1000 BÖLÜM SÜREN AŞK: UNUTMA BENİ

Follow me

Unutma Beni dizisinin başrol oyuncuları Osman Karakoç ve Didem Özkavukçu, Unutma Beni dizisinin 1000. bölüm kutlamasında populersinema.com yazarları Murat Tolga Şen ve Gizem Merve Kaboğlu’nun sorularını yanıtladı. İşte bininci bölümü geride bırakan dizinin başrol oyuncuları ile yapılan o keyifli söyleşi:

1000 BÖLÜM SÜREN AŞK: UNUTMA BENİ

Unutma Beni dizisinde İlkay’ın başınıza gelmeyen kalmadı, tekerlekli sandalyede de oynadınız, sizi zehirlemeye çalışanlar da oldu, organ mafyasının da eline düştünüz. Dizide olması sizi şaşırtacak bir olay kaldı mı?

Didem Özkavukçu: Şaşırtacak olan şey ancak İlkay’ın kötü olması olabilir artık. Başka bir şeye şaşırmam. Bir hapse girmediğim kaldı diyordum, daha yayınlanmadı ama yeni bölümlerde o da olacak. 5 yıldır sakatlıktan, çocuğunu kaybetmeye, zorla evlenmekten kaza geçirmeye kadar başıma her şey geldi. İlkay o kadar saf ve iyiliğe inanan bir kadın ki, böyle insanların başına da böyle kötü şeyler gelmiyor mu zaten?

Dizide hızlı bir olay örgüsü var. Devamlı başınıza kötü şeyler geliyor. Hiç senaryoyu görüp, yok artık dediğiniz, itiraz edip değiştirdiğiniz yerler oluyor mu? Senaryoda söz hakkınız var mı?

Didem Özkavukçu: Olay örgüsüne karışamıyoruz ama yazarlarımızla arkadaş ilişkimiz var. Çok fazla fikir alışverişinde bulunuyoruz ama artık bu kadar da olmaz dediğimiz oluyor.

Osman Karakoç: Sürekli yazarlarla görüştüğümüz için biraz daha fazla lüksümüz var aslında. Arayıp, ne olacak, nasıl oynamalıyım diye sorabiliyoruz.Bir sıkıntı olduğunda orta yolu bulabiliyoruz. Bazen çok didaktik cümleler olabiliyor örneğin onlar değiştirebiliyoruz.

Beş yıldır aynı dizide oynadıktan sonra bundan sonraki işlerinizde izleyicinin sizi benimsememesi korkusunu taşıyor musunuz?

Osman Karakoç: Ben bunun biraz oyunculukla ilgili olduğunu düşünüyorum. Biz o karakterleri de doğru yorumlarsak sonraki projelerimizde bu tanıdıklığın izleyicinin benimsemesini kolaylaştırabileceğini bile düşünüyorum.

Didem Özkavukçu: Haftalık dizilerdki oyuncuları herkes tanınıyor. Ancak bizim gibi gündüz yayınlanan, günlük işlerde bizi daha çok fanatik izleyicilerimiz yakından tanıyor. Bir kısım izleyici o saatte çalıştığı için bizi hiç tanımıyor. O yüzden iki arada bir derede bir durumumuz var. Bundan sonraki adımımız bu yüzden çok daha önemli, bazı yapımcı ve yönetmenler “çok ünlü olmayan bir yüz istiyorum” der işte o biziz, bazıları da der ki “tanınan ve sevilen birini istiyorum” o da biziz.

Osman Karakoç: Didem’e katılıyorum, hem çok tanınıyoruz hem de çok tanınmıyoruz. Çünkü Türkiye’de prime-time izleyicisi var ve sadece akşam televizyon açıyorlar, doğal olarak onlar bizi tanımıyor. Bir kesim de bizi çok iyi tanıyor.

Didem Özkavukçu: Biz oyuncuyuz, bu işin okulunu okuduk ve sabırla ilerliyoruz. Birdenbire bir şey olsun diye beklemiyoruz, tiyatro da yapıyoruz. O yüzden başka bir rol için böyle bir endişe taşıyamam, benim işim bu…

Bu çok başarılı bir proje ancak elbette bitecek bir gün. Unutma Beni sonrası yine bir Ankara işi mi yoksa dizi sektörünün başkentine, İstanbul’a doğru bir adımınız olacak mı?

Osman Karakoç: İstanbul’da çok fazla proje var. Bir gün elbette bizim de başka işlerimiz olacaktır, ben burası bittikten sonra Ankara’da devam edemem diyemiyorum burada da işler çoğalmaya başladı. Bu biraz bize hayatın ne getireceğiyle alakalı.

Ankara daha rahat bir çalışma ortamı sunuyor değil mi?

Didem Özkavukçu: Set çok daha rahat. Ankara’da sokakta çalışmak da trafik de çok rahat. Ancak kişisel zorluklarımız var, ben Trabzon’da tiyatroya da devam ediyorum . Hayalim ise kışın tiyatro, yazın film yapmak ama dizi olduğunda hayır diyemiyorsunuz maddi koşullar nedeniyle

Sinema ekonomik anlamda oyuncuyu kalkındıran bir şey değil. Oyuncular o yüzden dizi yapmaya mecbur değil mi?

Didem Özkavukçu: Unutma Beni uzun süren başarılı bir iş, her zaman bu kadar şanslı olacak mıyız onu da bilmiyoruz. İstanbul’da biten diziler çok fazla daha başlayamayan diziler çok fazla.

Dizi sektörünün karanlık durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Osman Karakoç: Geçmişte de böyle bir durum olmuştu, şovlar ön plana çıkmış, diziler geride kalmıştı. Yine aynı şeyi yaşıyoruz. Bence ona benzer bir dönem yaşanıyor ve bu geçici bir süreç.

Didem Özkavukçu: Ben de bunun geçici olduğunu düşünüyorum yine dizilere rağbet artacaktır.

Osman Karakoç: Ayrıca İstanbul piyasası ne kadar kötü giderse gitsin bu dönemden biz etkilenmedik. Reytinglerimiz gayet iyi gidiyor…

Ekonomik anlamda günlük dizi oyuncusu olmakla haftalık dizi oyuncusu olmanın farkı nedir?

Didem Özkavukçu: İstanbul’dakilere göre çok düşük bir ücretle çalışıyoruz. Onlara göre 1 bölüme biz 20 bölüm çekiyoruz, gündelik hayata vurduğunuz zaman ise tabi ki Ankara’da yaşamak çok daha avantajlı, ben memnunum ama İstanbul’da çalışmayı da isterim.

Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda oynadığınız roller Unutma Beni’deki İlkay’a benziyor mu?

Didem Özkavukçu: Hiç benzemiyor.  Trabzon’daki ilk oyunumda evlenmek isteyen ama bir türlü evlenemeyen bir kadını canlandırıyordum, tek perdelik bir komedi ve adı Şekil Bozukluğu… Hala oynamaya devam ediyoruz, ikinci oyunum ise Pembe Kadın. Bu da bir köy oyunu, Ege ağzıyla oynuyoruz. Köyde dedikodu yapan kızlardan biriyim. Çok farklı roller İlkay’dan…

Daha az şey yapıp çok daha fazla şikayet eden oyuncular var. Siz hem günlük dizi çekiyorsunuz hem de başka bir şehirde tiyatro oynuyorsunuz. 

Didem Özkavukçu: Yapabiliyorken yapalım istiyorum, işim bu sonuçta neden şikayet edeyim.

Osman Karakoç: Bence de dizi süreleri çok uzun, çok çalışılıyor ama bunun karşılığı da alınıyor.

Siz neleri izlemeyi tercih ediyorsunuz, vakit bulabiliyor musunuz diğer dizileri izlemeye?

Osman Karakoç:  Vakit ayırıyorum. Kuzey Güney’i çok beğeniyorum, senaristlerini çok iyi buluyorum. Kıvanç Talıtuğ da bence çok başarılı, çok takdir ediyorum ben kendisini, tanımıyorum ama çok çalıştığından eminim. 20 Dakika’yı izledim, orada da İlker Aksum çok iyi… Yabancı dizilerden de Breaking Bad’i çok beğenerek izliyorum.

Breaking Bad gibi bir dizi Türkiye’de çekilde çok tepki alır. Türkiye’de bir dizi çekerken çok dikkatli olmak gerekiyor, siz sıkıntı yaşıyor musunuz?

Osman Karakoç: Bir kavga sahnesi çekerken ben “ulan” diyemiyorum mesela. Adam dövüyorum ben “ulan” demiyorum, gündüz yayınlandığımız için hassasiyetlerimiz daha farklı oluyor. Yönetmenimiz uyarıyor “Ulan yok Osman, ulan yok Osman” diye…  Halbuki iki erkek kavga ederken bu lafı çok kullanır hatta Ankara’da “la” derler, Behzat Ç. izleyicisi bilir. İçki içerken de gösteremiyoruz karakteri, bardak önümde duruyor ama içemiyorum. Bizimki aile dizisi olduğu için bu ayrıntıların dışında otosansür uygulanan durumlar yaşanmıyor.

5 senedir aynı karakteri oynamak yorgunluk hissettirmiyor mu?

Osman Karakoç: Deneyimlerim bana şunu öğretti, dizi piyasası için en iyi iş devam eden iştir. Hepimizin sinema yapmak gibi istekleri var. 2008 yılından beri devam ediyor ve dizimiz doğal olarak yorgunluklarımız oluyor ama Unutma Beni olmasa belki yeni bir iş yapacağım ve o iş ikinci bölümde kalkacak. Bu ayrı bir stres yaratıyor, ben o yüzden tekrar ediyorum en iyi iş devam eden iştir.  Ayrıca, dizi oyunculuğu da çok keyifli anlar yaşatıyor, dizi oyunculuğunun tiyatro oyunculuğundan hiçbir farkı olmadığını düşünüyorum. Oyunculuk anlamında da bazı sahneler ciddi anlamda tatmin yaratıyor.

Röportaj: Murat Tolga Şen / Gizem Merve Kaboğlu 

twitter.com/murattolga   /  twitter.com/gizemkaboglu