Sherlock Out Müge Anlı In! Palu Ailesi Gündemi Sarstı

Follow me

Günlerdir ekranda adeta kasırga etkisi yaratan Palu ailesi, internetin de gündemi haline geldi. Cinayet, tecavüz, çocuk istismarı, şiddet, organ mafyası ve senet suçlarının havada uçuştuğu aile dosyası, Müge Anlı ile Tatlı Sert programında ele alınıyor. Kayıp aile üyeleri Meryem Tahnal ve Melike Tahnal’ı aramak için programa başvuran Palu ailesinin geçmişi ve anlattıkları deşildikçe izleyici bataklık gibi adeta yerin dibine çekildi. (Olayların kısa özeti yazının en altında mevcut, hala bilmeyenler varsa analiz öncesi okuyabilir.)

Palu Ailesi Gündeme Oturdu

  • 07.01.2019 tarihinde Müge Anlı ile Tatlı Sert programının yayın saatinden akşama kadar “Paluailesi” etiketi Twitter’da trend topic oldu. Kayıp Meryem Tahnal’a ait olduğu düşünülen kemiklerin bulunması gün boyu konuşuldu.
  • Youtube’da programların kolajlandığı efsanevi 7 saatlik video elden ele dolaşıyor. Yüzbinlerce izlenme mevcut.
  • Sosyal mecralarda aile üyelerinin capsleri tık rekoru kırıyor. Hatta bu aileyi dizi yapması için Netflix’e çağrı yapanlar bile var.
  • Farklı yayın gruplarının haber sitelerinde bile manşet bu aile.
  • Ekşisözlük’te yüzlerce sayfa entry mevcut, etiket tıklanarak bakıldığında Twitter’da Flood’larla olaylar çözümlenmeye çalışılıyor. İnstagram’da aileyi anlamayı kolaylaştıracak diagramlar, aile ağacı çalışmaları var.
  • Konunun ele alındığı Müge Anlı ile Tatlı Sert programı reyting ölçümlerinde total grubunda, 30 share’a dayandı. Yani tüm izleyiciler kümesinde, açık her 3 televizyondan birinde bu program izleniyor. Program gündüz kuşağında en çok izlenen yapım olurken, tüm programlar sıralamasında Prime Time’daki filmleri, dizileri geride bırakıyor.

Son İnternet Fenomeni Palu Ailesi Neden Bu Kadar Popülerleşti?

Ailenin capslere konu olacak kadar popülerleşmesini biraz irdelemek istiyorum. Bu ailenin ilk kez ekrana çıkışı değil. Kayıp olayı olalı, 10 yıldan bu yana, farklı TV programlarına çıkmışlar. Ancak diğer programlarda söylenen yalanlara inanıldığı ve ailenin demeçleri esas alındığı için asıl suçlunun aile içinde olabileceğine dikkat çekilmemiş ve sonuca varılmamış. Burada Müge Anlı’yı kutlamak gerek, ekibi ile beraber, söylenenleri deştiği için dedektif edasıyla programın her bölümünde bir yalan ifşa edildi. Haliyle izleyici de yalanlar ortaya çıktıkça, dizi tadında bölümleri sürüklenerek izlemeye başladı.

Artan suç oranları, güvensiz şehirler, her an başımıza her şeyin gelebileceği hayat gündeminde aradığımız kahraman tahtına Müge Anlı oturdu. Böylesine karmaşık bir suç haritasını bile aydınlatan Anlı, yargıya güvenin azaldığı (Adalet Bakanı Gül’ün açıklamalarında yer alan bir gerçek) ve güvenlik ihtiyacının arttığı bu karmakarışık dönemde TV ekranlarından yaramıza merhem oldu. “Başıma bir şey gelirse Müge Anlı bulur” demek komik bulunsa da, aslında bu ifade ülkece paranoyanın eşiğinde yaşadığımız zamanların en ciddi cümlelerinden biriydi çünkü başımıza bir şeyin gelmesi an meselesiydi.

Programın ve ailenin gündeme bu denli damga vurmasının bir diğer nedeni ise olayın izleyicilerden gelen haberlerle çözülmesi. İhbar telefonları ile yavaş yavaş aralanan sır perdesi, izleyicinin interaktiviteden aldığı hazzı pekiştirdi.

Türkiye’nin en büyük kentlerinden birinde, İstanbul’un yanı başında, Kocaeli’de yaşanan olaylar, Türkiye’nin en yoğun nüfuslu şehrinde, insanların “dibinde” yaşanan vahşeti ortaya koydu. “Bizim başımıza gelmez, biz tanık bile olamayız” denilen trajedilerin ne kadar yakınımızda olduğu gerçeği ilgiyi artırdı.

Ailenin her bir ferdinin tedavi gerektirecek düzeyde batıl inançları, hurafe tutkuları ve paylaşılan psikozları ekrana yansıdı. İzleyicinin bildiği “sır”ra, ekrandaki karakterler bir türlü ikna edilemediği için izlenen her an “halimize şükür”, “bu kadarı da olmaz” replikleri izleyici hanesine yazıldı. Ne de olsa şükrettirmek televizyonun misyonudur.

Müge Anlı’nın izleyicinin diline tercüman olan, zaman zaman yargılayıcı, sinir krizinin eşiğine gelen ifadeleri izleyicinin tercümanı oldu. Ekran başındakiler “yürü be” refleksiyle sunucunun sorgusuna alkış tuttu. Elbette bu alkış sosyal medya etkileşimleri ile görünür hale geldi.

Esrarlı olayda fail izleyicinin gözünde bariz belliyken, kişinin ekranda ve ulaşılabilir olması da tahlil fırsatı doğurdu. Seri bir suç makinesinin nasıl göründüğü, nasıl konuştuğu, görünüşü, aksanı ve ifadeleri an be an analiz edildi. Katillerin, dolandırıcıların da bizim gibi insan olduğu gerçeği tokat gibi yüzümüze vurdu. Üstelik o hala aramızdaydı…

Elbette ailenin düşük eğitim ve ekonomik düzeyi neticesinde inanışları ve anlatımları da bir grubun olayı karikatürize etmesine neden oldu. Sürekli tekrarlanan “Büyük bir iftira, yalan söylüyor, ölüm susurluğu (süsü demeye çalışıyor) verdi, alakası yok” cümleleri fenomenleşti.

Programdaki Emine Tahnal’ın yeğeni Recep Tayyip’in yerine dil sürçmesi sonrası Cumhurbaşkanı’nın soyadını söylemesi, muhalifler arasında videoların yaygınlaşmasını hızlandırdı.

Tarafların birbirini koruması ve her şeyi inkar etmesi izleyiciyi sinir krizinin eşiğine taşırken, duygu veren her içeriğin ekranda karşılık bulması neticesinde öfke, üzüntü ve hayret reytingleri artırdı.

Olayın karmaşıklığı ve şemayı çözebilen izleyicilerin “bakın ben çok zekiyim” alt metinindeki paylaşımları kutuplaşan ülkemizdeki elitist bakışla birleşince Palu ailesi belli bir siyasi görüşün temsilcisi olarak yaftalandı. En çok paylaşılan mesajlar da aileye tepeden bakan, suçun ötesinde yalanı ve pişkinliği sorgulayan siyasi benzetmeli içerikler oldu.

Ailenin Netflix’e layık görülmesinden anlayacağınız üzere, dizi ve film gibi içeriklerle yeğlediğimiz kurgu hikayeler bu kez gerçeğe teslim oldu. Netflix ekranlarında yayınlanan ve “vasat” bulunan ilk Türk yapımı Hakan: Muhafız’ın ardından Türkiye topraklarında gerçekleşen trajedi Amerikan kanallarının gece yarısı korku hikayelerine taş çıkarttı. Muhafız hezimetinin ardından toprağımızın hikaye açısından zenginliğini göstereceğimiz olayın tamamen gerçek olması ile ülkemizin trajedisiydi.

Palu Ailesinin Başına Ne Geldi?

Hızlıca olaylardan bahsedecek olursak, Mehmet Ş. adlı yaşlı adamın kızı Hava Palu’nun çocuklarından Emine, Tuncer U. ile evleniyor. Hava hanımın diğer çocuklarından biri ise Meryem. O da Ahmet Tahnal ile evlenerek Recep Tayyip ve Melike adında iki çocuğa sahip oluyor. Meryem kocasının kendisini başka erkeklere sattığını iddia ederek eve döndüğünde (bu da ailenin iddiası) damat Ahmet öldürülüyor ve Hava’nın kocası Harun bey bu suçtan hapse giriyor. (Aslında silahta oğlu İsa’nın da parmak izi olduğu ve Harun’un suçu üstlendiği de iddialar arasında) Ahmet’in ölümünün ardından annesi Hava ve kardeşi Emine’nin yanına yerleşen Meryem ve çocuklarının trajedisi böyle başlıyor. Meryem ve kızı Melike 10 yıl önce kayboluyor, Meryem’in oğlu Recep Tayyip ise çocuk esirgeme kurumunda yetişiyor. Kayıpların öldürüldüğünden şüphelenirken, Recep’in yaşadığı teyzesi ve eniştesinin evinden kaçarak sokakta bayıldığı, çocuğun tecavüze ve darba maruz kaldığı belirleniyor. (defalarca aileye geri teslim edildikten sonra sosyal hizmetlerin korumasına alınıyor) Kayıp Meryem’in uyurken damat Tuncer’e tecavüz ettiği (aslında erkeğin kadına tecavüz ettiği ancak ifadede olayı çarpıttığı iddiası mevcut), Melike’nin de istismara maruz kaldığı için, içinde cin var diye inandırılarak, ispirto içirilerek öldürüldüğü 2011 yılındaki ifadelerde yer alıyor. (Bugün bu ifadeler komplo ve iftira olarak reddediliyor.) Kayıp öncesi, yine aynı evde yaşayan Emine ve Tuncer’in çocuklarından biri de kısa süreli kayboluyor. Bulunan çocuğun muayenesinde istismar izlerine ve vücudunda iğneye rastlanıyor. (Emine ve Tuncer’in çocukları da şu an devlet korumasında, iki çocukta da istismar izleri mevcut.) Ancak üç istismar dosyası (Emine’nin çocukları ve Meryem’in oğlu Recep’in dosyaları) bunca yıldır birleştirilmediği için aile içinde bir tutuklama olmamış. Ailenin damadı Tuncer, tüm bu olaylar olurken sahte hocalık yaparak insanları dolandırmış (iddialar ve ihbarlar bu yönde) Sahte hocanın tedavi gereği iğne kullandığı da iddia ediliyor. (Burada istismar şüphelisi olarak oklar damada çevriliyor) Yine aynı kişinin, ailenin 4 evini Ahmet’in ailesi kan parası ister diye üstüne geçirdiği ve aileyi evde büyüler, cinler var diye korkutarak evden çıkardığı, bu sayede evi sattığı iddia ediliyor. Aynı damat ailenin oğlu İsa ve kayınvalidesi Hava ile ailenin halasına senet imzalatarak evini almaya çalışmış (bu yüzden hapis yatmışlar), kadının darp edilmesi de kayıtlara geçmiş. Suçun suç üstüne olduğu aile, kızları ve torunlarının kaybından ise Ahmet’in ailesini sorumlu tutuyor. (Ahmet’in ailesi dedikleri ise Hava’nın kardeşleri, akraba evliliği mevcut) Tahnal ailesinin ise herhangi bir suç kaydı bulunmuyor, başta Hava, Emine ve Tuncer bu aileyi organ mafyası olmakla itham ediyor. Programda mafyaya dair bir kanıt bulunamazken, aile içinden yalnızca büyükbaba Mehmet Ş. sorumlunun damat Tuncer olduğu konusunda ısrar ediyor. Diğer aile üyeleri, Hava, Emine, İsa, Fatih tüm kanıtlara rağmen Tuncer’i savunuyor. Programda ortaya çıkan deliller sonucu Aile Bakanlığı devreye girerek ailenin psikolojik sorunlarının tedavisi ve Tuncer’in soruşturulması için öncü oldu. Emniyet’in programdaki ifadeleri baz alarak yaptığı kazılar sonucu Meryem’in gömüldüğü iddia edilen yerde kemik bulundu. Program Palu ailesini konu almaya devam ediyor.

Yazı Ocak 2019 sayısında Cinedergi’de yayımlanmıştır.

Kaos GL’nin 164. Sayısında Ben de Varım

Follow me

Merhaba

Kaos GL dergisinin televizyon konulu 164. Sayısında “Uyarlama Dizilerin Uyarlanamayan Karakterleri” başlıklı yazım ile ben de varım. Edinmek isterseniz Mephistolarda D&Rlarda bulabilirsiniz.

Sayı ile ilgili detaylı bilgi Kaos GL dergisinin web sitesinde şu açıklama ile yer alıyor:

“Televizyon, hâkim normun etrafında belli türden bir eğlence, yaşam tarzı örgütleyen ve etki alanı en geniş olan bilgi araçlarından biri.

Çok kanallı hayata geçilmesi ve büyük bir pazar alanına dönüşen internet yayıncılığının başlaması ile bu etkileme kudretinde azalma olduğundan söz etsek de, televizyonun diğer medya araçlarından daha yoğun bir şekilde toplumsal algıya etki etme aracı olma konumunu koruduğunu söyleyebiliriz.

Okumaya devam et Kaos GL’nin 164. Sayısında Ben de Varım

Dizilerde Kadınların Şiddet Dolu Dünyası: “Ben Hep Ezilmeye Mahkum Muyum?”

Follow me

Vizyona giren Müslüm filmi ile alevlenen kadına şiddet tartışmaları, ekrandaki acıların kadını karakterlere dek uzadı. Bir de gündeme ünlü isimlerin yer aldığı şiddet haberleri gelince, dizilerde kadına şiddet meselesine beraber bir parantez açalım istedim. Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir röportajda yeni sezonda ekrana gelen 13 dizide cinsel şiddet içeren sahneler ve konular bulunduğuna dair bir eleştiri mevcuttu. Evrensel Gazetesi’nin konuyla ilgili röportajını tebrik ederken, meseleye ekler yapmak da istiyorum.

Türk Dizilerinde Kadın Karakterler  

Şiddet konusuna gelmeden, kadın karakterlerin dizilerdeki yeri hakkındaki tabloyu biraz daha aydınlatmak istiyorum. Tüsiad’ın 2018 yılında hazırladığı, 12 dizinin ve 161 karakterin analiz edildiği, “Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” projesinin raporundan biraz bahsedelim. Rapora göre, şiddet ve tehdit gibi sahnelerin %72’sinde erkekler özne. Şiddet erkeğe has bir eylem olarak karşımıza çıkarken, örneklem olarak alınan dizilerde kadınlığa atfedilen iltifat ve aşağılamaların oranı büyük farkla kayda alınıyor. Rapor, kadınlığın erkek karakterlere atfedildiğinde baskın bir şekilde aşağılama, erkekliğin kadın karakterlere atfedildiğinde ise baskın bir şekilde iltifat olarak ortaya çıktığını gösteriyor. “Ağlama/hüzün” içeren sahnelerin %73 gibi bir çoğunlukla kadınlar için yazılmış olması, dizilerde kadının yerini daha net görmemize yardımcı oluyor. “İş içerikli” konuşma ve eylemlerin %82’si erkekler tarafından yapılıyor ve karşılığında “ev işi”nin %92 gibi büyük bir oranı kadınlara uygun görülüyor. Dizilerimizin son derece cinsel ayrımcı ve cinsiyetçi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ataerkil ideolojinin ürünü olan ve her karakterle bu yapıyı yeniden üreten diziler ile evlilik, aile, bekaret kutsanmaya devam ediyor.

Kadın Karakterler Şiddet Mağduru

Dizilerdeki tüm kadın karakterler, neredeyse Türkiye’deki her kadın gibi fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Örneğin, Kadın dizisinde Pırıl’ın geçmişinde sevgilisi tarafından öldürülmek istendiği biliniyor, Sen Anlat Karadeniz’de Vedat dizideki neredeyse tüm kadınlara tek tek şiddet uyguluyor, Gülperi’de hem annenin hem de kızının tecavüz eylemi ile karşılaşması ekrana geliyor, Can Kırıkları’nın ana çatışması bir tecavüz olayıyla düğümleniyor, Elimi Bırakma’nın henüz ilk bölümlerinde Gönül’ün kocasından hunharca dayak yemesi ve sineye çekmesi ekrana geliyordu… Bunlar sadece bu sezon ekranda gördüğümüz kadına şiddet olaylarının birkaçı. Tümünü yazsak yazı biter.

Şiddet Demek Reyting Demek mi?

Kolaya kaçıp evet demeyeceğim, eğer öyle olsaydı Can Kırıkları dizisi final kararı almazdı. Şiddet tek başına bir reyting garantisi değil, ancak hikayeye açar sağlamada bir unsur. Şiddet ve cinsellik her zaman ilgi çeker, doğru… Yalnız hikayenin genel kurgusu işin tutup tutmayacağını belirler, şiddet içeren her iş tutsaydı, izleyiciye dramdan bileklerini kestirmeye aday olan geçen sezondaki Bir Mucize Olsun birkaç bölümde ekrana veda etmezdi.

Herkes Şiddete Karşı, Peki Neden Dizilerde Şiddet Var?

Dizilerin de toplumu muhafazakarlaştırma araçlarından biri olduğunu düşünür ve son yıllardaki yaptırımları ele alırsak tabloyu biraz daha net görebiliriz. Karakterler aşık olmakta özgür evet, yalnız neredeyse hiç öpüşemiyor, nikahsız sevişemiyorlar. Kadınlar zinhar aldatamıyor, eşcinsellik mümkün bile değil, uyuşturucu kullanmak özendirmek sayılıyor, alkol neredeyse yok, sigara zaten imkansız… Soyunamayan kadınlar, imkansız aşklar, kaslı erkekler, saf salak kadın karakterler, kahraman maçolar, aldatan erkekler, çocuğunu kollayan bacılar dizi dünyasının hapishanesinin daimi mevcutları. Dizilerde herhangi bir karakterin siyasi yönelimi, etnik kimliği, dini aidiyeti bilinmiyor. Aslında karakter değil tip izliyoruz. Dizi senaristlerinin ellerinin ne kadar bağlı olduğunu fark ediyorsunuz değil mi? Aşk-ı Memnu bugün sansürsüz yayınlanamıyor. Kadın tarafından aldatma söz konusu olduğunda herkes ayaklanırken, şiddet olduğunda maalesef tepki gelmiyor. Dizilerde şiddet, bu tepkisizlik sebebiyle hikayelerde iktidar kurma biçimi olarak kullanılıyor. Bu elbette meşruiyet sebebi olamaz, ancak madalyonun diğer yüzünden bakıldığında kutsal aile kurumunun içinde içselleştirildiği gözlenen şiddet, dizilerde de hikaye açmanın anahtarı oluyor. Diziler 150 dakika oldukça, bunca yasak tepeye bindikçe, şiddet sokakta meşru görüldükçe senarist de bunu yazıyor… Cinsellik baskılanınca şiddet ile ilgi çekilmeye çalışılıyor. Yalnız kadına şiddet değil, şiddetin uzantısı militarizm de dizilerde pompalandıkça pompalanıyor. Her kanalda üniformalı bir kahramanlık hikayesi mevcut. Elbette dönemsel politikalar da proje seçiminin önemli kıstası.

Bir İktidar Kurma Biçimi Olarak Şiddet

Maalesef, toplumdaki kadına şiddet olayları cezasız kaldıkça, beklenen tepki oluşmadıkça, dizilerde her şey yasaklanıp silahlar, şiddet, mafyatik ilişkiler meşru sayılınca dizilerin de hali bu oluyor. Kadınlar şiddet karşısında bir erkeğin desteği ile dizilerde hayata tutunuyor, zira tek başına hayata karşı durabilen kadın karakter sayımız da bir hayli az. (Kadın dizisini, İstanbullu Gelin’i, Ufak Tefek Cinayetler’i bu tür az ve güzel örnek içinde tutuyorum.) Türkiye’de de iktidar kurma biçimi şiddet olduğu için dizilerde de bunun tezahürü görülüyor. Silahlı saldırılar, bomba sesleri, meclisin yumruklu kavgaları, kadın cinayetleri… Sokakta cop, sopa ve gaza rastlanırken, evde kemer bir hegemonya kurma aracı haline geliyor. Kadına şiddeti bitirmek için çalışmak işte burada imkansızlaşıyor. Bir iktidar kurma biçimi olarak şiddet benimsendikçe, uygulayan el değişiyor ama şiddet örüntüsü gücü elinde tutanın bir diğerine uygulaması ile yeniden, yeniden üretiliyor.

Ekranda Şiddet Yasaklanmalı mı?

Dizilerdeki sorun şiddetin var olmasından ziyade, karakterlerin onunla kurduğu ilişki ve şiddetin ekrana geliş biçimi… Şiddete boyun eğmeyen ve ayakları üstünde durarak savaşan karakterler yerine, yine bir erkeğe sırtını yaslamaya mecbur görülen, tecavüz edenle evlenen, bunu bir iktidar göstergesi olarak benimseyen, bekaret ile kutsanan, annelik ile değer görebilen, ikincil rolü kabul eden, erkeğe hizmeti ödev bilen, ezilen kadınlar ekranda. Şiddet pornografisine varan görüntülerle silahlar, yumruklar ekrana geliyor. (Neyse ki kan blurlanıyor, yoksa şiddete özenirdik mazallah) Sorun da bu… Yoksa nasıl ekrandaki diğer yasakları eleştiriyorsam, şiddetin yasaklanmasını da eleştiriyorum. Olabilir, hikaye içinde elbette bunlar da yer alabilir. Ancak şiddetle kurulan ilişki bu şekilde olmamalı…

Hikayelerde erkeklerin kahramanlaştırılması “ataerkil ideoloji” için kaçınılmaz olduğundan şiddetin mağduru da elbette kadın karakter oluyor. Bekaret önemsendikçe, hikayelerde kadını kendine mecbur bırakmanın yolu tecavüz haline geliyor. Kutsal aile içinde kırılan kolun yeni içinde kaldıkça, dizilerde de aile birliği için şiddete boyun eğen kadınlar kutsallaşıyor. Hepsi bir kısır döngü gördüğünüz gibi, toplumda olan ekrana, ekranda olan topluma geçiyor. Denetim altında yaşanan sekssiz aşklar, alkolsüz eğlenceler, uyuşturucusuz serserilikler ideal aile ve toplum düzeni için örneklenmeye çalışılırken, şiddetin su yüzüne çıktığı hikayeler alıyor başını gidiyor. Kadının yeri evi, çocuklarının başı oldukça, erkeğin rolüne evin direkliği yakıştırıldıkça, kadını özgürleştiren değil yalnız aileyi kutsallaştıran zihniyet toplumda karşılık buldukça bu devran böyle sürer. Baştaki soruya dönersek, maalesef kadın kardeşim, görünen o ki sen daha çok ezilmeye mahkumsun…

 

Gizem Merve Kaboğlu – Kasım 2018 / Cine Dergi

TV yazarlığına başlayalı 10 yıl olmuş

Follow me

View this post on Instagram

9 Kasım itibarıyla televizyon yazarlığında 10. yılıma girdim. Farklı web sitelerinde, dergilerde yazılarım, röportajlarım yayımlandı. Farklı konularda sektörünün önde gelen adreslerinde demeçlerim yer aldı. Ödüllerde jüri üyeliği yaptım, gündüz kuşağından primetime'a TV programlarına konuk oldum, Kanada'dan Almanya'ya farklı ülkelerin Türk dizileri belgesellerinde görüşlerimle bulundum. Gün geldi dizi fanları tarafından linç edilerek saatlerce iletilerle TT olup Twitter'da kınandım. (şimdi komik geliyor) 10 yıl önce bugün kariyerimi değiştiren ilk adımı Televizyon Gazetesi vasıtasıyla attım. Ömrümün sonuna kadar bu işi yapmaya da devam etmek istiyorum, bu yıl röportaj yapmayı da ne kadar özlediğimi fark ettim. Belki yenilikler olur kim bilir 🙂 10 yılda yazdıklarımın bir kısmı www.gizemkaboglu.com 'da arşivli. Evet yayınlanan tüm dizilerin castından senaristine kadar ezbere biliyorum, bunca işi izlemek elbette zor, TV yazarlığı benim için dedikodu değil, yorumlamak, analiz etmek demek. İyi ki başlamışım, iyi ki okunmuş. Vay be, 10 yıl olmuş 🙂 bir sekilde yolumun kesistigi herkese selam olsun bu vasıtayla… (Fotograflar ilk elime gelenler… Roportajlardan, etkinliklerden, programlardan rastgelenleri ekledim. 2009dan 2018e kadar her yıldan bir gorsel var :))

A post shared by Gizem Kaboğlu (@gizemkaboglu) on

O Ses Türkiye’de Yeni Jüri Dönemi: Yetiş Bacım!

Follow me

O Ses Türkiye’de yeni sezon hazırlıkları sürüyor. Ben bu yazıyı hazırlarken yeni jüri üyelerinin Seda Sayan ve Hayko Cepkin olacağı konusunda dedikodular almış başını gitmiş durumda. Zaten Beyaz’ın jüri olacağı biliniyordu. Anlaşılan bu sene O Ses ciddi bir revizyonla ekranda olacak.

Seda Sayan, Jüri Koltuğu İçin Doğru Seçim mi?

Öncelikle en çok tartışma yaratan ismi incelemek istiyorum. Seda Sayan gazino kültürünü iliklerine dek hisseden, Türkiye televizyonculuğunun gündüz kuşağının ritmini 9 8’e çeviren, kocaları ile magazin hafızamızda yer eden, dilinden düşürmediği nidaları, ani atarları ve bir anda gelen oynama hissi ile akıllarımıza kazınan bir isim. Kibariye ile yaşadığı bodrum katındaki evinden assolistliğe, dizi oyunculuğuna, reklamlara ve sunuculuğa uzanan kariyerinde birçok virajı başarıyla alan Seda Sayan’ın O Ses Türkiye için ne kadar doğru seçim olduğu günlerdir tartışılıyor. Seda Sayan’ın neden seçildiğini yorumlamadan sonuca varmak elbette anlamsız.

TV8, Kadınlara Göz Kırpıyor

TV8 bu yıl kısa bir aradan sonra yeniden dizi yayınlamaya başlıyor. Malumunuz önceki denemelerde istediği başarıyı elde edememişti. Geçtiğimiz yıl da O Ses Türkiye, ilk elemelerin ardından reytinglerinde ciddi bir düşüş ile karşılaşmış, diziler ile rekabette özellikle düello bölümlerinde bayrak yarışının gerisinde kalmıştı. Geniş çerçeveden bakarsak TV8, dizilere karşı bu yıl yenilmemenin peşinde. Hatta kendi dizileri ile yeni izleyiciler de edinmek için çaba sarf edecek. Yemekteyiz de başarılı olana kadar aynı sorun TV8’in gündüz kuşağında da vardı hatırlarsınız. Peki başa dönelim, dizileri izleyenler, seçenler kimler? Kadınlar. Yani TV8’in şu an ulaşması gereken kitle prime time’da ekran başında olan kadın izleyici, hem de reyting ölçümlerinde yüksek paya sahip total kadın izleyici. (dipnot: AB grubunun ölçümlerdeki payı zaten düşük, bir de son yıllarda örneklem seçiminde eğitim ve gelir kıstasları artırılarak tüketim geri kaldı, sermaye el değiştirdiği ve eğitim oranı da ülkemizde yükseldiği için AB de 10 yıl öncenin AB’si değil. İzleyici zevkleri eskiye nazaran total’e daha yakın malumunuz.)

Seda Sayan, Kadın İzleyiciyi Tavlayabilir mi?

Seda Sayan ülkemizde kadınları yönlendiren nadir ikonlardan biri. Öyle ki geçtiğimiz yıllarda yüzü olduğu kola firmasının pazar payını tarihinde en çok artıran kampanyaya imza atmıştı. Market reklamlarında kadınlara indirim müjdeleyen tek ünlü kimdi dersiniz? Peki kendi jenerasyonundan hiçbir kadın sanatçı onun kadar reklam yüzü olmadı desem inanır mısınız? Güven anketlerinde de başı çekenlerden biridir. Elbette vergi rekortmenliği listelerinde de… Yani ister inanın ister inanmayın Seda Sayan, medya sektöründe bir şarkıcıdan çok daha fazlası…

Son zamanlarda gündüz programları neden tutmadı derseniz ona da bir parantez açmak isterim. Gündüz kuşağında Seda Sayan’ın eğlence odaklı formatı geride kaldı. Günümüzde reality dramları prim yapıyor, star sunucular yerini star acılara bıraktı. Seda Sayan yalnız birkaç sezon önce reyting yarışında hiç de fena olmadığı evlendirme formatının ardından eğlenceye geçerek hata yaptı. Dram pompalanan programlara devam etse veya adıyla özdeşleşen Yetiş Bacım’ı sabah kuşağına taşısa emin olun çok daha başarılı olurdu. O Ses’in kadın izleyiciye dokunması için Seda Sayan bence doğru bir seçim. Başarılı olur mu göreceğiz. Elbette jüri ile sinerjisi soru işareti, Acun Ilıcalı’nın sunucu olmama ihtimali de göz önüne alındığında programın başarısında birçok farklı kıstasın olacağı da aşikar. Yalnız denemeye değecek bir risk mi, evet.

Seda Sayan Yeniden Solistliğin Peşinde

Tüm bu bilgilerin ışığında Seda Sayan’ın O Ses Türkiye’den alacaklarına da değinmekte fayda var. 90’lı yıllara damga vuran ve pop türüne en yakın şarkısı Ah Geceler’i yeniden yorumlayan, estetisyenini değiştirerek imajını tazeleyen Seda Sayan da belli ki gençlere ulaşmak istiyor. Gençler tanıyor derseniz yanılıyorsunuz, zira sosyal medyada hakkında yapılan en yaygın yorumlar “Seda Sayan’ın sesi” üzerine. Genç kesim onu bir şov yıldızı olarak tanıyor ve assolist kimliği şovunun gerisinde kalıyor. Seda Sayan da O Ses sayesinde sesini ispatlayarak genç kuşağı yakalamaya çabalayacak. Kısaca O Ses için kadın izleyici mıknatısı olması beklenen Seda Sayan da programın gençlerine kendini yeniden tanıtacak. Bu nedenle Seda bacımızın da ekranda gündüz kuşağındaki kadırgalı tavırlarından biraz olsun ödün vereceğini düşünüyorum. Daha taze bir imaj, tavır ve solistliğini öne çıkaracak yorumlarla Seda Sayan, O Ses Türkiye’de olacak göreceğiz.

Hayko Cepkin’i Nasıl Bilirsiniz?

Türkiye’de herhalde en önyargılı yaklaşılan ünlülerden biridir Hayko Cepkin. Ne başkası zannedilip twitter’da hakaret edilmediği kaldı, ne fiziksel görüntüsü üzerinden saçma sapan muhabbetlere meze edilmediği ne de ismi üzerinden kimlik tartışmalarının açılmadığı… Başarısı, yeteneği ve tarzı ile rock müzikte yeni bir sayfa açan Cepkin, aslında birçok farklı tarzı başarıyla icra ediyor. Zamanında ilahi söylediği albümde yaşanan şok bile olası jüri üyeliğinde yaşanacakların fragmanı gibi. Gökhan Özoğuz’da yaşanan şaşkınlık eminim Hayko Cepkin tanındıkça da görülecektir. Umarım havadisler gerçektir ve Hayko Cepkin’in neşesini, müziğini ve yeteneğini O Ses Türkiye’de görürüz. Görürüz de önyargıları yerle bir edecek yeni bir sürece tanık oluruz.

İyi seyirler.

TRT’nin Kore Uyarlaması Dizisi Elimi Bırakma

Follow me

Elimi Bırakma dizisi her Pazar akşamı TRT1 ekranlarında izleyicilerle buluşuyor. İzleyicinin henüz birkaç haftadır tanıdığı bu dizi, televizyonun mutfağında olan birçok kişinin aşina olduğu bir proje aslında. Son 3 senedir farklı senaristlerden bu dizinin uyarlanmak istendiğini duyuyordum, hatta geçen yıl büyük bir yapım şirketinde “O iş çok kanala gitti, yatırım devri geçti” cümlelerini bile duymuştum. Yani bu projenin birçok yapımcının, kanalın kapısından döndüğü hep konuşuldu. Ne kadarı doğru ne kadarı dedikodu bilemiyorum. Yalnız Kore aslı Shining Inheritance’ı izlediğimden beri ben de “Bu dizi uyarlanmalı” diyenlerdenim. O nedenle Elimi Bırakma’nın Shining Inheritance uyarlaması olduğunu duyduğumdan beri “Sonunda” nidaları ile sevincimi ilan ediyorum.

Hayatın İçinden Bir Hikaye

Dizinin başrollerini Alina Boz, Alp Navruz, Dolunay Soysert ve Seray Gözler paylaşıyor. Genç bir kızın babasının ölümü ile dağılan hayatını yeniden kurma çabası ele alınırken yolunun kesiştiği atarlı oğlan Cenk ile gönül maceraları merkezde. Ancak Cenk’in babaannesi olan (kız bunu bilmiyor) Feride de bir şekilde kızla tanışıyor ve onun hayatını değiştiriyor. Babaanne ve genç kız (Azra) arasında aile ilişkisi eski Türk filmleri tadında sahnelere ev sahipliği yapıyor. Modern hayatın koşuşturması ve zenginliğin rahatı içinde aile olmayı unutan bir ailenin, alacağı hayat dersinin fragmanı ilk bölümlerde izlediğimiz. Babaanne Feride yaylım ateşine hazırlanıyor anlayacağınız. Dizinin orijnalini izleyenler Kore’deki prodüksiyonu çok zayıf, karakterleri karikatür, sahnelerin bazılarını anlamsız bulacaktır eminim. Birçok noktada çok çok daha iyi Kore dizileri izlemiş olsak da Shining Inheritance bize çok güçlü ve hayatın içinden bir çıkış noktası bağışlıyor. Bu da diziyi uyarlanmaya değer kılıyor.

Styling Şimdi Gülay Kuriş’e Emanet

Dizinin hikayesindeki ışığı gören ve uyarlamaya layık bulan Üs Film’i ve TRT’yi ayrıca tebrik ediyorum. Dizinin senaryosunu ise daha önce birçok projede adlarını gördüğümüz Nilüfer Aydın ve Volkan Yazıcı üstleniyor, yönetmen koltuğunda Sadullah Çelen var. Dizinin ilk bölümünü izlediğimde gözüme en çok batan sorun kostümlerdi. Styling ve kostüm seçimi Elimi Bırakma’nın zayıf noktasıydı. Yapım da böyle düşünmüş olacak ki 3. Bölüm itibarıyla styling Gülay Kuriş’e emanet edildi. Gülay Kuriş’in tecrübesi ile farkını hemen hissettirdiğini belirtmem gerek.

Kültürel ve Dini Muhafazakarlık Kol Kola

TRT’de yayınlanması dolayısıyla, dönem hassasiyetleri gereği isteniyor olabilir ancak babaanneyi her bölüm türbede, seccade üstünde görmek “neden” diye sormama engel olmuyor. O sahneler biraz eğreti duruyor. Kadının başındaki örtü, dilindeki kelimeler, hayırseverlik girişimleri zaten iyi bir insan olduğu ve inancı konusunda karakterin altını doldurabilecek done veriyor. İnancı bu kadar göze sokmak tempo için yıpratıcı olabilir. Hikaye genel temasına bakıldığında bireyselleşen dünyada gelenekleri ve geleneksel aileyi koruma misyonu ile zaten muhafazakar. Kültürel muhafazakarlığı dini muhafazakarlıkla beslemek hikayeye ne kadar yarar emin değilim. Hatta göze batacağından eminim.

Motivasyona İhtiyacımız Var

Diyaloglar ilk iki bölümde çok daha samimi ve esprili gelse de, sonraki bölümlerde dil biraz daha sadeleşti. Yine de yoğun dizi temposu içinde beklentiyi karşılıyor ama ilk iki bölümdeki hafif esprili atışmaları biraz daha artırmak dizinin dramatik yoğunluğuna motivasyon katacak ve biraz nefes aldıracaktır diye düşünüyorum. Kore dizisinin çok daha kısa olduğu göz önüne alındığında bölüm hikayesi açmak bir hayli zor olsa da, umarım hikaye sünmeden ilerleyen bölümlerde de akıcılık korunur. Zira 4. Bölümü izlerken zaman zaman dizinin temposu konusunda soru işaretleri edindim. Senaryo üzerine son bir not daha eklemek istiyorum. Dizide kadına şiddet konusunda sahnelerin gösterilmemesi, sosyal politikaları destekleyen bir tercihken, kocasından şiddet gören karakterin bu eylemi kısmen meşrulaştıran kabullenişi konudaki hassasiyeti sorgulamama neden oldu. “Elleri kırılsın” bedduası her gün kadınların öldüğü bir coğrafyada, devlet kanalında yayınlanan bir işte sağlam bir duruş olarak görülemez. Umarım bu tavır ilerleyen bölümlerde bir isyana dönüşür. Yoksa bu dipnotların iç açıcı olmadığı aşikar.

Bu Dizinin Yıldızı Kim?

Sevgili okurlar, Kore versiyonunu da izlemiş, yani dizinin devam hikayesini de bilen biri olarak Elimi Bırakma’nın yıldız karakterinin Sumru olduğunu düşünüyorum. Dolunay Soysert de o üvey anne kumaşını üzerine öyle bir giymiş ki, Urfalıyam Ezelden’deki karakteri gibi bu da izleyici zihninde başarılı oyuncunun adıyla iz bırakacak eminim. Oyuncunun ayağı kırıkken bile sete devam ettiği de haberlerde yer aldı, işini yaptığı için birini tebrik etmeyi zul görsem de, bu karakterle yine çok çok beğendiğim Dolunay Soysert’e bravo demekten kendimi alamıyorum.

Elimi Bırakma için ilk izlenim notlarım bu kadar, umarım dizinin ömrü uzun olur daha birçok kez bu köşede konuk ederim. İyi seyirler…

 

Gizem Kaboğlu / Yazı Cine Dergi için kaleme alınmıştır. / Ağustos 2018

Nereye gitti bu yaz dizileri?

Follow me

Bu yaz yaz dizilerine hasret kaldık. Yaz dizileri başlamak bilmedi, başlayanların sayısı geçen yılların yarısını bulmadı. Geçtiğimiz yıllarda ekran romantik komedilerle dolardı. Ne oldu peki? Merak edenlere ufak notlar paylaşmak istiyorum.

Son yıllarda dizi maliyetleri öyle bir yükseldi ki, reklam gelirleri artık dizileri karşılayamaz hale geldi. Yurt dışına satış bir diğer odak oldu ama Fatih gibi büyük bütçeli işler batıp, az sayıda bölüm elde kalınca hayaller suya düştü. TV piyasası ekonomik olarak karlılık oranını ciddi oranda kaybetti.

Ekranda 4-5 yılda bir dizi trendi son bulur yerini reality showlar alır. Sinüs ritmi misali tekrarlanan bu döngü 2000’lerin TV yayıncılığının yol haritasıdır. Geçtiğimiz yılların programlarını, dizilerini şöyle bir gözden geçirirseniz bu tespitin şaşmadığını görebilirsiniz. Fark ettiğiniz üzere ekranda reality show patlaması bu yaza denk düştü. Yapımcılar, kanallar, halihazırda daha az TV izlenen yaz sezonunda bir de daha düşük maliyetli bu programlara yöneldi. Yeni sezonda da realitynin ağırlığını göreceğiz demedi demeyin…

Bu yaz özelinde de değişiklikler yok muydu? Vardı. Efendim seçim dönemlerinden ilk etkilenen sektör hep televizyondur. Büyük paraların döndüğü, reklam gelirine bağlı olan kanallar, seçimler geçene kadar “genellikle” sipariş, yapımcılar da risk almaz. Zira malumunuz seçimlerin sonuçları ülke iklimini ve yayıncılığı değiştirebilir. Yaz dizilerinin anlaşması en geç yıl sonu itibarıyla ve Ocak başında yapılmış oluyor. Seçimler de yaz ekranları için büyük yatırım olmamasında bir diğer nedendi. Ramazan zaten dizi takvimini bir miktar ileri atmıştı, seçim de gelince planlanan takvim iyice kaydı.

İzleyicilerin kiminden haberi oldu, kimi sektör dedikodusu halinde kulaktan kulağa fısıldandı ancak bu yıl art arda neredeyse kanalların drama ekipleri değişti. Kanal D ve Fox el değiştirirken ve kadrolar güncellenirken, birçok kanalın da drama ekiplerinde yenilikler yapıldı.

“İyi de her kanalda neredeyse aynı format” diye yakınıyorsanız o da tesadüf değil efendim. Televizyon formatlarına dair her şeyin “farklılaştıkça aynılaştığına” dair eleştiri yine yerini buluyor. Zamanında Beren Saat’i, Engin Akyürek’i, Burcu Biricik’i bizlere kazandıran Türkiye’nin Yıldızları ve Artiz mektebi gibi sahne üstü oyunculuk yarışmaları bu yaz geri döndü. Neden? Maliyet ucuz.. Şarkı yarışmalarından ikrah gelinde, bir de oyunculara bakalım dendi. Ekranda da lokomotif oyuncu devrinin bittiği de aşikar, yeni yüzler bulalım ucuza oynatalım mantığı ile bir deneme yapılıyor. Skeç programları da cabası…

Yaz ayrındaki tablo aslında gelecek yılın bir sinyali. Bu sezon ekranda daha çok reality show görmeye devam edeceğiz. Çocukların başrolde olduğu Çocuktan Al Haberi gibi formatlar değişerek ekranda yer bulacak, ilk örneğin adını duyduk bile, Kanal D “çok tatlı” ile çocukları ekrana taşımaya hazırlanıyor. Yarışmalarla farklılaşacak programın yanında magazin masaları de kurulmaya devam edecek. Magazin programlarında özlediğimiz kaliteyi geri döndüreceğini umduğum İkinci Sayfa, Teve 2’de sezonu açacağını duyurdu. Şaka programları artmaya devam ediyor, edecek. Enir Arıkan ve Şahin Irmak da TV8’in şaka programı kadrosunu dolduracak. Eylül’de birbirinin aynı daha birçok program ekrana gelecek, reality showlar televizyonda kar getirecek yeni bir çözüm bulunana kadar kanalları adeta işgal edecek, şimdiden sabrınız bol olsun.

Yazı Temmuz 2018’de Cine Dergi için yazılmıştır.

Merve Out, Ender In! Elveda Sarmaşık, Merhaba Sosyete! Yasak Elma…

Follow me

Ufak Tefek Cinayetler ilk tanıtımlarından bu yana gördüğü büyük ilgiyi zamanla kaybetti malumunuz. Hala reytingler fena değil ancak sokakta yarattığı etkinin yerinde şimdilerde yeller esiyor. Son zamanlarda, izleyici tarafından mimlenen kadın karakterler arasında yükselişte olan isim ise Fox TV’nin dizisi Yasak Elma’dan geliyor, Ender Argun (Çelebi). Karakteri detaylarıyla irdelemeden önce gelin dizinin konusundan biraz bahsedelim.

Dizinin Konusu:

Yasak Elma’da kurulan denklem başarıyı ilk bölümden müjdeliyordu. İki kız kardeş odağındaki dizi karmaşık ilişkiler ağıyla hikayesini genişletirken uyanık ve zenginlik peşinde bir abla (Yıldız) ile saf ama zengin bir erkeğe aşık olacak kız kardeşin (Zeynep) zenginlerle aralarındaki sınıf çatışmasını gözler önüne seriyordu. Henüz ilk bölümde kocasını (Halit) ayartması ve boşanmada tazminat alabilmesi için demin bahsettiğim uyanık ablayı kiralayan sosyetik hanımımız (Ender) da işleri iyice entrikaya döndürüyordu. Sosyetik kadın uyanık genç kızın tüm oyununu açık etmesini beklemediği gibi, kocasını da elinden almasını elbette öngörememişti.

Sayın okur kafan mı karıştı, sakin ol, hikaye karışık evet, gel biz bu dizide izleyicinin ne bulduğunu konuşalım. Eda Ece, Sevda Erginci, Onur Tuna, Şevval Sam ve Talat Bulut başrollerde. Kalabalık kadro akrabalık ağları ile birbirine bağlı ki oralara hiç girmiyorum. Yalnız cast başarılı söylemeden edemeyeceğim.

Yasak Elma Neden Tuttu?

Dizinin henüz ilk bölümünü izledikten sonra tutacağını net olarak söylemiştim, ikinci haftadan itibaren yükselen çizgisi de bunun ispatı oldu. Nedenlerine nasıllarına kısaca değinelim. Öncelikle diziyi zengin oğlan fakir kız dizilerinin usta kalemi Melis Civelek ve ekibi yazıyor. Adını Feriha Koydum ve Güllerin Savaşı bu türdeki en bilinen örneklerdi, ki ikisinde de Civelek’in imzası vardı. Kendisinin kanal yöneticiliği tecrübelerine hiç girmiyorum bile. Yasak Elma, Ufak Tefek Cinayetler’de bize göz kırpan ancak sonradan beklentiyi karşılayamayan ayak oyunlarını ve entrikayı kanlı canlı önümüze koydu. Sınıf yükselişi her zaman olduğu gibi puan toplatırken, ışıltılı dünya da alt ve orta sınıf izleyici için nefes alınacak bir kanal açtı. Aşk-ı Memnu’dan bu yana kadınların en tıkır tıkır gezdiği dizi Yasak Elma desem yanlış olmaz herhalde.

Merve Out, Ender In!

İzleyici tarafından son yıllarda rağbet gören “seviliyor mu nefret mi ediliyor belli olmayan tuhaf karakter” trendine Ender de hızla dahil oldu. Bu türün içinde O hayat benim’in Efsun’u da, Ufak Tefek Cinayetler’in Merve’si de, Kara Ekmek’in Asiye’si de sayılabilir. Hem kötücül ama hem de sempatik olan bu yeni tür, “bye bye”ı hepimizin diline dolayan, şuh kahkahaları ile kulakları çınlatan Ender ile son trend ismine kavuştu. Şevval Sam’ın hayat verdiği karakter Ender, yıllar evvel patronuyla (Halit Argun) evlenerek sosyeteye giren, yıllarca kameralara eşiyle beraber örnek çifti oynayan ve ani boşanması ile tekrar fakir bir mahalleye dönen bir kadın. Değişen soyadı ile hızla yükseldiği basamakları tepetaklak inen Ender, şanını korumak, çocuğu ile görüşebilmek, kaybettiği serveti tekrar kazanmak ve evliliğini bitirmek için oynadığı oyunda kendisine çelme takan genç kadından (Yıldız) intikam için görevde. Sağ kolu ise Barış Aytaç’ın canlandırdığı, aforizmalarıyla ünlü kardeşi Caner Çelebi. İkilinin diyalogları dizinin komedisini güçlendiriyor, tatlı sert entrikalar “yok artık” dedirtirken, kaybettiği servetin peşinden bıraktığı dala yeniden tutunmaya çalışan Ender’in çırpınışları da izleyiciye trajik bir hikaye anlatıyor.

Tam İzlerken Çekirdek Çitlenecek Karakter

Ender, Kara Melek değil. Kötücül ama sevimli, sinir bozucu ama bir yandan da sempatik. Tam cam dibinde dedikodusu yapılacak mahallenin şuh ablası. Alt sınıftan geldiği için “bizden”, yüksekten tepetaklak düştüğü için ibretlik hikayesi ile “öteki.” Bana kalırsa kendisine psikolojik şiddet uygulayan kocasını aldatacak, ona oyun kuracak kadar cesur olması ile izleyicide hem eleştiri dürtüsü hem de hayranlık uyandırdı. İntikam peşinde koşarak, kuyruğu dik tutarak da pes etmeyeceğinin sinyallerini verdi. Zeki, çevik ve uyanık Ender, evinde sosyalleşen, burnu büyük sosyete figürlerinin dedikodusu ile gün gündemini belirleyen “o teyzelerin” yeni hedefi oldu. Yeşilçam filmleri sayesinde zengin bir koca hayali ile güdülenen yurdum genç kızları için ibretlik bir masal ekrana geliyor. Mahalle dedikodularının olmazsa olmazı aldatma konuları, gazetelerin dedikodu köşelerini ele geçiren sosyetik ayak oyunları dizi ile evlerimizde. Hal böyle olunca da izleyici Ender ile Yıldız arasındaki çekişmenin hazır malzemesini arkadaş ortamlarında konuşuyor. “Valla tatlım ben Sarmaşık’ı bıraktım, Yasak Elma’yı izliyorum” diye yanıma koşarak gelen arkadaşım tam da bu bahsettiğim tespitin ayaklı deliliydi. Dizideki entrikaların bir de gerçek olduğu ortaya çıkınca ooooo muhabbetler iyice şenlendi.

Yasak Elma Sosyetenin Skandallarını Su Yüzüne Çıkarıyor

Henüz dizi başlamadan “kocasını ayartması için hizmetçisine para verdi” hikayesinin de sosyete içinde yaşandığı dedikodusu ortalığı çalkalamıştı. Ancak asıl bomba geçtiğimiz hafta patladı. Dizide Ender’in oyununa gelerek sahte bir davete gelen ve fake bir ülkenin resepsiyonuna katıldığı için magazince dalga konusu olan Yıldız’ın trajikomik halleri magazin camiasında olay yaratan 2000 yılına ait bir haberi yeniden gündeme taşıdı. Siren Ertan’ın dönemin ünlü dergilerinden birinin kumpasına gelerek olmayan bir ülkenin davetine katılması ve günlerce magazin gündeminde kalması tabii ki hatırlandı. Ertan açıklama yaparken, dizi de geçmişe yaptığı göndermeyle gazete sütunlarında başrole taşındı.

Yasak Elma daha sosyetede çok toz kaldırır demedi demeyin, orta sınıfın hayallerini süsleyen zengin yaşamın perde arkasını su yüzüne çıkartan hikaye de “çok şükür ne insanlar var, halimiz bin şükür” dedirterek fakirin çenesini yormaya devam eder. Dizi neden mi tuttu, işte tam bu yüzden.

 

Gizem Kaboğlu / CineDergi Mayıs 2018

İstanbullu Gelin Dizisi Terapi Sahneleri ile Alkış Topluyor

Follow me

İstanbullu Gelin dizisi başarısı ile her hafta reytinglerde üst sıralarda yer alıyor. Dizinin ekran serüveninde bir ilke dikkat çekmek istiyorum. Birkaç aydır Fırat Tanış’ın canlandırdığı Adem Boran karakterinin terapi seansları ekrana geliyor. Tilbe Saran’ın canlandırdığı terapist karakteri her bölüm birkaç sahnede ekrana gelse de akıllarda iz bırakıyor. Bazı izleyiciler, sosyal bilimciler ve terapi tecrübesi olanlar eminim farkındadır ancak ben bir kez daha altını çizmek istiyorum; dizi tarihinde ilk kez bu kadar gerçekçi terapi seansları izliyoruz. Kadına şiddet ve öfke kontrol problemlerinin ele alındığı ardından anne ile sorunlu bağlanma modeli oluşturmuş olan bir oğulun sancılarının ekrana geldiği sahnelerin ardından birçok farklı psikolog arkadaşımdan telefon aldım. Soruları ve yorumları ortaktı… Ekranda izledikleri en gerçekçi terapi seansı bu dizideydi ve kimden danışmanlık alındığını merak ediyorlardı.

Yanıtı buradan vermiş olayım, İstanbullu Gelin Türkiye’nin en bilinen psikiyatri merkezlerinden birinin kurucusu olan Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun danışmanlığında yazılıyor. Terapistin yargılamadan konuşması, yönlendirmek yerine yüzleştirmek için çalışması, hem karaktere hem de izleyiciye kapı açacak sorgulamaları, masa yerine koltukta oturarak danışanı ile görüşmesi bile o kadar doğru detaylar ki… Üstelik karakterin travması da adım adım işleniyor, terapiyi reddeden karakterin görüşmelere istekle gelmesinden, öfkesini baskılamaya yönelik telkinlerde bulunmasına kadar her ayrıntı izleyiciye aktarılıyor. Şiddet uygulayan erkeğin ruh halinin analizi ve terapi sürecinin yanı sıra, bu ilişkiye rıza gösteren kadının ilişki ile kurduğu sorunlu bağ da bu konuşmalar esnasında izleyicinin yüzüne sertçe vuruluyor. İçinde bulunduğumuz ilişkileri, bakış açımızı sorgulatan sahneler her bölüm, hem karaktere hem de seyirciye aydınlanma vadediyor.

Yalnız dizideki gerçekçilik için değil, şiddet ve öfke problemlerinin çok yüksek olduğu günümüzde izleyiciye de bilinç kazandırmak için verilen emeğin, gösterilen özenin ayrıca alkışlanması gerektiğini düşünüyorum. İstanbullu Gelin dizisinin yapımcısı O3 Medya’ya, İstanbullu Gelin dizisinin senaristleri Deniz Akçay Katıksız, Armağan Gülşahin, Ayşe Işıkmen, Selin Yaltaal’a (kısaca Teşrik-i Mesai senaryo grubuna), Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’na ve oyuncu Fırat Tanış ve Tilbe Saran’a bir sosyal bilimci ve TV yazarı olarak gönülden teşekkürü borç biliyorum.

Geçtiğimiz ay başka bir yazımda, başka bir dizi için şiddet uygulayan erkeği canavarlaştırdığı için misyon olarak gösterdiği “şiddete karşı duruş”ta etki yaratamayacağını yazmıştım. Zira sorunu dışsallaştırarak, gerçekdışı bir karakter çizerek şiddet eğilimini yüklemek yalnızca şiddetin ekranda yeniden üretimine katkı sağlıyor. Ancak İstanbullu Gelin gibi çözüm yollarını gösteren, gerçekçi ve çok yönlü karakterlerle karton tiplerin farkını vurgulayabileceğimiz işler az da olsa var çok şükür. (Ekrandaki hiçbir projenin kamu spotu olma misyonu olmadığını düşündüğümü belirtmek istiyorum.) Ekranda adeta şiddet pornografisine dönüşen enstantaneler ve erkek egemen dil vurgusu ile kadına şiddet ile savaşılmaz. Bu yalnızca şiddetin ekranda gösterimine ve dolaylı olarak meşrulaşmasına yardımcı olur.  Soruna dikkat çekme ve üstesinden gelmeye yardımcı olma gayesi mevcutsa İstanbullu Gelin’in örnek alınmasını diliyorum.

Yazı: Gizem Merve Kaboğlu / Cine Dergi Mart 2018