Nereye gitti bu yaz dizileri?

Follow me

Bu yaz yaz dizilerine hasret kaldık. Yaz dizileri başlamak bilmedi, başlayanların sayısı geçen yılların yarısını bulmadı. Geçtiğimiz yıllarda ekran romantik komedilerle dolardı. Ne oldu peki? Merak edenlere ufak notlar paylaşmak istiyorum.

Son yıllarda dizi maliyetleri öyle bir yükseldi ki, reklam gelirleri artık dizileri karşılayamaz hale geldi. Yurt dışına satış bir diğer odak oldu ama Fatih gibi büyük bütçeli işler batıp, az sayıda bölüm elde kalınca hayaller suya düştü. TV piyasası ekonomik olarak karlılık oranını ciddi oranda kaybetti.

Ekranda 4-5 yılda bir dizi trendi son bulur yerini reality showlar alır. Sinüs ritmi misali tekrarlanan bu döngü 2000’lerin TV yayıncılığının yol haritasıdır. Geçtiğimiz yılların programlarını, dizilerini şöyle bir gözden geçirirseniz bu tespitin şaşmadığını görebilirsiniz. Fark ettiğiniz üzere ekranda reality show patlaması bu yaza denk düştü. Yapımcılar, kanallar, halihazırda daha az TV izlenen yaz sezonunda bir de daha düşük maliyetli bu programlara yöneldi. Yeni sezonda da realitynin ağırlığını göreceğiz demedi demeyin…

Bu yaz özelinde de değişiklikler yok muydu? Vardı. Efendim seçim dönemlerinden ilk etkilenen sektör hep televizyondur. Büyük paraların döndüğü, reklam gelirine bağlı olan kanallar, seçimler geçene kadar “genellikle” sipariş, yapımcılar da risk almaz. Zira malumunuz seçimlerin sonuçları ülke iklimini ve yayıncılığı değiştirebilir. Yaz dizilerinin anlaşması en geç yıl sonu itibarıyla ve Ocak başında yapılmış oluyor. Seçimler de yaz ekranları için büyük yatırım olmamasında bir diğer nedendi. Ramazan zaten dizi takvimini bir miktar ileri atmıştı, seçim de gelince planlanan takvim iyice kaydı.

İzleyicilerin kiminden haberi oldu, kimi sektör dedikodusu halinde kulaktan kulağa fısıldandı ancak bu yıl art arda neredeyse kanalların drama ekipleri değişti. Kanal D ve Fox el değiştirirken ve kadrolar güncellenirken, birçok kanalın da drama ekiplerinde yenilikler yapıldı.

“İyi de her kanalda neredeyse aynı format” diye yakınıyorsanız o da tesadüf değil efendim. Televizyon formatlarına dair her şeyin “farklılaştıkça aynılaştığına” dair eleştiri yine yerini buluyor. Zamanında Beren Saat’i, Engin Akyürek’i, Burcu Biricik’i bizlere kazandıran Türkiye’nin Yıldızları ve Artiz mektebi gibi sahne üstü oyunculuk yarışmaları bu yaz geri döndü. Neden? Maliyet ucuz.. Şarkı yarışmalarından ikrah gelinde, bir de oyunculara bakalım dendi. Ekranda da lokomotif oyuncu devrinin bittiği de aşikar, yeni yüzler bulalım ucuza oynatalım mantığı ile bir deneme yapılıyor. Skeç programları da cabası…

Yaz ayrındaki tablo aslında gelecek yılın bir sinyali. Bu sezon ekranda daha çok reality show görmeye devam edeceğiz. Çocukların başrolde olduğu Çocuktan Al Haberi gibi formatlar değişerek ekranda yer bulacak, ilk örneğin adını duyduk bile, Kanal D “çok tatlı” ile çocukları ekrana taşımaya hazırlanıyor. Yarışmalarla farklılaşacak programın yanında magazin masaları de kurulmaya devam edecek. Magazin programlarında özlediğimiz kaliteyi geri döndüreceğini umduğum İkinci Sayfa, Teve 2’de sezonu açacağını duyurdu. Şaka programları artmaya devam ediyor, edecek. Enir Arıkan ve Şahin Irmak da TV8’in şaka programı kadrosunu dolduracak. Eylül’de birbirinin aynı daha birçok program ekrana gelecek, reality showlar televizyonda kar getirecek yeni bir çözüm bulunana kadar kanalları adeta işgal edecek, şimdiden sabrınız bol olsun.

Yazı Temmuz 2018’de Cine Dergi için yazılmıştır.

Merve Out, Ender In! Elveda Sarmaşık, Merhaba Sosyete! Yasak Elma…

Follow me

Ufak Tefek Cinayetler ilk tanıtımlarından bu yana gördüğü büyük ilgiyi zamanla kaybetti malumunuz. Hala reytingler fena değil ancak sokakta yarattığı etkinin yerinde şimdilerde yeller esiyor. Son zamanlarda, izleyici tarafından mimlenen kadın karakterler arasında yükselişte olan isim ise Fox TV’nin dizisi Yasak Elma’dan geliyor, Ender Argun (Çelebi). Karakteri detaylarıyla irdelemeden önce gelin dizinin konusundan biraz bahsedelim.

Dizinin Konusu:

Yasak Elma’da kurulan denklem başarıyı ilk bölümden müjdeliyordu. İki kız kardeş odağındaki dizi karmaşık ilişkiler ağıyla hikayesini genişletirken uyanık ve zenginlik peşinde bir abla (Yıldız) ile saf ama zengin bir erkeğe aşık olacak kız kardeşin (Zeynep) zenginlerle aralarındaki sınıf çatışmasını gözler önüne seriyordu. Henüz ilk bölümde kocasını (Halit) ayartması ve boşanmada tazminat alabilmesi için demin bahsettiğim uyanık ablayı kiralayan sosyetik hanımımız (Ender) da işleri iyice entrikaya döndürüyordu. Sosyetik kadın uyanık genç kızın tüm oyununu açık etmesini beklemediği gibi, kocasını da elinden almasını elbette öngörememişti.

Sayın okur kafan mı karıştı, sakin ol, hikaye karışık evet, gel biz bu dizide izleyicinin ne bulduğunu konuşalım. Eda Ece, Sevda Erginci, Onur Tuna, Şevval Sam ve Talat Bulut başrollerde. Kalabalık kadro akrabalık ağları ile birbirine bağlı ki oralara hiç girmiyorum. Yalnız cast başarılı söylemeden edemeyeceğim.

Yasak Elma Neden Tuttu?

Dizinin henüz ilk bölümünü izledikten sonra tutacağını net olarak söylemiştim, ikinci haftadan itibaren yükselen çizgisi de bunun ispatı oldu. Nedenlerine nasıllarına kısaca değinelim. Öncelikle diziyi zengin oğlan fakir kız dizilerinin usta kalemi Melis Civelek ve ekibi yazıyor. Adını Feriha Koydum ve Güllerin Savaşı bu türdeki en bilinen örneklerdi, ki ikisinde de Civelek’in imzası vardı. Kendisinin kanal yöneticiliği tecrübelerine hiç girmiyorum bile. Yasak Elma, Ufak Tefek Cinayetler’de bize göz kırpan ancak sonradan beklentiyi karşılayamayan ayak oyunlarını ve entrikayı kanlı canlı önümüze koydu. Sınıf yükselişi her zaman olduğu gibi puan toplatırken, ışıltılı dünya da alt ve orta sınıf izleyici için nefes alınacak bir kanal açtı. Aşk-ı Memnu’dan bu yana kadınların en tıkır tıkır gezdiği dizi Yasak Elma desem yanlış olmaz herhalde.

Merve Out, Ender In!

İzleyici tarafından son yıllarda rağbet gören “seviliyor mu nefret mi ediliyor belli olmayan tuhaf karakter” trendine Ender de hızla dahil oldu. Bu türün içinde O hayat benim’in Efsun’u da, Ufak Tefek Cinayetler’in Merve’si de, Kara Ekmek’in Asiye’si de sayılabilir. Hem kötücül ama hem de sempatik olan bu yeni tür, “bye bye”ı hepimizin diline dolayan, şuh kahkahaları ile kulakları çınlatan Ender ile son trend ismine kavuştu. Şevval Sam’ın hayat verdiği karakter Ender, yıllar evvel patronuyla (Halit Argun) evlenerek sosyeteye giren, yıllarca kameralara eşiyle beraber örnek çifti oynayan ve ani boşanması ile tekrar fakir bir mahalleye dönen bir kadın. Değişen soyadı ile hızla yükseldiği basamakları tepetaklak inen Ender, şanını korumak, çocuğu ile görüşebilmek, kaybettiği serveti tekrar kazanmak ve evliliğini bitirmek için oynadığı oyunda kendisine çelme takan genç kadından (Yıldız) intikam için görevde. Sağ kolu ise Barış Aytaç’ın canlandırdığı, aforizmalarıyla ünlü kardeşi Caner Çelebi. İkilinin diyalogları dizinin komedisini güçlendiriyor, tatlı sert entrikalar “yok artık” dedirtirken, kaybettiği servetin peşinden bıraktığı dala yeniden tutunmaya çalışan Ender’in çırpınışları da izleyiciye trajik bir hikaye anlatıyor.

Tam İzlerken Çekirdek Çitlenecek Karakter

Ender, Kara Melek değil. Kötücül ama sevimli, sinir bozucu ama bir yandan da sempatik. Tam cam dibinde dedikodusu yapılacak mahallenin şuh ablası. Alt sınıftan geldiği için “bizden”, yüksekten tepetaklak düştüğü için ibretlik hikayesi ile “öteki.” Bana kalırsa kendisine psikolojik şiddet uygulayan kocasını aldatacak, ona oyun kuracak kadar cesur olması ile izleyicide hem eleştiri dürtüsü hem de hayranlık uyandırdı. İntikam peşinde koşarak, kuyruğu dik tutarak da pes etmeyeceğinin sinyallerini verdi. Zeki, çevik ve uyanık Ender, evinde sosyalleşen, burnu büyük sosyete figürlerinin dedikodusu ile gün gündemini belirleyen “o teyzelerin” yeni hedefi oldu. Yeşilçam filmleri sayesinde zengin bir koca hayali ile güdülenen yurdum genç kızları için ibretlik bir masal ekrana geliyor. Mahalle dedikodularının olmazsa olmazı aldatma konuları, gazetelerin dedikodu köşelerini ele geçiren sosyetik ayak oyunları dizi ile evlerimizde. Hal böyle olunca da izleyici Ender ile Yıldız arasındaki çekişmenin hazır malzemesini arkadaş ortamlarında konuşuyor. “Valla tatlım ben Sarmaşık’ı bıraktım, Yasak Elma’yı izliyorum” diye yanıma koşarak gelen arkadaşım tam da bu bahsettiğim tespitin ayaklı deliliydi. Dizideki entrikaların bir de gerçek olduğu ortaya çıkınca ooooo muhabbetler iyice şenlendi.

Yasak Elma Sosyetenin Skandallarını Su Yüzüne Çıkarıyor

Henüz dizi başlamadan “kocasını ayartması için hizmetçisine para verdi” hikayesinin de sosyete içinde yaşandığı dedikodusu ortalığı çalkalamıştı. Ancak asıl bomba geçtiğimiz hafta patladı. Dizide Ender’in oyununa gelerek sahte bir davete gelen ve fake bir ülkenin resepsiyonuna katıldığı için magazince dalga konusu olan Yıldız’ın trajikomik halleri magazin camiasında olay yaratan 2000 yılına ait bir haberi yeniden gündeme taşıdı. Siren Ertan’ın dönemin ünlü dergilerinden birinin kumpasına gelerek olmayan bir ülkenin davetine katılması ve günlerce magazin gündeminde kalması tabii ki hatırlandı. Ertan açıklama yaparken, dizi de geçmişe yaptığı göndermeyle gazete sütunlarında başrole taşındı.

Yasak Elma daha sosyetede çok toz kaldırır demedi demeyin, orta sınıfın hayallerini süsleyen zengin yaşamın perde arkasını su yüzüne çıkartan hikaye de “çok şükür ne insanlar var, halimiz bin şükür” dedirterek fakirin çenesini yormaya devam eder. Dizi neden mi tuttu, işte tam bu yüzden.

 

Gizem Kaboğlu / CineDergi Mayıs 2018

İstanbullu Gelin Dizisi Terapi Sahneleri ile Alkış Topluyor

Follow me

İstanbullu Gelin dizisi başarısı ile her hafta reytinglerde üst sıralarda yer alıyor. Dizinin ekran serüveninde bir ilke dikkat çekmek istiyorum. Birkaç aydır Fırat Tanış’ın canlandırdığı Adem Boran karakterinin terapi seansları ekrana geliyor. Tilbe Saran’ın canlandırdığı terapist karakteri her bölüm birkaç sahnede ekrana gelse de akıllarda iz bırakıyor. Bazı izleyiciler, sosyal bilimciler ve terapi tecrübesi olanlar eminim farkındadır ancak ben bir kez daha altını çizmek istiyorum; dizi tarihinde ilk kez bu kadar gerçekçi terapi seansları izliyoruz. Kadına şiddet ve öfke kontrol problemlerinin ele alındığı ardından anne ile sorunlu bağlanma modeli oluşturmuş olan bir oğulun sancılarının ekrana geldiği sahnelerin ardından birçok farklı psikolog arkadaşımdan telefon aldım. Soruları ve yorumları ortaktı… Ekranda izledikleri en gerçekçi terapi seansı bu dizideydi ve kimden danışmanlık alındığını merak ediyorlardı.

Yanıtı buradan vermiş olayım, İstanbullu Gelin Türkiye’nin en bilinen psikiyatri merkezlerinden birinin kurucusu olan Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun danışmanlığında yazılıyor. Terapistin yargılamadan konuşması, yönlendirmek yerine yüzleştirmek için çalışması, hem karaktere hem de izleyiciye kapı açacak sorgulamaları, masa yerine koltukta oturarak danışanı ile görüşmesi bile o kadar doğru detaylar ki… Üstelik karakterin travması da adım adım işleniyor, terapiyi reddeden karakterin görüşmelere istekle gelmesinden, öfkesini baskılamaya yönelik telkinlerde bulunmasına kadar her ayrıntı izleyiciye aktarılıyor. Şiddet uygulayan erkeğin ruh halinin analizi ve terapi sürecinin yanı sıra, bu ilişkiye rıza gösteren kadının ilişki ile kurduğu sorunlu bağ da bu konuşmalar esnasında izleyicinin yüzüne sertçe vuruluyor. İçinde bulunduğumuz ilişkileri, bakış açımızı sorgulatan sahneler her bölüm, hem karaktere hem de seyirciye aydınlanma vadediyor.

Yalnız dizideki gerçekçilik için değil, şiddet ve öfke problemlerinin çok yüksek olduğu günümüzde izleyiciye de bilinç kazandırmak için verilen emeğin, gösterilen özenin ayrıca alkışlanması gerektiğini düşünüyorum. İstanbullu Gelin dizisinin yapımcısı O3 Medya’ya, İstanbullu Gelin dizisinin senaristleri Deniz Akçay Katıksız, Armağan Gülşahin, Ayşe Işıkmen, Selin Yaltaal’a (kısaca Teşrik-i Mesai senaryo grubuna), Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’na ve oyuncu Fırat Tanış ve Tilbe Saran’a bir sosyal bilimci ve TV yazarı olarak gönülden teşekkürü borç biliyorum.

Geçtiğimiz ay başka bir yazımda, başka bir dizi için şiddet uygulayan erkeği canavarlaştırdığı için misyon olarak gösterdiği “şiddete karşı duruş”ta etki yaratamayacağını yazmıştım. Zira sorunu dışsallaştırarak, gerçekdışı bir karakter çizerek şiddet eğilimini yüklemek yalnızca şiddetin ekranda yeniden üretimine katkı sağlıyor. Ancak İstanbullu Gelin gibi çözüm yollarını gösteren, gerçekçi ve çok yönlü karakterlerle karton tiplerin farkını vurgulayabileceğimiz işler az da olsa var çok şükür. (Ekrandaki hiçbir projenin kamu spotu olma misyonu olmadığını düşündüğümü belirtmek istiyorum.) Ekranda adeta şiddet pornografisine dönüşen enstantaneler ve erkek egemen dil vurgusu ile kadına şiddet ile savaşılmaz. Bu yalnızca şiddetin ekranda gösterimine ve dolaylı olarak meşrulaşmasına yardımcı olur.  Soruna dikkat çekme ve üstesinden gelmeye yardımcı olma gayesi mevcutsa İstanbullu Gelin’in örnek alınmasını diliyorum.

Yazı: Gizem Merve Kaboğlu / Cine Dergi Mart 2018

 

Cinedergi Kasım Sayısı Çıktı

Follow me

Cinedergi Kasım sayısı cinedergi.com’da yayında. Bu ay aile dizileri üzerine bir yazıyla sizlerleyim. “Bugün neden bir İkinci Bahar daha çekilemiyor, kaybettiğimiz sıcaklığı nasıl bulabiliriz?” sorusuna yanıt aradığım yazıyı online olarak okuyabilirsiniz. İyi seyirler…

Cine dergi kasım sayısı cıktı. Biraz nostalji yaptım bu ay. Www.cinedergi.com dan okuyabilirsiniz 🙂

A post shared by Gizem Kaboğlu (@gizemkaboglu) on

2017 Yaz Dizileri

Follow me

Marketing Türkiye dergisinin Ağustos 2017 sayısında yayınlanan “Hangi yaz dizileri kış sezonunda devam eder?” sorusu üzerine görüşlerim:

Yaz işlerinden favorilerim Dolunay ve Kalp Atışı oldu. Dolunay, masalsı hikayesi, kast uyumu ve diyalog başarısıyla, Kalp Atışı ise yüksek temposu ve medikal nüanslarıyla fark yaratıyor. İki işin yanında Şevkat Yerimdar’ın da kışın şansını deneyeceğine inanıyorum. Şevkat, karakter komedisi boşluğunu dolduruyor, kan kaybedeceğini tahmin etsem de ortalamanın üstünde kalacaktır. Dram dizilerinden Kanatsız Kuşlar’ın da acıklı hikayesi ile kış sezonuna yeşil ışık yaktığını söyleyebilirim.

Ancak her yaz dizisi aynı umudu vadetmiyor. Deli Gönül orijinal çıkış noktasına rağmen hikaye kurgusu ve diyalog sorununun gölgesinde kalıyor. Keza romantik komedi ağırlıklı Ateşböceği ve İki Yalancı da benzer sorunlarla savaşıyor. Böyle devam ederse bu işlerin kışı görmesi zor.

Henüz başlamayan Meryem’in ise gecikmeye rağmen, Bodrum Masalı gibi sürpriz yapabilme ihtimali olduğunu düşünüyorum.

Yaz Dizileri Hakkındaki Görüşlerim Marketing Türkiye Ağustos Sayısında

Follow me

Marketing Turkiye Ağustos sayısı için yaz dizilerini gözden geçirdim. Dergiye bayiilerden ulaşabilirsiniz.

BUGÜN CAN MANAY GİBİ SU İÇTİN Mİ SAYIN İZLEYİCİ?

Follow me

Fi dizisi kısa sürede edindiği “tıklanma” oranlarının yanı sıra, sosyal medya etkileşimleri ile de gündem oldu. Serenay Sarıkaya, Mehmet Günsur, Ozan Güven, Berrak Tüzünataç gibi isimleri buluşturan proje geçtiğimiz yılların en çok satan serilerinden Fi, Pi ve Çi’den uyarlanarak Doğuş grubunun online platformu Puhutv.com’da gösterilmeye başlandı. Ay Yapım tarafından projelendirilen dizi, senarist Nükhet Bıçakçı’nın kaleminden, yönetmek Mert Baykal’ın gözünden izleyicilerle buluşmaya başladı.

Fi Dizisi
Fi Dizisi

Fi’nin Farkı Ne?

Tahminimce orta ve orta üst sınıf izleyicinin ilgisine mahir olan Fi hakkında konuşulanlara özellikle kulak kesilerek, izleyicilerini, hedef kitlesini soru yağmuruna tutarak dizinin izleyiciye ne verdiğini, izleyicinin ne bulduğunu düşünüyorum uzun zamandır. Fark ettiklerimi de notlar halinde sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle internetin özgür dünyasından kaynaklanan “sansürsüzlük” Fi’nin cezbedici temel noktasını oluşturuyor. O sansürsüzlüğün bile otosansür içinde gerçekleştiği dizinin göreceli cesaretinden belli oluyor o ayrı. Dizinin henüz ilk bölüm, ilk sahnesinde sigara içerek kadraja giren Can Manay son yıllarda bastırılan, meşru görülmeyen alışkanlıkların, yaşam tarzlarının izleyiciye vadedildiğinin sinyallerini veriyor. Ekran önce sevişmenin, ardından öpüşmenin, şimdilerde neredeyse el ele tutuşmanın yasaklandığı bir mecra haline gelirken, Fi’yi “aranan kan bulundu” çığlıklarının karşılığı olarak görüyorum. Sevişerek üreyen insan oğlunun dizilerde neredeyse mitoz bölünmeyi keşfetmesi istenirken şehirli, orta sınıf, beyaz yaka izleyiciye iyi bir alternatif sunan dizi, “umut” vaadiyle rakiplerinden ayrılıyor.

Fi Dizisi Tuttu Mu?
Fi Dizisi Tuttu Mu?

Fi İlk İnternet Dizisi Değil Ama…

Amatör ve yarı profesyonel çalışmaları bir kenara koysak bile, online platformların profesyonel yatırımla ekrana sürdüğü ilk iş Fi değildi. “Masum” her ne kadar ilgi uyandırsa da Fi kadar popülerleşmemiş, magazinleşmemişti. Elbette hikayenin aşk temasının etkisi bu popülerleşmede birincil önem taşıyor ancak bence önemli bir nokta daha var. Fi ne zamandır yerli dizilerde aidiyet arayan bir kesime çatı sundu. Özgürce ilişki yaşayan, alkol içen, sigara kullanan, çalışma hayatına entegre kesimin aidiyet bulacağı ve en önemlisi “yargılanmadığı” bir hikaye olan Fi bu nedenle diğer TV ve internet projelerinden çok daha popüler olarak fark yarattı.

Sadece Belgesel İzleyen “O” İzleyici, Fi İle Yerli Dizilerle Barıştı

Şehirli insanların ilişkilerindeki en büyük sorun malumunuz bağlanma problemi, tek gecelik birliktelikler, ilişkiye dönmeyen seksler veya seksin unutulduğu ilişkiler. Aldatmak, aldatılmak herkesin hayatının gündemi, ölümsüz aşk masalları tarih oldu, daha iyiyi bulabilir miyim sorusu tüm ilişkilerin azraili. Hal böyleyken hala unutulmaz aşk hikayelerinin ekranda pazarlanıyor oluşu konjonktür gereği, muhafazakar nüanslarla sunulan aşk soslu dramalar sektörün el mahkumiyeti. Uzayan sürelerden, değişen reyting ölçümlerinden, panelin özelliklerinden bahsetmiyorum bile. Tüm bu sebeplerle ekrana küsen ve “ben Türk dizisi asla izlemem yalnızca belgesel” diyen bir kesim online dizilerle beraber yerli TV yapımları ile barış imzaladı. İzleyicinin önüne getirileni izlemediği, seçim yaptığı ve edilgen konumdan daha etken konuma evrildiği bu yeni izleme alışkanlığı bir yandan da “öteki yerli dizi izleyicileri” ile ayrışmanın sembolü oldu. Türk dizisi izlediğini söylemeye “utanan” pek çok kişi, Fi izlediğini gururla haykırıyor. Sebebi bence tam olarak yeni statü sembolleri arayışları. “Fi’den başka yerli dizi izlemiyorum” demek aslında dizinin vadettiği o şehirli yaşam tarzına ait olduğunun da ifşası oluyor. Ötekileştirilen “sigara içenler”, arkadaşlarıyla birer kadeh içtiği zaman genel algıda “sarhoş” muamelesi görenler, seks hayatına dair seçimler nedeniyle “orospu” olarak yaftalananlar, ilişkisini evlilikle meşrulaştırmaya gerek görmeyenler işte bu popüler seçimleri ile de kendilerini tanımlıyorlar. Bu yüzden Fi, Masum’dan ayrılıyor. Çok ayrı türlerde işler olmalarının yanı sıra Fi’nin baskılanan yaşam tarzını ekrana getirmesi bu nedenle diğer internet işlerinden farklılaşmasının sebebi oluyor.

Fi sosyal medya
Fi sosyal medya

Instagram’da Araba Anahtarı Paylaşmak Out, Can Manay In!

Can Manay TV tarihinin en özel karakteri değil, Duru ve Deniz aşkı yeni bir fenomen doğurmuyor tam aksine hayatımızın içinde olan gelgitli aşkları, sorunlu erkek ve kadınları resmediyor. Cinsiyet rollerini yeniden üreten, cinsel yönelimdeki çeşitliliği görmezden gelen, aşkı idealize edip masallaştıran aslında “gerçekdışı” olan dizilerin yanında Fi, bizlere, şehirli insanlara baskılanan yaşam tarzımızı aynalıyor. Başarı da işte bu yalınlıktan ve gerçeklikten geliyor. Dizinin başarısını tartışırken çatışmasından, oyunculuklardan, yönetmenlik veya casttan önce vadettiği yaşam tarzına bakmanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Yalnız bu hayatı yaşayanlar için değil yaşamak isteyenler için de cazibe sunan Fi, insanlara kendini “o sınıftan, yaşam tarzından” hissetmek için bir ev almak, ünlü olmak veya yakışıklı bir sevgili bulmaktan çok daha basit bir yol sunuyor. Artık instagramda araba anahtarıyla poz vermek out, #CanManaygibisuiçmek etiketine su içerken selfie koydun mu ondan haber ver sayın izleyici?

 

Cine Dergi – Haziran 2017