Yaz Dizileri Neler Getirdi?

Yaz dizileri yayına başladı. Hepsi için tek tek ilk bölüm analizi yapmaktansa görüşlerimi bildiren genel bir yazı kaleme almaya karar verdim.  Gelin 2013 yaz dizileri içinden Güzel Çirkin, Benim Hala Umudum Var, Doksanlar, Sana Bir Sır Vereceğim ve Aldırma Gönül’e beraber bakalım.
Güzel Çirkin

Güzel Çirkin
Güzel Çirkin
Dizinin klişe konusunu detaylandırmaya bile gerek görmüyorum. Amerika’dan gelen bir kadın polis, ortak çalıştığı maço komiser ve onun yardımcısı polisin merkezde olduğu bir dizi. Naz Elmas ve Ali Sunal’ın yanında Mavi Kelebekler ve Ezel’den hatırladığımız Cahit Gök dizinin ana castında.
Konu klişeliğini hikayenin yanı sıra karakterlerin sosyal rollerinden de alıyor. Kadın ve erkek çatışmasının kültürel farklılıklarla da temellendirildiği hikaye toplumsal rolleri pekiştirmekten gocunmayacak kadar risksiz bir iş… Erkeğin “cesede bakma kötü olursun” uyarısı ne kadar “elinin hamuruyla erkek işine karışma”nın karşılığıysa dizide kadın polisin çatalsız yemek yiyememesi de aynı “kibar kadın” vurgusunun ipucuydu.
Çok fazla yazmaya bile gerek olmayan Güzel Çirkin’in  ilk bölümüyle Bron/ Broen Amerikan uyarlaması haliyle The Bridge’e benzetildiğini de not etmem gerek. Ana karakterlerin bu dizilerden “esinlenildiği” sosyal medyada sıkça konuşuldu .İzleyiciler için not düşelim…
Benim Hala Umudum Var

Benim Hala Umudum Var
Benim Hala Umudum Var
Dizi hakkında uzun uzadıya yazı yazacak değilim ilk bölümden ancak belirtmeden geçemeyeceğim  noktalar var.
Dizide orta alt sınıfa mensup bir aile odakta… Evin çalışan mensuplar en büyük kadın çocuk ve anne… Evin babası işsizken, evin büyük oğlunun da kıraathane işlettiği görülüyor.
Dizi kimi izleyiciye Adını Feriha Koydum’u hatırlatırken sosyal medya kullanıcılarının kimi ise Aşk Emek İster ve Evlerden Biri ile işi kıyasladı. Kısacası özgün, şok etkisi yaratacak klişeden uzak bir dizi değil bu da… Bana kalırsa Benim Hala Umudum Var pek çok yönden Adını Feriha Koydum’daki dinamikleri içeriyor. Dizinin Adını Feriha Koydum tadında sınıf çatışması üzerinden ilerleyecek aşk hikayesi sınıf atlama hayali kuran genç kadınları en azından yaz boyunca ekrana bağlayacaktır.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta ilk bölümdeki iş hayatına dayalı alt metin… Sigortasız çalışan annenin yaralandığında “benim yerine çalışacak çok kişi var” şeklinde işini kaybetmemek için kendini ikna ettiği sahne oldukça manidar. Zira bu argümana “bizim oralarda” reserve army of labour yani yedek iş gücü ordusu denir. Sosyoloji meraklılarının incelemesini önereceğim bu başlık tam olarak dizideki işçi durumunu anlatır.
Uçurum’da izlerken dizinin başrolündeki Şükrü Özyıldız’ın küçük rolüyle bile dikkatimi çektiğini belirterek bu dizide başrol olmasına şaşırmadığımı da ekleyeyim. Berk Oktay’ın ve Gizem Karaca’nın rolleri de kariyerleri için risksiz, oynadıklarından çok da farklı olmayan roller. Bu diziyle ne yıldızları parlar ne de söner… Dizinin kazancı yeni bir jön, Şükrü Özyıldız olur şimdiden belirteyim.
Doksanlar

Doksanlar
Doksanlar
Benim için klasik bir Birol Güven yani dekor izleme dizisi. Hikaye bize yeni hiçbir şey vadetmiyor, dizinin her biri diğerine aşık karakterleri klişeyi yeniden üretmek konusunda oldukça ısrarlı.
Dekorlardaki detaylar ve çalan şarkılarla izleyiciye “aaa bu bizim evde de vardı” dedirten ve bu nostalji beklentisinin gazıyla izleyici toplayan dizinin başarılı olacağı kesin ancak izleyiciye bir şey kazandıracak iyi bir iş mi? Bence kesinlikle hayır…
Esra Dermancıoğlu’nun hala dram dizisinde oynar gibi oynadığı Doksanlar’da en şaşırdığım şey ise Erkan Köse’nin karakteriydi. Annem Uyurken dizisinde Lütfü rolüyle ekrana gelen Köse bu dizide de Emin olarak karşımızda. Üstelik iki karakterin mimikleri, konuşması, jestleri tıpatıp aynı, adları hariç…Gecekondu’da Dalyan olarak oynadın alkışladık, Annem Uyurken’de yine aynı ama rol lokomotif eyvallah dedik ama bir oyuncu oynadığı üçüncü işte de aynı karakteri kullanır mı? İnanılır gibi değil…
Bu diziyi izlenilebilir kılan tek şey nostaljik öğeleri. İzlemeyeceğim için muhtemelen hiçbir yazımda bir kez daha yer almayacak dizi…
Sana Bir Sır Vereceğim

Sana Bir Sır Vereceğim
Sana Bir Sır Vereceğim
Yerli Hereos dizisi olarak özetleyebileceğim Sana Bir Sır Vereceğim’in bir diğer benzetildiği proje ise X men.
Benzerlik yorumunu size bırakırken hemen söyleyeyim  dizinin hikayesi yerli diziler içinde yenilikçi, yönetmen de iyi ama başrolde Murat Han ile olmaz o iş.
Murat Han’a gelirsek… Zaten kötü rollerle özdeşleşen ve bence bu özdeşimi yıkabilecek yetide bir diziyle şimdiye kadar ekrana gelmeyen Murat Han, bu dizide taktığı komik gözlüklerle çok daha itici hale gelmiş halbuki bu kez kendisi “iyi adam” olarak ekranda. Kısaca olmamış, rol eğreti duruyor. Esra Ronabar ise mükemmel bir seçim , kendisi Uçurum’un kötü kadınıyken burada başbaşka bir rolle ekranda ve rolünün hakkını çok da güzel veriyor.
Dizinin gizemli yapısı merak uyandırsa da hikayesi merak hissini sürekli ayakta tutamıyor. Genel olarak durağan olan hikaye yer yer sıkıcı olarak bile tanımlanabilir. Grafik efektlerin de başarılı olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
Dizi ile ilgili nokta atışı bir tespit yapmamı dilerseniz, dikkatinizi dizinin küçük oyuncularına çekmek istiyorum. Dizide Zeynep karakterini canlandıran SU Burcu Yazgi Coşkun’u geçtiğimiz aylarda başka bir dizi için çekilen odition videosunda izlemiş ve çok yetenekli bulmuştum. O iş rafa kalktı, bu çocuk bir yerler kesin oynar derken kendisini bu dizide gördüm.  Su, önümüzdeki günlerde yeni bir Küçük Osman vakası yaratabilir benden söylemesi. Bu dizide olmasa bile, bu küçük kızı başka işlerde yıldız olarak izleyeceğiz gibi geliyor bana… Bu çocuğa dikkat…
Aldırma Gönül

Aldırma Gönül
Aldırma Gönül
Hiçbir diziyi beğenmedin mi diyenlere yaz aylarının yıldızını açıklıyorum. Oyuncuları ile yıldız karması olan Aldırma Gönül benim favorim. Nadir Sarıbacak, Tülin Özen, Ulvi Alacakaptan, Bülent Seyran, Şahin Irmak, Çağlar Çorumlu’nun yer aldığı dizi The king of queens adlı diziden uyarlandı.
Sitcom denince akla ilk gelen yönetmenlerden Hakan Algül’ün yönettiği Aldırma Gönülbenim gibi gülme efektlerinin alerji yaptığı izleyicileri bile güldüren özel bir iş. Uyarlama olmasına rağmen yerelliği ile yadırganma riskini en aza indiren yapımda şalgamlı rakı masasından futbol muabbetine kadar erkek izleyiciyi de ekrana çekecek pek çok öğe görüyoruz.
Fazla söze gerek yok, bu diziyi izleyin… Yazın yıldızı olacak şimdiden not düşeyim…
not: Yeni başlayan dizilerden Güneşi Beklerken’i yazamadım çünkü henüz izleyemedim. Babam Sınıfta Kaldı dizisi ise henüz başlamadı. Bu yeni dizilere de bir sonraki yazıda yer vereceğim. İyi seyirler…

Seksenler’e kardeş geliyor: Doksanlar Dizisi

Birol Güven’in yapımcısı olduğu Seksenler dizisine kardeş Doksanlar için hazırlıklara başlandı. Oyuncu kadrosunun Seksenler’den tamamen farklı olacağı, başka bir hikaye üzerinden kurgulanacak olan Doksanlar dizi ilk tanıtımıyla internette görücüye çıktı.

Seksenler’e kardeş geliyor: Doksanlar Dizisi

Gelin dizinin tanıtımından yola çıkarak biraz fikir yürütelim. Tanıtım televizyon üzerine söylemlerle başlıyor. Doksanlı yıllar özel televizyonların hayatımıza girdiği yıllar malumunuz, sonrasında ise “mahalle bakkalı yerine süpermarketlere gittiğimiz yıllar” olarak tanımlanıyor 90’lar, “Her şeye rağmen havamızın güzel olduğu yıllar…”

Seksenler’de dinlediğimiz arabesk şarkılar şehir yaşamında evrilerek türkçe popa  dönecek, neo-liberalizm rüzgarıyla hayatımıza “yırtık pırtık blue jeanli” şarkılar girecek, pop starlarımızın yanına demirbaş politikacılar eklenecek…

Sıradan bir aile anlatısı üzerinden nostalji kremasıyla sunulacak soframıza kremadan başka çok da matah bir tadı olmayan o pasta. Ne demek istiyorsun derseniz, Seksenler gibi yargı sürecine taşınmış, hesaplaşmaya girilmiş, toplumsal olarak acısı kabul edilmiş bir dönemi anlatan bir dizi bile olabildiğince apolitik ama dekorunda siyasi öğeler mevcut olarak ekrana taşındıysa hatta süreci haklı gösterdiğine dair izlenim yarattıysa Doksanlar’ı tahayyül etmek zor bile değil. Belli ki Doksanlar’da da birkaç bölümde ışıklar yakılıp söndürülecek, belki birkaç dakika Uğur Mumcu’nun, Cumartesi annelerinin, kayıplarımızın adı anılacak. Seksenler’de de bu yapıldı dönemin siyasi yapısı dekor alınarak üzerine apolitik bir hikaye konduruldu.

Komedi dizisinin politik olması gerekir mi derseniz, tabi ki hayır! Ancak Seksenler’de eleştiriye neden olan duvara siyasi yazılar yazıp ardından alttan alta apolitik hikayeyi siyasi bir dekorla yürütmeye çalışmak kimi sosyal bilimcilerin de dile getirdiği gibi darbeyi haklı çıkaran bir dilin olduğu izlenimi yarattı. Ne yapalım derse dizi ekibi, madem apolitik olacak hikaye, ki şüphesiz olacak, o zaman o ışık kapama açma sahnelerini senaryoya koymayın, aydın suikastlarına hiç değinmeyin. Aynı hataya yeniden düşmeyin. Dekor olarak anlamsızlaşmasından, altının boşaltılmasındansa hiç konulmasın suya sabuna değmeyen bir komedi dizimiz olsun. Biraz eleştirilir ama daha kolay sindirilir, Seksenler’deki ev arayan kibar polislerin esprilerini ben hala sindiremedim zira…

Siz Tarkan’la eğlenir, cino çikolata yer, Bizimkiler izleyerek Pazar banyosu yapan çocukları resmedersiniz dizide. Bu da bir yol, izleyiciye nostaljiyi tattırmak çok da keyifli bir anlatı olur eminim. Seksenler içinde olduğu gibi dekor izleyerek zaman geçirmek, “bundan benim evimde de vardı” demek isteyenler eminim Doksanlar dizisi içinde de nostalji anlatısını seveceklerdir.

Sen izler misin derseniz, ben bir dizide dekordan daha fazla şey bekleyen izleyicilerdenim. Komedi dizisi denince gördüğüm her işi gerçekten güldüğüm Kaygısızlar, Leyla ile Mecnun ve İşler Güçler gibi işlerle kıyaslıyorum, doğal olarak kıstaslara karşılık alamıyorum.