Chernobyl Yazım Cine Dergi’de Yayında

Follow me

View this post on Instagram

Sözün ucunu bulmakta, toparlamakta en zorlandığım yazım oldu galiba. Sayfalarca not, saatlerce izleme, dinleme… Elbette toplumsal hafızamızda yer eden onlarca anı, cümle… Chernobyl yazım taze taze sizlerle… 33 yıldır çekilen dememin nedeni, hepimizin aslında bir yerinden bu hikayeye şahit bireyler olmamız. Dizinin prodüksiyonu 16 ay sürse de, bu yapım 30 küsur yıl + 16 ayda ekrana hazırlandı. Tüm dünyanın tanık olduğu bu trajik olay, etkilediği milyonlarca kişinin hikayesi ile bugün hala yazılmaya davam ediyor. Chernobyl dizisi de bize bu kabus tablosunun fırça izlerine yakından bakma fırsatı veriyor. Elbette olayın başat aktörlerini merkeze alan yalnızca birkaç hikayeyle… link bioda… ( www.cinedergi.com ) #chernobyl #hbo #tvdizisi #cernobildizisi #cernobil #yabancidizi #cinedergi

A post shared by Gizem Kaboğlu (@gizemkaboglu) on

Nostalji: Hatırla Sevgili’de Kızıldere

Follow me
  1. https://www.izlesene.com/video/hatirla-sevgili-kizildere-30-mart-1972/8817411

Bugun #kizildere nin yıl dönumu. Bakın Hatırla Sevgili dizisinde olay nasil islenmisti… Erkan Oğur’un sesiyle tüylerimi diken diken etmişti izlerken. Hatırlatmak istedim.
Görüntüler Hatırla Sevgili’nin 57.bölümünden. 2006-2008 yılları arasında yayınlanan dizinin 2008’de yayınlanan bu bölümün son sahneleri Kızıldere’yi gösterir. Dizinin proje tasarımı Tomris Giritlioğlu’na aitti.

Kızıldere olayı nedir?
Tarih 27 Mart 1972’yi gösterdiğinde Ünye’deki NATO üssünden 3 yabancı teknisyen kaçırıldı. Teknisyenleri kaçıran Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Sarıhan ve Ahmet Atasoy kendilerini bekleyen Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna ve Saffet Alp ile buluştular. 30 Mart’ta Tokat’ın köyü olan Kızıldere’de muhtarın evinde mevzilendiler. Amaçları idamla yargılanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın infazlarının durdurulmasıydı.

Kaçırılanları serbest bırakmaları, kendilerine bir zarar gelmeyeceği söylense de karşılıklı anlaşmazlık ve Mahir Çayan’a sıkılan kurşunla çatışma başlamıştı. Mahir Çayan başından vurularak orada hayatını kaybetti. Helikopterlerle, roketatarlarla başlatılan operasyonda 3 NATO teknisyen ve 10 devrimci öldürüldü. Saffet Alp ilk başta sağ ve yaralı yakalanmıştır ancak başına bir kurşun sıkılarak öldürülmüştür.

 

Festus Okey Duruşması Yaklaşırken, Kayıp Şehir’i Hatırlayalım

Follow me

View this post on Instagram

TV dizileri içinde enlerimden biri Kayıp Şehir… Dizide siyahi bir genç olan Daniel, "beyaz" bir genç kadına, Seher'e aşık olmustu. Seher'in bu ilişkiden hoşnut olmayan annesi ise Daniel'ı polise ihbar etti, amaç yalnızca sınırdışı edilmesi olsa da genç adam gözaltına alınırken böyle öldürülmüstü. Dizinin senaristlerinden Murat Uyurkulak twitter hesabından şu açıklama ile karakterin ölümünün #festusokey cinayetine gönderme oldugunu duyurmuştu: "KŞ dizisinde daniel'in polis tarafından öldürüleceği 15 ay önce kurulan genel hikayede mevcuttur… festus okey'e doğrudan göndermedir… " Dizide Daniel'ın ölümünun hesabı sorulsun diye imza toplandıgı sahneler vardı. Adalet arayışı aynı Festus Okey davasındaki gibiydi… El yordamıyla… Kişisel arşivimdeki bu videoyu paylaşmak istedim. 2 nisan'da Festus Okey davasının duruşması var. Dava yeniden görülüyor. Konuyu detayları ile ogrenmek isteyenlere Ismail Saymaz'ın Sıfır Tolerans kitabını şiddetle öneririm. Festus Okey'e ne olmuştu? Okey, 20 Ağustos 2007’de uyuşturucu taşıdığı iddiasıyla Taksim’de gözaltına alındı ve Beyoğlu Emniyeti’nde öldürüldü. İlk soruşturma tutanağını sanık polis Cengiz Yıldız’ın hazırladığı, Okey’e ateş edilme mesafesini kanıtlayacak olan kanlı gömleğin ise hastanede kaybedildiği anlaşıldı. Beyoğlu 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, dört yıl boyunca ölenin Okey olup olmadığını araştırdı. Nijerya’ya gönderilen yazının yanlış makama gönderildiği ortaya çıktı. İkinci gönderim işlemi, İngilizce değil, Arapça olduğu için geri çevrildi. Kasım 2011’de gönüllü avukatlar, Okey’in Nijerya ve Güney Afrika’daki ailesini buldu. Kardeşi Tochukwu Gameliah Ogu’nun müdahilliğini üstlenen avukatlar, taraf olabilmek için mahkemeye başvurdu. Fakat mahkeme, 13 Ocak 2011’deki kararında, talebi reddetti. Yıldız, ‘taksirle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan dört yıl iki ay hapse çarptırıldı. Yerel mahkeme, Okey’in ailesine ulaşma gerekçesiyle yaklaşık dört yıl vakit kaybederken, dört yıl sonunda aileye gönüllü avukatlar ulaştı. Fakat mahkeme, avukatların sunduğu DNA raporunu dikkate almaksızın karar vermişti. Karar bozuldu ve dava yeniden görülmeye başlandı. Duruşma 2 nisan'da. #tv #dizi #kayipsehir

A post shared by Gizem Kaboğlu (@gizemkaboglu) on

Çukur Dizisinden Etkilendi Soy Adını Değiştirdi

Follow me

Haber geçtiğimiz hafta gazetelerde yer aldı. Show TV’de ekrana gelen Ay Yapım imzalı “Çukur” dizisinden etkilenen bir aile soyadlarını “Koçovalı” olarak değiştirdi. Haberin detayı şöyle: Tokat’ta, Samyeli Mahallesinde ikamet eden evli ve 2 çocuk babası servis şoförü Mehmet Koçovalı (56),Show TV’de yayınlanan “Çukur” dizisindeki ‘Koçovalı Ailesi’nden etkilenerek soyadlarını değiştirme kararı aldı. Nüfus Hizmetleri Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun kapsamında yaklaşık 6 ay önce “Verir” olan soy adını, “Koçovalı” olarak değiştiren aile torunlarına da “Yamaç” adını vermeye hazırlanıyor.”

Hayali Aşan Televizyon

Televizyon dizilerinde yaşananların gerçek hayata sirayet ettiği örnekleri daha önce de görmüştük. Kurtlar Vadisi sonrası Çakır’a cenaze namazı kılınması malumunuz en bilinen örnek… Paul Walker öldüğünde sokakta lokma dağıtmış milletiz. İki sene evvel doğan kız çocuklarının çoğunun adı Kiralık Aşk dizisi nedeniyle Defne koyulmuştu. Herkesin Polat Alemdar paltoları ile gezdiği, çuval olayının intikamının Amerikan askerlerinden bir filmle alındığı günler öyle çok uzağımızda değil. Hatta birkaç gün önce internette yayılan yabancı bir izleyicinin, kendi dilinde, ülkesindeki kadınlara seslendiği video da aynı illüzyonun sonucu. İstanbullu Gelin dizisinde Özcan Deniz’in canlandırdığı Faruk karakterinin kadınlar tarafından sürekli örnek gösterilmesinden yılan izleyici, “Faruk Faruk… Yetti Faruk… Böyle adamlar gerçekte yok!” diyerek dakikalarca isyan etmişti. Kadınların ideal erkeği haline gelen Faruk karakteri, belli ki kadınların özel hayatlarındaki partnerlerini de onunla kıyaslamasına neden oluyordu. Bunun gibi birçok örnek daha sayabiliriz. Elbette tüm örnekleri bir arada düşündüğümüzde izleyicinin dizi karakterinin soy adını alması da “tuhaf” gelmiyor.

Soy Adı” Yalnızca Soy Adı değildir

Evet, değildir. Yalnızca soyun devamı için bu topraklarda evlilikler yapıldı, yapılıyor. Erkek çocuk talebi ile “er doğuramayan” kadınlar boşanmaya, kuma almaya zorlandı, zorlanıyor. Doğuda, Batıda… Sessizlik hüküm sürdüğünde kız çocuk doğduğuna hükmediliyor. Erkeğin değerinin, iktidarının maşalarından biri de soy adı. Soy adı bir iktidar aracı… Eşine o adı vermek, çocukları isimlendirmek erkeğin soyunun devamına taahhütü. Eril kültürümüzde soyad öyle kıymetli ki, kadın bile ancak dava açarak evlenmeden önceki soy adını evlilik sonrası da, tek başına kimliğinde taşıyabilir. Kadının erkeğe soy adını verdiği istisnai örnek eski başbakan Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller. Orada da devletin gücüne hükmeden bir kadının ancak aile içinde bu simgesel iktidar aracına ulaştığı gözlemlenebilir. Yani başbakan olmadan kocasına soy adını veren kadın sanırım yok, varsa da haberimiz yok. Herhangi bir erkeğe, kadının soy adını almasını teklif etmesi, düşünülebilir bir hadise bile değil birçok kişi için. Peki neden Çukur dizisi insanlara ailelerinden aldıkları, soylarını, özlerini, akrabalıklarını belirleyen kimliklerinden vazgeçirme noktasına geldi. Çukur, bu insanlara nasıl bir yeni kimlik sundu?

Çukur Dizisi, “İyi” Mafyaların Hikayesi

Mafyatik ilişkileri ailevi süslerle tamamlayan, ancak salon mafyaları yerine sokak çetelerinin gözünden şehri yansıtan Çukur, bol silahlı sahnelerinin yanında romantik duruşuyla da izleyicileri tavlıyor. Kötünün de iyisi olur dedirten Vartolu gönüllerde taht kurarken, dizinin babası İdris Koçovalı, oğlu Yamaç ile verdiği savaşın her raundunda izleyiciye bir doz daha adrenalin veriyor. Aşk da mevcut, gelin kayınvalide çatışması da, baba oğul çekişmesi de, çete vurdu kırdısı da… Belalı bir mahalle olan Çukur’da süren iktidar mücadelesi, aslında aile içi çatışmaların da sahnesi oluyor. Uyuşturucu satmayan “etik” mafya, silah ticareti ile gücünü sağlamlaştırıyor. Devlet yok… İktidar çetelerin elindeyken varoşlardan filizlenen şiddet, ekrana tüm heyecanıyla yansıyor. Koçovalı ailesinin hakimiyet kurduğu bu alan, sokağın kendi mücadelesine sahne oluyor. Ölüm, silah, küfür, şiddet ile beslenen çıkmazlar, eril kültürün buram buram kokusunun yayıldığı bir mahalleyi göz önüne seriyor. Kadının söz hakkının, özgürlüğünün olmadığı, geleneklerle, toplumsal cinsiyet rolleri ile ve erkek iktidarıyla ezildiği bu dünya, kendi meşruiyetini aile olmak, aşk, mahalle kültürü, aidiyet gibi yapılan her şeyi mübah gösterebilecek geleneksel ayaklar üzerine oturtuyor. “Gömün beni çukura” şarkısı mahallenin marşı misali dillere pelesenk, izleyici de her hafta bu sokak kavgasına seyirci oluyor.

Koçovalı Soy Adı Yeni Bir İktidar Kaynağı

Soy adının önemine değinmişken, Çukur’un da vadettiğinin eril dünyanın iktidarı olduğunun altını çizerken, bu dizinin karakterlerinin soy adını almanın tesadüf olmadığını anlamışsınızdır. Malum aile kendi soyundan devraldığı mirası değil, televizyonun sabun köpüğü dünyasında yaratılan bir hayalin gücünü sırtlanmayı seçiyor. Ne kadar trajik değil mi? Hayalin kişinin kendi geçmişinin, gerçeğinin ötesinde olduğunun çok acı bir örneği bana göre… Dizinin resmettiği dünyanın şiddeti, öfkesi, testosteronu ve hegemonya üzerinde yükselen başarısı bir yanda, bu dizinin kültürel mirasını çocuklarına bırakmak isteyen aile bir yanda… Hangisine yanacağımı bilemiyorum. Tam da bunu düşünürken, diziden bir replik düştü internette karşıma “Aile nedir? Dev bir hayal kırıklığından başka. Sen kaçtığının zannettiğin zaman seni dibine çeken dev bir çukurdan öte”… Kim bilir, belki de bundan on yıl sonra Tokat’taki Koçovalı ailesinin üyeleri bu cümleyi kuracak. Ümidimizi kesmeyelim dostlar.

 

Yazı, ilk olarak Cine Dergi Mart 2019 sayısında yayınlanmıştır.

UYARLAMA DİZİLERİN, UYARLANAMAYAN KARAKTERLERİ

Follow me

Tüsiad’ın 2018 yılında, 6 kanalda en çok izlenen 12 diziyi ve 161 karakteri ele aldığı, Türkiye’de “Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” başlıklı raporunda şu cümle yer aldı: “Kapsanan dizilerin hiçbirinde kendisi veya başka birisi tarafından açıkça veya dolaylı yoldan LGBTİ birey olarak tanımlanan bir karakter olmadığı için bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerini heteroseksüel kadın ve erkek algısı dahilinde incelemiştir.” Aynı günlerde 2018 yılı için Amerika’da, GLAAD tarafından hazırlanan “Where we are on TV report” televizyon dizilerinde LGBTQ yansımasının %8.8 oranında olduğunu duyurdu. Diğer ülke televizyonlarında boy gösterirken, Türkiye televizyonlarında görünmez olan LGBTİ karakterlere kısaca değinerek tabloyu netleştirebiliriz. Her yıl, yabancı dizilerde var olan gey, lezbiyen, biseksüel, trans birey karakterler, Türkiye uyarlamalarında adeta buharlaşıyor. Heteroseksist yayıncılık anlayışı ile sansürlenen, yoksayılan karakterlerin sayısı hiç de az değil.

Türkiye’nin en çok izlenen gençlik dizilerinden Kavak Yelleri de Dawson’s Creek adlı dizinin yerli versiyonuydu. Orijinalinde gey olan Jack McPhee, Kavak Yelleri’nde heteroseksüel bir erkekti. Gossip Girl uyarlaması Küçük Sırlar’da da benzer değişiklikler yer almıştı. Gossip Girl’de Serena’nın kardeşi Eric van der Woodsen geyken, Küçük Sırlar’da Su’nun ağabeyi Aslan Cem uyuşturucu bağımlısı bir heteroseksüel olmuştu. Pretty Little Liars da Tatlı Küçük Yalancılar adıyla Türkiye televizyonlarında yerini adı. Dizinin orijinalinde ana karakterlerden Emily eşcinseldi, hatta hikayenin ana çatışmasını oluşturan kayıp Alison ile yakınlaştığı sahneler açıkça ekrana geliyordu. Yerli uyarlamada ise Emily heteroseksüel Ebru olarak ekrandaydı. Kayıp Açelya ile değil onun kardeşi Cesur ile flört ettiği görülüyordu.

Takvimler 2010 yılını gösterdiğinde, ekrana gelen Mükemmel Çift adlı dizi de uyarlama konusunda trajik bir örnek oluşturuyordu. Los Exitosos Pells adlı Arjantin dizisinden yerelleştirilen Mükemmel Çift’in yazım aşamasında alternatifli senaryo oluşturulduğu bizzat yapımcısı tarafından açıklanmıştı. Başrol oyuncusunun gey bir karakter oynamak istememe ihtimaline karşı, karakterin “çirkin ve şişman bir kadınla” ilişki yaşaması üzerine ikinci senaryo yedeklenmişti. Oyuncu rolü oynamaktan imtina etmeyeceğini söylediğinde ise, oyuncu Tardu Flordun’un Hürriyet Gazetesi’ndeki demecine göre öpüşme sahnesi alternatifli olarak çekilmişti. Alternatif sahnede karakterler yalnızca sarılıyordu. Dizi bu şekilde ekrana geldi ve repliklerde geçen “gey” kelimesi biplenerek yayınlandı. Dizinin değiştirilen “öpüşme sahnesi” üzerine bir diğer gey karaktere hayat veren oyuncu Tuğrul Tülek yaptığı açıklama ile olayın vehametinin ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyordu. Tülek, rolü nedeniyle işine son verildiğini iddiasını kişisel Twitter hesabından şu cümlelerle duyurmuştu: “Mükemmel Çift” dizisinde gay bir karakteri oynadığım için 1,5 yıldır TRT Çocukda sunduğum programdan çıkarıldım. Hem de yayına son 5 dk. kala çıkan jet bir kararla!!! Yorum yok.” Bir tuhaf uyarlama trajedisinin sonu dizinin erken finali olmuştu.

Amerikan Desperate Housewives dizisinden uyarlanan, Umutsuz Ev Kadınları dizisi, dizinin orijinalinde gey olan Andrew karakterini Kerem adıyla ekrana getirmişti. Ailesi ile cinsel yönelimi üzerinden çatışma yaşayan Andrew’un yerine, okumak istemeyip çalışmaya gönül vererek suni sancılar yaşayan Kerem ekrana gelmişti. Yayınlandığı dönem “uyarlanamayan” karakter, eleştirmenlerin köşe yazılarına konu olurken, dizi mezarlığında da utanç vesileleri arasında da yerini almış oldu.

Geçtiğimiz yıllarda yine bir Amerikan dizisi olan Revenge’ten uyarlanan İntikam da benzer bir sansürle gündeme gelmişti. Revenge’te biseksüel olan ve cinsel yönelimi hikayenin akışını direkt etkileyen Nolan, İntikam’da Hakan adıyla “yerelleştirilmişti”. Dizinin yayınlandığı dönem Hürriyet Gazetesi’ne röportaj veren oyuncu Engin Hepileri, karakterle ilgili söylediği cümlelerde, bugün hala ibretlik olarak hatırlanacak şu satırlara imza atıyordu. “Çekimlere başlamadan önce birkaç kere prova yaptık. (…) (Yönetmen Mesude Erarslan’ın) Bir iki tane çok kilit cümlesi oldu. “Bence Hakan’ın kadınsal korkuları var” dedi. Bir oyuncu için iyi bir açılımdı. “Aslında çok sert gözüken ama çok duygusal bir insan” dedi. (…) Hakan giyimine kuşamına çok düşkün bir karakter. (…) Saçlarım da artık biraz daha farklı görünüyor.” Keywordler; kadınsal korkular, duygusal insan, giyimine düşkün ve saçları farklı. Boşlukları doldurunca ortaya çıkan, elbette yalnızca bir karikatür.

Halen ekranda olan, bir diğer uyarlama dizi ise Bizim Hikaye… Orijinal adıyla Shameless, ülkemize uyarlanırken epeyce değiştirildi. Değişikliklerden biri de eşcinsel olan Ian karakterinin Hikmet adı ile heteroseksüel hale getirilmesiydi. Homoseksüellik hikayeden silinerek, yerine evli ve kendisinden yaşça büyük bir kadına aşık olan Hikmet’in dramı konuldu. Gelen yorumlar üzerine, dizinin yönetmeni Serdar Gözelekli, Episode dergisine yaptığı açıklamalarda şu cümlelerle yer vermişti: “Ortada çok sağlam bir senaryo matematiği var, çok sağlam bir dramatik altyapı var, çok sağlam karakterler var. Mesela gey de gay diyip duruyorlar… Şöyle bir sahne anlatıyım size; gay olan yanında gay sevgilisi uyurken telefonla arayan diğer erkek arkadaşına fısıldayarak “seni özledim” diyor mesela. Yanında yatan insanı aldatıyor. Bunun erkek ya da kadın olması neyi değiştiriyor ki? Yanında yatan erkek diye izlemiyorum ki ben o sahneyi. Yanında yatan sevgiliyi aldatıyor diye izliyorum…” Halihazırda bu cümleler şu soruyu da doğuruyordu, madem öyle karakter gey kalsaydı, dizinin lokomotifi dramatik altyapı ise karakterin cinsel yönelimini değiştirmeye neden gerek duyuldu?

Uyarlama dizilerin LGBTİ karakterine en son örneklerden biri de Avlu dizisinin Bade’siydi. Wentwort isimli Avustralya dizisinden uyarlanan Avlu’da trans kadın Maxime karakteri, Bade adıyla yer alacaktı. Sevda Dalgıç’ın haftalarca spor yaparak hazırlandığını belirttiği karakterin diziye girmesi ile çıkması bir oldu. Birkaç bölüm ekrana geldikten sonra, oyuncunun rahatsızlığı nedeniyle ekrana ara veren karakter, sonrasında senaryodan çıkarıldı. Yapımcı, hikaye gereği karakterin üç bölüm daha bekletileceğini ancak oyuncunun beklemek istemediği için diziden ayrıldığını söylerken, oyuncu Dalgıç, hastalığı nedeniyle dizi kadrosundan çıkarıldığını iddia etti. Neticede ekrandaki LGBTİ karakterlerden biri daha bu şekilde tarih oldu.

Neden ekranlarda LGBTİ karakterler yer almıyor sorusuna verilen en yaygın yanıt: “İzleyici hazır değil.” Muhafazakar iktidar ve muhafazakarlaşan politikalara uyum sağlayarak her geçen yıl daha da heteroseksist ve çoğu zaman homofobik olan televizyonlar, sektör profesyonellerinin önyargıları ile tek tip karakterlere mahkum ediliyor. Heteroseksüel olan karakterler bile ekranda öpüşemiyor, evlenmeden sevişme iması bile neredeyse hiç yapılamıyor. Her biri sünni müslüman, apolitik, heteroseksüel ve Türk olan karakterlerle dizilerde, suni çatışmalar yaratılarak hikaye açıyor. Hangi araştırmaya dayandığı belli olmayan, “Türk halkı buna hazır değil”, “Bu reyting almaz” klişesi yürütülerek, toplumda olduğu gibi ekranda da “diğer” kimlikler görmezden geliniyor. Halbuki Bir İstanbul Masalı, Kayıp Şehir, 20 dakika gibi dizilerde gerçekçi LGBTİ karakterler yer aldı. Her üç dizi de geçtiğimiz yıllarda izleyici çekti.

Peki bugün ne değişti? Bugün reyting sistemi, reyting ölçümlerinde belirleyici olan SES gruplarının üyeleri, örneklem seçimindeki kriterler, grupların yüzdeleri değişti. Sosyal politikalar değişti. Örneklem oluşturmada ana kriterlerden biri olan sermaye yıllar içinde el değiştirdi. RTÜK yasakları ile ekranda “ahlaksızlık” gibi göreceli kavramlar ceza sebebi olarak öne çıktı. Aslında “İzleyici hazır değil, bu reyting almaz” diyerek klişeleri yeniden üretmek yerine, 10 yıl önce çoğulculuğa “hazır” olan televizyon dünyasında bugün nelerin, nasıl ve neden değiştirildiğini tartışmalıyız. Uyarlama dizilerin bazı karakterlerinin neden uyarlanamadığını ancak böyle anlayabiliriz.

Gizem Merve Kaboğlu

Kaynaklar:

Tüsiad Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırması, sf:20 (https://tusiad.org/tr/component/k2/item/download/8901_3e4a0118437abd98da80800e9e316bfc )

https://www.glaad.org/tags/where-we-are-tv

Milliyet Gazetesi, Cadde Eki, 06.04.2010 yayın tarihli “Gey sitelerindeki yorum yüzünden öpüşme kalktı” başlıklı haber.

Hürriyet Gazetesi, Kelebek Eki, Pınar Yılmazerler imzalı 22.10.2010 yayın tarihli “İşte mükemmel çift” başlıklı röportaj.

Milliyet Gazetesi, İbrahim Şahin imzalı 05.10.2010 yayın tarihli “Gey Rolünü Aldı Trt’den Atıldı” başlıklı haber.

Hürriyet Gazetesi, Kelebek Eki, Ebru Esen Turgud imzalı 24.12.2012 yayın tarihli “Beren’in koruyucu meleği” başlıklı röportaj.

Episode Dergisi, Ağustos 2017 sayısı, “Bizim Hikaye’nin yönetmeni Serdar Gözelekli: ”Shameless’ın senaryosunu değil hikayesini Türkiyelileştiriyoruz”” başlıklı röportaj.

https://t24.com.tr/haber/avlu-dizisinin-yapim-sirketinden-sevda-dalgic-aciklamasi,757936

Yazı ilk olarak, Kaos GL dergisi 164. (OCAK-ŞUBAT 2019) sayısında yer almıştır. 

TRT 6’nın İlk Kürtçe Dizisi: Jan

Follow me

Lise Komedisinden Çok Daha Fazlası: Sex Education

Follow me

Netflix’in anasayfasında muhakkak görmüş veya birkaç arkadaşınızın paylaşımında bu diziye denk gelmişsinizdir. Lise komedisi zannederek izlenecekler listesine eklemeyi reddettiyseniz, bir daha düşünün derim.

Bu Diziyi Neden İzlemelisiniz?

Dizi, ülkemizde neredeyse konuşulması bile utanç vesilesi olan seksi masaya yatırıyor. İzleyicilerin kendilerini tamamen yalnız hissettiği pek çok cinsel problemde, aslında sorunun dünya çağında yaygın olduğunu görmesi için fırsat sunuyor. Cinsel problemlerin nedeni elbette fizyolojik sorunlar da olabilir ancak psikolojik sebepler de cinsel sorunların kaynakları arasında. Dizi, cinsel problemlerin konuşulabilir, çözülebilir ve psikolojik olabileceğini kanıtlıyor. Elbette çözümün de o kadar zor olmadığını… İletişimin her çözümün başlangıcı olduğunu… Gerçek cinsel sorunlar ve vakalara yakın seçilen örnekler, cinselliğe bakışın kişiden kişiye, kültürden kültüre nasıl değiştiğini göz önüne seriyor. Ayrıca soruna bakış açınızı güncelleyerek, izleyiciye tabuları sorgulatıyor.

Jenerasyon farkını, ebeveyn – çocuk ilişkisini ve ergenliği trajikomik bir çerçevede işleyen Sex Education, eminim birçok ergen ebeveyninin yaptığı hataları görmesine fırsat tanıyacak. Oğlundan ayrışamayan, onun hayatını işgal eden annenin çocukta yarattığı hasar dizide tüm çıplaklığı ile görülüyor.

Hikaye lisedeki gençleri anlatıyor doğru, ancak karakterler öyle güzel çizilmiş, her birinin psikolojisi, motivasyonu nakış gibi işlenmiş ki hayran kalmamak mümkün değil. “Çerez dizi” diyenlerin çok olduğunu duyuyorum, yalnız biraz karakter analizleri üzerinden değerlendirirseniz, diziyi mükemmel bir harita formatında görebilirsiniz. Ben de sizler için zihnimde beliren haritayı biraz anlatmak istiyorum.

Sex Education Konusu:

Henüz 8 bölümü yayınlanan dizinin ikinci sezon hazırlıkları da sürüyor. Spoiler vereceğim uyarısıyla gelin diziye biraz ayna tutalım. Dizi Otis adında lise çağlarında bir gencin odağında dönüyor. Otis’in bir de ilişki ve seks terapisti annesi (Jean) var. Babası ile annesi ayrılmış, anne sürekli partner değiştirerek cinsellik odaklı ilişkiler yaşıyor. Baba da terapist ve uzakta yaşıyor. Otis okulun görünmeyen elemanı, kimse onu fark etmiyor. En yakın arkadaşı Eric. Oldukça renkli bir karakter olan Eric, popülerlik peşinde. Ancak lisedeki her gencin tek bir düşüncesi var, yaşlarının gerektirdiği gibi cinsellik… Okulda ardı ardına gelişen olaylar, Otis’in Maeve adındaki asi genç kızla ortaklık kurarak diğer gençlere seks terapileri düzenleme fikri ile başlıyor. Elbette Otis ve Maeve arasında kıvılcımlar ana hikayenin aşk kanadını oluşturuyor. Diziyi hatırladığımıza göre haydi gelin, izleyenlerle beraber biraz karakterleri deşelim.

Dizinin Yaramaz “Çocuğu” Adam

Dizide en beğendiğim karakterlerden biri Adam’dı. Boşalamama sorunu yaşayan Adam’ın büyük penisi nedeniyle yürüyen namının altında ezildiği aşikardı. Aşırı otoriter baba da onun günümüzde sağlıklı bir cinsel yaşamının olmamasının nedeniydi. Fark ettiyseniz, Adam boşalamama sorununu anlatırken, Otis’e bir anda babasından bahsetmeye başladı. Performans kaygısı, zihninde asla karşı koyamayacağı despot ve her zaman haklı bir baba ile rekabetin sonucuydu. Adam henüz bir yetişkin olamamıştı ki… Babasının gölgesinde kalan bir oğlan çocuğuydu, erkek olamamıştı. Tenefüslerde sopayla arkadaşını dürtüyor, şiddetle iletişim kuruyordu. Çocuk gibi… Bu nedenle Adam, sorununu aştıktan sonra herkesin ortasında pantolonunu indirerek okulda bir skandala imza attı. Bizdeki “Göster amcalara” olayında pek de farklı değil anlayacağınız. Adam, erkek olduğunu ilan etti. Çocukçaydı değil mi? Çünkü o belli ki çocukluktan başka bir role alışık değildi, başka türlüsünü bilmiyordu.

Otis Neden Bu İşi Kabul Etti?

Otis’in okulda gizlice seans yapma ve para kazanma fikrini kabul ettiği sahneyi hatırlayın lütfen. Adam ile konuşmasının işe yaradığını ve birinin cinsel sorununu çözdüğünü öğrenmişti Otis. Annesi ve babası seks uzmanı olmasına rağmen onun problemi kendine bile dokunamamaktı. Otis bu işi annesinin kontrolündeki güvenli alandan çıkabilmek için kabul etti aslında. Onun sarsılmaz bilgeliği ve her şeyi bilen tavrına karşı, Otis de bir şeyler bildiğini ilk kez kendine ispat edebildi. İşgal edilen benliğin içinde annesinin asla onay vermeyeceği, “yasadışı” bir eyleme imza atmanın hazzını duydu. Üstelik bu eylem kendi bedeninde, annesinin dünyaya getirdiği vücutta yapamadığı bir aktiviteyi, başka birinin vücudunda deneyimlemesine yardım etmekti. Otis annesine karşı bireyselleşmede ilk roundu Adam’ın boşalmasına yardım ederek aldı. Bu nedenle işi kabul etti. Okulda terapi seansları, onun anneye karşı varoluş savaşının ilk cephesiydi. Zira, seks annesinin yani Jean’in iktidar alanıydı.

Kime, neden aşık oluyoruz?

Dizide seks hikayeleri üzerinden dönen aşk denklemleri izleyiciye aşkın kimyasını sorgulatıyor. Kime, neden aşık oluyoruz elbette hala soru işareti. Fakat Otis ve Maeve aşkı için bazı yorumlarım var. Otis’in annesi Jean ile Maeve arasında ilk bölümde ciddi anlamda benzerlikler vardı. Jean asla sevgilisi olmayacağını söylerken, Maeve seviştiği erkeğin eve bırakma teklifini “Posta kutumun numarasını bilmene gerek yok” diyerek reddediyordu. Jean, diplomalı bir seks gurusuyken, Maeve ise hakkındaki dedikodulardan dolayı okulun seks ilahesiydi. İkisinin de ilişkileri cinselliğe indirgenmişti. Jean kendini oğlunun hayatını adeta işgal ederek ilişki ihtiyacından uzak tutarken, Maeve ise hayatının işgal edilmesinden korkarak ilişki isteğini göz ardı ediyordu. Yani Jean ve Maeve ilk bakışta çok benzer ancak farklı yönelimde karakterlerdi. İlk bölümde Otis’in Maeve’i uzaktan gördüğü ve kaçındığı, ondan saklandığı sahneleri hatırlarsınız. Sizi bilmem ama o sahnelerde Maeve’den kaçış dürtüsüne neden olanın, Otis için belki de ensest çağrışımı olabileceğini düşündüm. Maeve, Jean’in bir başka versiyonu gibi geldi ilk bölümde, bence Otis’i de çeken bu benzerlik oldu. Her ne kadar annesinin kendisinden ayrışamadığını belirterek bundan şikayetçi olsa da Otis de her canlı gibi, aşk ilişkilerinde bebeklikte anne ile kurduğu eşsiz birlik hissini arıyordu. Elbette herkes ebeveynlerine benzer kişilere aşık olur demek doğru değil, ancak bu hikayede Otis’i başlarda korkutan ve çekici gelen bu histi. Sonraları ilişkiler içinde Maeve ile Otis yakınlaştıkça Otis’in annesi ile olan ilişkisinde de kartların daha açık oynandığını gördük. Maeve de her ne kadar reddetse de Otis ile ilişki kurduğunda hayatında bir ilişkiye yer açabildi, yalnız esas oğlan statüsüne başka bir erkeği layık gördü. Neden Otis’e olan ilgisini uzun süre reddetti sizce? Maeve’in var olan namının aksine, tek bir partneri olduğunu, çok fazla okuduğunu, entelektüel olduğunu gördük. Bir seks kraliçesi olarak görülen genç kadın, içinde aslında Otis’in yaralarını taşıyordu. Maeve’in de annesi en büyük sorunuydu. Otis’in annesinin varlığı, Maeve’in annesinin yokluğu yaralarıydı. Biri oğlundan ayrışamamış, diğeri kızıyla hiç bir olamamış iki kadın figürü… Maeve, başlarda Otis’i arzulamayı reddederek, onu görmezden gelerek kendi masumiyetinin üstünü karalamaya çalıştı belki de ne dersiniz? Belki de herkesin beklediği gibi seksi bir vücuttan ziyade çalışan bir kafa aradığını kendi bile kabullenemedi önceleri.

Eric Aksından Sürpriz Bekliyorum

Dizinin gay yönelimi ile dikkat çeken karakteri Eric, babası ile ilişkisi üzerinden hikayede sıklıkla konu edildi. Öyle ki, son bölümlerde yaşadığı ilişki bile, babası ile olan diyalogu bir başkasının baba yarasını depreştirdiği için o kadar gerçekti ve gerçekleşti. Dizide babanın kimi zaman kadın kıyafetleri ile gezen oğluna “kendine dikkat et” demesi çok samimiydi. Bu samimiyet bana bazı sürprizlerin işareti gibi geldi. Call me by your name filminin sonundaki müthiş baba oğul diyalogunun benzerini Sex Education’da da görebiliriz gibi geliyor. Yani Eric’in babası da belki gaydir kim bilir?

İkinci sezonu iple çekiyorum. Benimle hemfikir herkese ve diziyi merak edenlere şimdiden iyi seyirler.

 

Yazı, Cine Dergi Ocak 2019 sayısında yayımlanmıştır.

Sherlock Out Müge Anlı In! Palu Ailesi Gündemi Sarstı

Follow me

Günlerdir ekranda adeta kasırga etkisi yaratan Palu ailesi, internetin de gündemi haline geldi. Cinayet, tecavüz, çocuk istismarı, şiddet, organ mafyası ve senet suçlarının havada uçuştuğu aile dosyası, Müge Anlı ile Tatlı Sert programında ele alınıyor. Kayıp aile üyeleri Meryem Tahnal ve Melike Tahnal’ı aramak için programa başvuran Palu ailesinin geçmişi ve anlattıkları deşildikçe izleyici bataklık gibi adeta yerin dibine çekildi. (Olayların kısa özeti yazının en altında mevcut, hala bilmeyenler varsa analiz öncesi okuyabilir.)

Palu Ailesi Gündeme Oturdu

  • 07.01.2019 tarihinde Müge Anlı ile Tatlı Sert programının yayın saatinden akşama kadar “Paluailesi” etiketi Twitter’da trend topic oldu. Kayıp Meryem Tahnal’a ait olduğu düşünülen kemiklerin bulunması gün boyu konuşuldu.
  • Youtube’da programların kolajlandığı efsanevi 7 saatlik video elden ele dolaşıyor. Yüzbinlerce izlenme mevcut.
  • Sosyal mecralarda aile üyelerinin capsleri tık rekoru kırıyor. Hatta bu aileyi dizi yapması için Netflix’e çağrı yapanlar bile var.
  • Farklı yayın gruplarının haber sitelerinde bile manşet bu aile.
  • Ekşisözlük’te yüzlerce sayfa entry mevcut, etiket tıklanarak bakıldığında Twitter’da Flood’larla olaylar çözümlenmeye çalışılıyor. İnstagram’da aileyi anlamayı kolaylaştıracak diagramlar, aile ağacı çalışmaları var.
  • Konunun ele alındığı Müge Anlı ile Tatlı Sert programı reyting ölçümlerinde total grubunda, 30 share’a dayandı. Yani tüm izleyiciler kümesinde, açık her 3 televizyondan birinde bu program izleniyor. Program gündüz kuşağında en çok izlenen yapım olurken, tüm programlar sıralamasında Prime Time’daki filmleri, dizileri geride bırakıyor.

Son İnternet Fenomeni Palu Ailesi Neden Bu Kadar Popülerleşti?

Ailenin capslere konu olacak kadar popülerleşmesini biraz irdelemek istiyorum. Bu ailenin ilk kez ekrana çıkışı değil. Kayıp olayı olalı, 10 yıldan bu yana, farklı TV programlarına çıkmışlar. Ancak diğer programlarda söylenen yalanlara inanıldığı ve ailenin demeçleri esas alındığı için asıl suçlunun aile içinde olabileceğine dikkat çekilmemiş ve sonuca varılmamış. Burada Müge Anlı’yı kutlamak gerek, ekibi ile beraber, söylenenleri deştiği için dedektif edasıyla programın her bölümünde bir yalan ifşa edildi. Haliyle izleyici de yalanlar ortaya çıktıkça, dizi tadında bölümleri sürüklenerek izlemeye başladı.

Artan suç oranları, güvensiz şehirler, her an başımıza her şeyin gelebileceği hayat gündeminde aradığımız kahraman tahtına Müge Anlı oturdu. Böylesine karmaşık bir suç haritasını bile aydınlatan Anlı, yargıya güvenin azaldığı (Adalet Bakanı Gül’ün açıklamalarında yer alan bir gerçek) ve güvenlik ihtiyacının arttığı bu karmakarışık dönemde TV ekranlarından yaramıza merhem oldu. “Başıma bir şey gelirse Müge Anlı bulur” demek komik bulunsa da, aslında bu ifade ülkece paranoyanın eşiğinde yaşadığımız zamanların en ciddi cümlelerinden biriydi çünkü başımıza bir şeyin gelmesi an meselesiydi.

Programın ve ailenin gündeme bu denli damga vurmasının bir diğer nedeni ise olayın izleyicilerden gelen haberlerle çözülmesi. İhbar telefonları ile yavaş yavaş aralanan sır perdesi, izleyicinin interaktiviteden aldığı hazzı pekiştirdi.

Türkiye’nin en büyük kentlerinden birinde, İstanbul’un yanı başında, Kocaeli’de yaşanan olaylar, Türkiye’nin en yoğun nüfuslu şehrinde, insanların “dibinde” yaşanan vahşeti ortaya koydu. “Bizim başımıza gelmez, biz tanık bile olamayız” denilen trajedilerin ne kadar yakınımızda olduğu gerçeği ilgiyi artırdı.

Ailenin her bir ferdinin tedavi gerektirecek düzeyde batıl inançları, hurafe tutkuları ve paylaşılan psikozları ekrana yansıdı. İzleyicinin bildiği “sır”ra, ekrandaki karakterler bir türlü ikna edilemediği için izlenen her an “halimize şükür”, “bu kadarı da olmaz” replikleri izleyici hanesine yazıldı. Ne de olsa şükrettirmek televizyonun misyonudur.

Müge Anlı’nın izleyicinin diline tercüman olan, zaman zaman yargılayıcı, sinir krizinin eşiğine gelen ifadeleri izleyicinin tercümanı oldu. Ekran başındakiler “yürü be” refleksiyle sunucunun sorgusuna alkış tuttu. Elbette bu alkış sosyal medya etkileşimleri ile görünür hale geldi.

Esrarlı olayda fail izleyicinin gözünde bariz belliyken, kişinin ekranda ve ulaşılabilir olması da tahlil fırsatı doğurdu. Seri bir suç makinesinin nasıl göründüğü, nasıl konuştuğu, görünüşü, aksanı ve ifadeleri an be an analiz edildi. Katillerin, dolandırıcıların da bizim gibi insan olduğu gerçeği tokat gibi yüzümüze vurdu. Üstelik o hala aramızdaydı…

Elbette ailenin düşük eğitim ve ekonomik düzeyi neticesinde inanışları ve anlatımları da bir grubun olayı karikatürize etmesine neden oldu. Sürekli tekrarlanan “Büyük bir iftira, yalan söylüyor, ölüm susurluğu (süsü demeye çalışıyor) verdi, alakası yok” cümleleri fenomenleşti.

Programdaki Emine Tahnal’ın yeğeni Recep Tayyip’in yerine dil sürçmesi sonrası Cumhurbaşkanı’nın soyadını söylemesi, muhalifler arasında videoların yaygınlaşmasını hızlandırdı.

Tarafların birbirini koruması ve her şeyi inkar etmesi izleyiciyi sinir krizinin eşiğine taşırken, duygu veren her içeriğin ekranda karşılık bulması neticesinde öfke, üzüntü ve hayret reytingleri artırdı.

Olayın karmaşıklığı ve şemayı çözebilen izleyicilerin “bakın ben çok zekiyim” alt metinindeki paylaşımları kutuplaşan ülkemizdeki elitist bakışla birleşince Palu ailesi belli bir siyasi görüşün temsilcisi olarak yaftalandı. En çok paylaşılan mesajlar da aileye tepeden bakan, suçun ötesinde yalanı ve pişkinliği sorgulayan siyasi benzetmeli içerikler oldu.

Ailenin Netflix’e layık görülmesinden anlayacağınız üzere, dizi ve film gibi içeriklerle yeğlediğimiz kurgu hikayeler bu kez gerçeğe teslim oldu. Netflix ekranlarında yayınlanan ve “vasat” bulunan ilk Türk yapımı Hakan: Muhafız’ın ardından Türkiye topraklarında gerçekleşen trajedi Amerikan kanallarının gece yarısı korku hikayelerine taş çıkarttı. Muhafız hezimetinin ardından toprağımızın hikaye açısından zenginliğini göstereceğimiz olayın tamamen gerçek olması ile ülkemizin trajedisiydi.

Palu Ailesinin Başına Ne Geldi?

Hızlıca olaylardan bahsedecek olursak, Mehmet Ş. adlı yaşlı adamın kızı Hava Palu’nun çocuklarından Emine, Tuncer U. ile evleniyor. Hava hanımın diğer çocuklarından biri ise Meryem. O da Ahmet Tahnal ile evlenerek Recep Tayyip ve Melike adında iki çocuğa sahip oluyor. Meryem kocasının kendisini başka erkeklere sattığını iddia ederek eve döndüğünde (bu da ailenin iddiası) damat Ahmet öldürülüyor ve Hava’nın kocası Harun bey bu suçtan hapse giriyor. (Aslında silahta oğlu İsa’nın da parmak izi olduğu ve Harun’un suçu üstlendiği de iddialar arasında) Ahmet’in ölümünün ardından annesi Hava ve kardeşi Emine’nin yanına yerleşen Meryem ve çocuklarının trajedisi böyle başlıyor. Meryem ve kızı Melike 10 yıl önce kayboluyor, Meryem’in oğlu Recep Tayyip ise çocuk esirgeme kurumunda yetişiyor. Kayıpların öldürüldüğünden şüphelenirken, Recep’in yaşadığı teyzesi ve eniştesinin evinden kaçarak sokakta bayıldığı, çocuğun tecavüze ve darba maruz kaldığı belirleniyor. (defalarca aileye geri teslim edildikten sonra sosyal hizmetlerin korumasına alınıyor) Kayıp Meryem’in uyurken damat Tuncer’e tecavüz ettiği (aslında erkeğin kadına tecavüz ettiği ancak ifadede olayı çarpıttığı iddiası mevcut), Melike’nin de istismara maruz kaldığı için, içinde cin var diye inandırılarak, ispirto içirilerek öldürüldüğü 2011 yılındaki ifadelerde yer alıyor. (Bugün bu ifadeler komplo ve iftira olarak reddediliyor.) Kayıp öncesi, yine aynı evde yaşayan Emine ve Tuncer’in çocuklarından biri de kısa süreli kayboluyor. Bulunan çocuğun muayenesinde istismar izlerine ve vücudunda iğneye rastlanıyor. (Emine ve Tuncer’in çocukları da şu an devlet korumasında, iki çocukta da istismar izleri mevcut.) Ancak üç istismar dosyası (Emine’nin çocukları ve Meryem’in oğlu Recep’in dosyaları) bunca yıldır birleştirilmediği için aile içinde bir tutuklama olmamış. Ailenin damadı Tuncer, tüm bu olaylar olurken sahte hocalık yaparak insanları dolandırmış (iddialar ve ihbarlar bu yönde) Sahte hocanın tedavi gereği iğne kullandığı da iddia ediliyor. (Burada istismar şüphelisi olarak oklar damada çevriliyor) Yine aynı kişinin, ailenin 4 evini Ahmet’in ailesi kan parası ister diye üstüne geçirdiği ve aileyi evde büyüler, cinler var diye korkutarak evden çıkardığı, bu sayede evi sattığı iddia ediliyor. Aynı damat ailenin oğlu İsa ve kayınvalidesi Hava ile ailenin halasına senet imzalatarak evini almaya çalışmış (bu yüzden hapis yatmışlar), kadının darp edilmesi de kayıtlara geçmiş. Suçun suç üstüne olduğu aile, kızları ve torunlarının kaybından ise Ahmet’in ailesini sorumlu tutuyor. (Ahmet’in ailesi dedikleri ise Hava’nın kardeşleri, akraba evliliği mevcut) Tahnal ailesinin ise herhangi bir suç kaydı bulunmuyor, başta Hava, Emine ve Tuncer bu aileyi organ mafyası olmakla itham ediyor. Programda mafyaya dair bir kanıt bulunamazken, aile içinden yalnızca büyükbaba Mehmet Ş. sorumlunun damat Tuncer olduğu konusunda ısrar ediyor. Diğer aile üyeleri, Hava, Emine, İsa, Fatih tüm kanıtlara rağmen Tuncer’i savunuyor. Programda ortaya çıkan deliller sonucu Aile Bakanlığı devreye girerek ailenin psikolojik sorunlarının tedavisi ve Tuncer’in soruşturulması için öncü oldu. Emniyet’in programdaki ifadeleri baz alarak yaptığı kazılar sonucu Meryem’in gömüldüğü iddia edilen yerde kemik bulundu. Program Palu ailesini konu almaya devam ediyor.

Yazı Ocak 2019 sayısında Cinedergi’de yayımlanmıştır.

Kaos GL’nin 164. Sayısında Ben de Varım

Follow me

Merhaba

Kaos GL dergisinin televizyon konulu 164. Sayısında “Uyarlama Dizilerin Uyarlanamayan Karakterleri” başlıklı yazım ile ben de varım. Edinmek isterseniz Mephistolarda D&Rlarda bulabilirsiniz.

Sayı ile ilgili detaylı bilgi Kaos GL dergisinin web sitesinde şu açıklama ile yer alıyor:

“Televizyon, hâkim normun etrafında belli türden bir eğlence, yaşam tarzı örgütleyen ve etki alanı en geniş olan bilgi araçlarından biri.

Çok kanallı hayata geçilmesi ve büyük bir pazar alanına dönüşen internet yayıncılığının başlaması ile bu etkileme kudretinde azalma olduğundan söz etsek de, televizyonun diğer medya araçlarından daha yoğun bir şekilde toplumsal algıya etki etme aracı olma konumunu koruduğunu söyleyebiliriz.

Okumaya devam et Kaos GL’nin 164. Sayısında Ben de Varım