunculuklar konusunda ahkam kesebilecek kapasitede değilim ancak gerçeklik algısı üzerinden bazı eleştirilerde bulunmak istiyorum.  Kayıp Şehir’de Arnavut Nik Xhelilaj Türkiyeli bir karakter olarak ekrana geliyor. Türkçe öğrenmeye başlayan başarılı oyuncunun görünüşü her ne kadar  Türkiyeli karakteristiği taşısa da dublajın eğreti hali, senkron problemi zaman zaman izleyicinin gözüne batabiliyor. Yine de diğer örneklerin arasında iyi olan konumunda…

Krem’in Rüya’sı gerçek mi?

Krem  dizisindeki Larissa Gacemer de aynı durumun daha vasat bir örneği… Birkaç kelime dışında Türkçe bilmeyerek dizide oynamaya başlayan ve canlandırdığı Türkiyeli Rüya karakteriyle izleyiciye “sizdenim”i ispatlamayan çalışan güzel oyuncu malesef her sahnesindeki kesik konuşmasıyla yorucu diyalogların kadını olmaktan öteye geçemiyor.

Ağır Roman’ın gerçekliği dublajla zedeleniyor

Aynen Ağır Roman’ın Salih’i Tamer Tıraşoğlu gibi… Almanya’dan gelerek Junior Salih adıyla kendini izleyiciyle tanıştıran oyuncu, kaslarıyla ekranda fırtına estirse de üstünde birkaç beden büyük duran sesiyle izleyiciyi gerçeklikten uzaklaştırıyor. İzleyicinin yabancılaştığı dizide Kolera mahallesinin masalsı havasının yanı sıra “kenar mahallenin direnişi” büyük resmiyle sunduğu gerçeklik söylemi yakışıksız dublajla konsantrasyonu yerle bir ediyor. Ağır Roman Yeni Dünya’yı özenli bir iş olarak görmeme rağmen Salih’in beni gerçekten uzaklaştırmasıyla izlerken tokat üstüne tokat yiyorum. Tam dizi sizi o dünyaya çekecekken inen hızlı bir elle kendinize geliyorsunuz adeta…

Sesli çekimin ne kadar zor olduğunu, ezan sesinden uçak kalkışına, otomobil gürültüsüne kadar farklı birçok etkenle adeta iş süresini ikiye katladığı gerçeğini göz ardı etmediğimi belirterek altını çizmek istiyorum ki yalnızca role yakışacak oyuncu transfer ederek rol gerçekçi olmuyor, aksine gerçeğin gölgesinin ötesine geçilemiyor. Sonuç malumun ilamı, olmuyor, öteki bizden olacak derken bizimkilerin arasında o daha da öteki olarak kalıyor.

Ağır Roman gerçekten Yeni Bir Dünya mı vadediyor?

Follow me

Hatırlarsınız bir dönem dizilerde psikiyatri, psikoloji ve psikolojik danışmanlık bölümleri sıkça ekran sömürüsüne maruz kalmıştı.

Ağır Roman gerçekten “Yeni Bir Dünya” mı vadediyor?

Her dizide bir psikolog, pikolojik danışman, rehber öğretmen veya psikiyatrist vardı. Evdeki Yabancı ile başlayan furya, Çocuklar Duymasın, Şen Yuva, Sen de Gitme, Fatmagül’ün Suçu Ne, Pis Yedili ile devam etti, son olarak da Böyle Bitmesin’de bu tür bir karaktere rastladık. Arasak onlarca dizide de en azından birkaç bölümde psikolojik destek veya psikiyatrik yardım alan karakter bulabiliriz… Hatta geçtiğimiz yıllarda yeni açılacak bir kanal için In Treatment adlı dizinin Türkiye uyarlaması yapılacağı bile söylenmişti, o dönem yönetmeninden oyuncusuna kadar belli olan iş sonra askıya alınmıştı.

 

 

Dünyanın en kısa dizisi yayına başladı!

 

Psikoloji, dizi konularında evire çevire ele alınadursun, mesleğin popülerleştikçe karikatürleşen yüzü “Oldu Teşekkürler”e konu edildi, skeçler Beyaz Show’la patladıktan sonra kısa süre önce Show tv’de ana haber sonrası yayınlanmaya başladı. “Dünyanın en kısa dizisi” olduğu konuşulan “Oldu Teşekkürler” 3’er dakikalık bölümlerle her akşam evlerimize misafir oluyor.

 

Öncelikle sosyal medyanın kokusunu iyi alan yapımcı İnci ve Ali Gündoğdu’yu tebrik etmek istiyorum. Süreç Film, ekranda cesaret gerektiren bir işe imza atıyor, takdir etmesek eksik kalır. Başarılar “Oldu Teşekkürler” ekibi, iyi ki varsınız, haber sonrası stres alıyorsunuz.

 

 

Ağır Roman Neler Getirdi?

 

Son zamanlarda psikolojiden yönelen ibre bir başka sosyal bölüme doğru kayıyor… Önce Uçurum dizisinde ardından Sultan’da son olarak da bu hafta ekrana gelmeye başlayan Ağır Roman’da sosyolog veya sosyoloji öğrencisi karakterler gördük. Mezun olduğum bölüm diye demiyorum ancak ekranda sosyal yönü ağır basan işler ve bir şekilde sosyolojiye değinen diziler görmek umut verici.

 

Ağır Roman’ın ilk bölümü nasıl derseniz, dizinin en büyük sorununun dublaj olduğunu belirtmem gerek. Sanat ekibi ne kadar özenli çalışmış, mahalle ne kadar hayatın içinden duruyorsa dublaj da bir o kadar yapay geliyor izlerken. Sumru Yavrucuk ve Nesrin Cavadzade oynadıkları roller için biçilmiş kaftan olarak göründü gözüme, oyunculuk gurusu veya otorite olmadığımdan oyunculuk yorumlarına fazla girmek istemesem de bu dizide castingin başarılı olduğunu görmek için otorite olmaya da gerek olmadığını söylemeliyim.

 

 

Dizide mahalleleri yıkılan Koleralılar günümüze ait bir başka sorunu gün yüzüne çıkarıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan Sulukule örneği geldi aklıma diziyi izlerken… Burada her ne kadar kentsel dönüşüm meselesinden bahsetmiyorsak da mahallenin bir şekilde baskı altında tutulmasına ve ticari çarkların içinde hayatta kalma savaşına seyirci oluyoruz. Mahalleye belediyeden izinsiz pankart asan mahallelinin zabıtaya “Biz vatandaş değil miyiz” diyerek saldırması da bu baskıya başkaldırmanın bir göstergesi… “Ne polis huzur veriyor ne belediye, mahalle bitti” diyen kadın bu yüzden tam da bahsettiğim karşı cephe durumuna örnek oluyor. “Kolera’da ayakta kalma savaşı var” dış sesi de tam bu mücadeleyi betimliyor.

 

 

Ağır Roman, yoksulluğun popülerleşmesinin ürünü mü?

 

Sulukule, Tarlabaşı gibi mahallelerin direnişi de bir şekilde konu olmuştu medyada bir dönem, popülerleşen mahalleler bir yandan slum tourism denen meseleye mi neden oluyor, yoksulluk metalaşıyor mu tartışması akıllarda yer etmişti. Yani yoksulluk sergilenebilir bir nesneye, bir gösteriye hatta alıp satılan bir maddeye dönüşüyor diyordu bazı akademik çevreler… Bu popülerleşmenin sonucunu izliyoruz belki de ekranda, bir çeşit yoksulluk gösterisi Ağır Roman, aynı şekilde Kayıp Şehir de öyle… Özetle yoksulluk izleyiciye gösteri olarak sunuluyor, izleyici kendisine “satılan” yoksulluk gösterisini izleyerek onu “satın alıyor” yani yokluk pazarlanabilecek kadar popüler bir hal alıyor.

 

 

Ağır Roman “Yeni Dünya” adını alırken yalnızca yeni bir sayfa yorumuyla mı bu adı hak etti dersiniz, yoksa izleyiciye popüler yoksulluk durumunu “yeni bir dünya” olarak sunduğu için mi? Ne dersiniz ekranda bu işlerin çoğalmasının popülerleşen yoksullukla hiç mi ilgisi yok?