DİZİ DEYİP GEÇMEYİN, DİZİLERİN BİR DE SOSYAL MESAJLARI VAR

Geçtiğimiz hafta Kördüğüm adlı dizide bir Suriyeli kadın aile evine sığındı, kocasının Ege’de boğulduğunu, çocuklarıyla sokakta kaldığını anlatan kadının bakımına destek olan aile çocuklarını hastaneye götürdü, ona yardım etti. Hatta dizimizin ana karakteri Ali Nejat (İbrahim Çelikkol) bir tomar para vererek kadına yardım eli uzattı. İzleyicinin zaten günlük hayatında gördüğü ve yüz çevirdiği bu dramın ekranda reyting getirmesine ihtimal verniyorum, aksine diziye kan kaybettireceğini düşünüyorum ancak elbette her şey izlenme oranı değil. Bu hamleler desteği, öne çıkarılmayı hak ediyor. Bu vesileyle bugüne kadar ekranda hangi sosyal mesajları gördük hatırlamak ister misiniz? Kimi organ bağışını gündeme taşıdı, kimi mezhep ayrılığı üzerine nefret söylemlerine karşı eleştiri getirdi, biri seks işçileri ile empati kazandırırken bir diğeri sokak çocuklarının sorunlarını ekrana taşıdı. İşte o dizilerden bazıları:

kordugum

Dolunay: Sema Ergenekon’un kaleme aldığı dizi 2005 yılında atv ekranlarına geliyordu. Dizi sokak çocukları için mücadele eden bir gönüllünün aşkla karşılaşmasını konu alıyordu. Sokak çocuklarının, tiner bağımlısı çocukların suça meylinin ana haberlerde sıklıkla yer bulduğu dönemde dizinin rehabilitasyon ve hayata kazandırma önerileri dikkat çekmişti. “Onların” da çocuk olduğunu hatırlatan dizinin ekran ömrü uzun olmasa da akıllarda yer etti. Dizinin başrollerini Tan Sağtürk ve Yeşim Büber üstleniyordu, dizinin dillere dolanan şarkısı ise Erhan Güleryüz imzalıydı. Ayrıca projede gerçek sokak çocukları rol alıyordu. Dizi yayınlandığını dönem devlet baknı Nimet Çubukçu tarafından takdirle karşılanmış, dizi ekibi Başbakanlıkça ağırlanmıştı. Dizinin yönetmeni Hakan Mumcuoğlu’nun açıklamasına göre dizi devam etseydi çekim için kullanılacak vakıf binası sokak çocuklarına destek olunacak bir merkez olarak belediyeye bağışlanacaktı ancak olmadı.

güldünya
güldünya

Güldünya: Adını töre cinayetine kurban giden Güldünya Tören’den alan dizi, 2008 yılında Star tv ekranlarına geldi. Kadına şiddetin gittikçe arttığı gündem içinde sığınma evlerinin önemine dikkat çeken dizinin başrollerinde Erhan Emre, Sanem Çelik ve Songül Öden yer alıyordu. Hikâyede Sanem Çelik, bağımsız, şehirli, güçlü bir kadın olarak ekrana geliyordu. Çelik’in canlandırdığı Gizem Özsoy, uzak olduğu yaşamlara, kız kardeşinin yaşadığı tecavüz sonrası intihar etmesiyle yaklaşıyor, sığınma evlerini dolduran hemcinsleriyle tanışıyordu. Ömrü 5 bölüm olan dizinin senaristleri; Yıldız Tunç , Murat Lütfü , Mehmet Bilal , Ethem Yekta , Atilla Özel, yönetmeni ise Ömür Atay’dı. Dizi “Aile içi şiddet sorununu gündeme getiren bir ağıt, kamu vicdanını harekete geçirecek bir çığlık” olarak lanse ediliyordu.

bir istanbul masalı
bir istanbul masalı

Bir İstanbul Masalı: Başrollerini Ozan Güven, Ahu Türkpençe ve Mehmet Aslantuğ’un paylaştığı dizide Selim ve Demir’in annesi Behiye Hanım’ın koruyucu ailelik girişimleri dizide geniş yer bulmuştu. Ayşe adlı bir kız çocuğu Arhan ailesine katılırken yasal prosedürler kadar duygusal açmazlar da dizide yer edinmişti. Sosyal pek çok konuya parmak basan dizi Türkiye’de ilk kez karikatür olmayan bir gay karakteri (Zekeriya) ekrana taşırken, cinsel yönelimini açıklaması üzerine baskı hissetmesi detayına kadar senaryoda konuya yer ayrılmıştı. Ayrıca dizide İsmail Hacıoğlu’nun can verdiği Ozan da sağır bir kıza aşık olmuş, işaret dili kullanımı ve sağır birinin yaşadığı zorluklar hikaye içinde anlatılmıştı. Dizinin senaryosunu Sertaç Ergin, Neşe Şen, Gökhan Horzum, Gaye Boralıoğlu ve Aydın Üredi kaleme alıyordu.

suskunlar
suskunlar

Suskunlar: Pozantı cezaevinde çocukların yaşadıkları, maruz kaldıkları şiddeti hatırlamamak elde değil. İşte tam da o dönemde ekrandaydı Suskunlar. Dört yakın arkadaşın kaza sonucu hapse girmesi ile başlayan hikaye yıllarca süren suskunluk ile devam ediyordu. Cezaevinde tecavüze uğrayan, darp edilen, işkenceye maruz kalan çocukların intikamı dizinin ana konusunu oluştururken çocukların yaşadıkları ekrana getiriliyordu. 2 sezon süren projenin başrollerini Murat Yıldırım, Sarp Akkaya, Güven Murat Akpınar, Aslı Enver, Berk Hakman ve Pelin Akil paylaşıyordu. Pınar Bulut ve Anıl Eke’nin kaleme aldığı dizi şiddet sahneleriyle tartışma yaratmış, gerçekle yüzleşmeye aracı olmuştu.

sahra
sahra

Sahra: Serkan Emiroğlu… O Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Sahra dizisinde Mithat’ın down sendromlu kardeşini canlandıran Emiroğlu gerçekten de down sendromluydu. Başrollerini Arzum Onan ve Serhat Tutumluer’in canlandırdığı dizide genç oyuncunun başarılı performansının yanı sıra down sendromu hakkında bilinçlendirici detaylar da dikkat çekiyordu. Ayça Mutlugil, Nuran Devres ve Nuray Uslu’nun kaleme aldığı dizinin konusu şöyleydi: Dizide üvey kardeşi Nil’in (Neslihan Yeldan) planladığı korkunç bir kazanın ardından herkesin öldü sandığı Sahra’nın (Arzum Onan) iyileştikten sonra Türkiye’ye dönmesi ile kocası Sinan (Okan Şenozan) ve üvey kardeşinden intikamı konu alınıyordu. Sahra yıllar sonra Mithat (Serhat Tutumluer) ile yeniden aşka kapılarını açıyordu.

Uçurum Dizisi
Uçurum Dizisi

Uçurum: Yabancı kadınların Türkiye’de seks işçiliğine zorlanması, şiddet görmesi ve borçlandırılarak pasaportlarına el konulması ana haberlerin gündemlerini arasında arka sıralarda yer alıyordu. Uçurum ise konuyu prime time kuşağına taşıdı. Dizide Moldova’dan İstanbul’a çalışmak için gelen doktor Eva ve kardeşi Felicia’nın, Yaman’ın yönettiği fuhuş çetesinin eline düşürülmesi ve buradan bir şekilde kaçan Eva’nın kardeşi Felicia’yı kurtarmaya çalışması anlatılıyordu. Diziyi Kerem Deren yazıyordu. Atv ekranlarına gelen projenin başrollerinde Mehmet Ali Nuroğlu, Lavigna Longhi, Funda Eryiğit, Esra Ronabar,Erdal Yıldız, Denise Capezze, Birkan Sokullu ve Selçuk Yöntem yer alıyordu. Dizinin yönetmenlerinden Ali Bilgin bazı sahneleri çekerken acı çektiğini itiraf etmiş ve dizinin aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olduğunun altını çizmişti.

Türkan: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu, Prof. doktor Türkan Saylan’ın hayatını konu alan dizi yalnız hastalıkların toplumsal algısını değil, kadınların okutulması konusunda da sosyal sorumluluk üstleniyordu. Ayşe Kulin’in Tek ve Tek Başına Türkan adlı eserinden esinlenilen projenin başrollerinde Pınar Öğün, Uğur Polat ve Özgürcan Çevik yer alırken senaryosu Oya Yüce imzası taşıyordu. Ergenekon operasyonu kapsamında evi aranan ve dernek yetkilileri gözaltına alınan Türkan Saylan’ın dizisi de 26 bölümde ekrana veda ederken sinema filmi olarak beyazperdede bir nev-i final yapmıştı. Dizide Berivan adlı çocuk Türkan Saylan tarafından okutuluyor, lepralı hastalar tecrit uygulamasından kurtularak insan haklarına uygun şartlarda tedavi altına alınıyordu.

küçükgelin

Hayat Devam Ediyor/Küçük Gelin: Her iki dizi de çocuk gelin sorununa parmak basıyordu. Hayat Devam Ediyor’un senaryosunu Mahsun Kırmızıgül kaleme alırken başrollerini Meltem Miraloğlu, Fikret Kuşkan gibi isimler paylaşıyordu. Dizi reyting rekorları kırarken dizi yalnız cinsel istismarı değil, aile içi şiddet konusunu da gündeme taşıyordu. Dizinin oyunlarından Şenay Gürler “Bu sorunda çözüm arayışında bulunmak sadece bir kamusal görev değildir aynı zamanda insanlık görevidir.” açıklamasında bulunmuştu. Küçük Gelin ise Samanyolu TV’nin adeta reyting kozuydu. Kanalın kapanmasıyla yayın hayatı sona eren dizinin senaryosu Erkan Çıplak tarafından kaleme alınıyor, başrollerde ise Çağla Şimşek, Barış Çakmak, Bengi Öztürk ve Arda Esen bulunuyordu.

kayıp-sehir

Kayıp Şehir: Birden çok toplumsal sorunu gündeme taşıyan bir diziydi. “Öteki” bir çok kişiyle empati kurulması için emek harcamıştı. Seks işçiliği yapmış bir başrol vardı, iç göç yaşayan bir aile ise ikinci odaktı. Ailenin dedesi 6-7 Eylül hikayesinin de aktörüyken, Rum bir kadınla aşkı işleniyordu. Transeksüel bir karakter dizide marjinalleştirilmeden ekrana taşınırken daha ilk bölümde arabadan atılıyor, şiddetin nasıl meşrulaştırıldığı sorgulanıyordu. Dizide afroamerikan bir genç olan Daniel, “beyaz” bir genç kadına, Seher’e aşık olmuştu. Seher’in bu ilişkiden hoşnut olmayan annesi ise Daniel’ı polise ihbar etmiş. Genç adam polis kurşunuyla hayatını kaybetmişti. Daniel’ın ölümü üzerine dizinin senaristlerinden Murat Uyurkulak twitter hesabından kamuoyunca tepki uyandıran Festus Okey davasına gönderme yapıldığını ilan etmişti. Dizinin senaryosu Yıldırım Türker, Murat Uyurkulak, Seray Şahiner, Tuğrul Eryılmaz, Yelda Eroğlu imzalıydı. Dizinin başrollerinde Gökçe Bahadır, Nik Xhelilaj, İlker Kaleli, Nazan Kesal ve Uğur Polat yer alıyordu.

parampara-organ

Paramparça: 3 – 9 kasım tarihleri arasında gerçekleşen organ bağışı ve nakli haftasına bazı sahneleriyle destek veren Paramparça dizisi sosyal medyada da çok konuşuldu. Dizide Nuray’ın beyin ölümü gerçekleşmesiyle ailesi organlarını bağışladı. Uzun süredir doktorların organ nakli yapılması gerektiği uyarılarını göze alan Nuray’ın ailesi bu işe onay verdi ve Nuray’ın kalbi Deniz’in annesi uzun süredir kalp rahatsızlığı olan Nergis’e takıldı. Erkan Petekkaya, Nurgül Yeşilçay, Ebru Özkan, Barış Falay gibi isimlerin başrollerini paylaştığı dizi, Yıldız Tunç tarafından yazılıyor.

kasaba dizisi

Kasaba: Antakya’da çekilen dizi, mezhep ayrımını ve mezhepler üzerine nefret söylemini eleştirerek ilk kez ekrana taşıyordu. Neşe Cehiz , Mümtazer Türköne , Mine Baysan , Bilal Babaoğlu , Korhan Günay , Didem Ayberkin’in kaleme aldığı dizinin ömrü pek de uzun olmadı. Lale Yavaş, Murat Ünalmış, Talat Bulut’un başrollerini paylaştığı dizi Alevi bir işçi lideri olan Haydar Yağmur’un kasabaya gelmesiyle başlamış, mevsimlik işçilerin dramını da gözler önüne sererek izleyiciyi 60’lı yıllara götürecekti. Ancak ömrü vefa etmedi… Dizinin bitiminin ardından Alevi Bektaşi Federasyonları ‘kırk yılda bir bizimle ilgili bir iş yaptınız onu da kaldırdınız’ açıklamalarıyla gündeme geldi.

fatmagül

Fatmagül’ün Suçu Ne?: Vedat Türkali’nin aynı adlı romanından ekrana taşınan, senaryosunu Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu’nun kaleme aldığı dizide tecavüz mağduru bir kadının mücadelesi konu alınıyordu. Dizi oyuncuları katıldıkları cinsiyet eşitliği projeleri ile dizi süresince konuya dikkat çekti. Dizideki hukuk mücadelesi, kadına şiddete karşı eylem sahneleriyle de desteklenirken, dizideki tecavüz sahnesi ise çokça tartışılmış ve şiddet eleştirilirken estetikleştirildiğine dair eleştiri okları diziye yöneltilmişti. RTÜK, Kanal D’de yayınlanan dizinin 1. bölümdeki sahneleri cezalandırırken, dizinin ikinci kez yayınlandığı Kanaltürk TV’de kesilmiş sahneler ekrana gelmesine rağmen koruyucu sembol kullanılmadan şiddet etkisinin devam ettiği gerekçesiyle yine ceza uygulanmıştı.

poyrazkarayel

Poyraz Karayel: En çok sosyal mesaja yer veren dizilerden biri de Poyraz Karayel… Dizide bugüne kadar fast fooda hayır, geçim derdi, çocuğa şiddete hayır, hayvan sevgisi, sermayenin eşitsiz dağılımı, uyuşturucuya hayır gündemleri ekrana geldi. Ethem Özışık’ın kaleme aldığı dizinin başrollerinde İlker Kaleli, Burçin Terzioğlu ve Musa Uzunlar yer alıyor. Dizide Celil Nalçakan’ın canlandırdığı Zülfikar karakterinin bol sosyal mesaj içeren tiradları da dikkat çekiyor.

son-cıkıs

Son Çıkış: Uyuşturucunun zararları üzerine yazılan senaryosuyla dikkat çeken dizi TRT1 ekranlarına geldi. Farklı yaş gruplarından gençlerin uyuşturucu ile imtihanını konu alan dizide Furkan Palalı, Sultan Ulutaş, Tolga Güleç, Dolunay Soysert, Deniz Barut, Orçun Koray Kaygusuz ve Hakan Vanlı rol aldı. Yeşilay Bilim Kurulu Üyelerinin desteğiyle senaryosu hazırlanan dizide Fatih Özcan ve Ekin Pandır imzası bulunuyordu. Ancak dizinin ömrü beklenenden çok daha kısa oldu.

Yazı ilk olarak mart 2016’da Dipnot Tablet Dergi’de yayımlanmıştır. Dergi ios ve android storelardan indirilebilir.

Dahi Senaristler Kerem Deren ve Pınar Bulut’tan Dört Yeni Dizi

Ezel, Uçurum, 20 Dakika, Suskunlar gibi dizilere beraber ve ayrı ayrı imzalar atan bir çift; Kerem Deren ve Pınar Bulut… Sezona dört yeni proje hazırlıyorlar, forumlar henüz detayları çıkmayan diziler hakkındaki dedikodularla dolu. Merakla beklenen projeleri, yazı deneyimleri, heyecanları ve yeni girişimleri Yazı Odası ile senaryo üstadı kalemler bu hafta Dipnot Tablet’i ağırladı.

Kerem Deren Pınar Bulut
Kerem Deren Pınar Bulut

İŞLERİN %80’İ KÖTÜ SENARYO

Bir işin başarılı olması için birçok etken gerek elbette ancak biten bir dizinin ardından genelde fatura senariste kesiliyor. Senaristler biraz günah keçisi mi?

Pınar Bulut: Bence artık öyle değil. Eskiden bir sorun olduğu zaman ilk senaryoya patlardı ve senaryo hakkında hiçbir fikri olmayan insanlar hikayede şöyle mi yapsak diye yönlendirme yapmaya çalışırdı. Artık sosyal medyanın da etkisiyle iş biraz değişti. Başarısızlığın faturası oyuncuya veya müziğe de çıkabiliyor, ama yine tek bir kurban seçiliyor, yine günah keçisi bulunmaya devam ediyor.

Kerem Deren: Artık biraz daha ayrıştı. “Senaryosu iyi ama… “ denebiliyor. Eskiden içeride bir sorun olduğunda da mutlaka senaristteydi problem. Hâlihazırda evet, senaryo baş sorun, işlerin %80’ine baktığımda evet çok kötü senaryo derim.

Okumaya devam et Dahi Senaristler Kerem Deren ve Pınar Bulut’tan Dört Yeni Dizi

Uçurum dizisi reyting rekoru değil ama önyargıları kırdı

Uçurum dizisi birçok açıdan fark yaratan bir iş olarak ikinci sezonunda ekrana veda etti. Uçurum dizisi nasıl fark yarattı, neler anlattı, Uçurum dizisinin finali hafızalarda hangi bilgileri tazelemeli gelin beraber bakalım…

Daha önce yazdığım yazılarda da belirttiğim gibi Uçurum, Türkiye televizyonlarında önyargılar üstüne parmak basan ender işlerden biri oldu…Tabuya dokundu… Her gün küfür olarak dillendirilen seks işçiliğinin görünmeyen yüzünü ekrana taşıdı. Tam da vicdana dokunmasındandır ki, izleyen kitlesinin sayısı yüzde içinde az olsa bile diziyi izleyen kişide yorum yapma ihtiyacı uyandırdı. İzleyiciye hissettirilen o gerçeklik niceliksel ölçümlemede yani reytingte başarılı olarak adlandırılamadı ama nitelik üzerinden bakıldığında izleyici arasında konuşulan yeni bir konu yarattı ve sosyal ağlarda trend oldu.

Uçurum hiç görmediğiniz bir acıyı her gün kullandığınız bir “alaycı” tablonun karanlıkta kalan yüzünden çekti ve çıkardı, kocaman bir soru işareti koydu aklımızın tam ortasına.. Kahve kültürünce ahkam kesilmesi en kolay konu olan namus konusunun tam da ortasında küfürlerin her hecesine yerleşti o soru işareti…

Öyle ki dizide isim krizi yaşanan malum zamanda “mama” karakterine “iğrenç” diyen milletvekillerini de gördük, bizi kimlerin temsil ettiğini, insan hakları konusunda adım atmasını beklediğimiz vekillerin ne kadar insan olduğunu da.

 

Otizmli genç aşık olursa

Bir diğer nokta dizinin kilit karakteri Kutlu ile özdeşti. Türkiye’de daha önce de otizm dizilerde yer almıştı. Küçük Sırlar dizisinde otizmli bir karakteri görmüştük örneğin, şimdilerde Şubat dizisinde benzer bir rol izliyoruz. Ancak hiçbirinin aşkını izlememiştik, “eksikliğinden” ağlayarak bahseden hiçbir karakterin eksik yanının “gelişim problemi” değil aşk olduğunu hikaye içinde anlamlandırmamıştık. Ta ki Uçurum’a kadar…

Uçurum dizisinde Enis Arıkan’ın canlandırdığı Kutlu asperger sendromlu bir gençti… Sese aşırı duyarlılığı, matematik kabiliyeti, çizgi takibi gibi detaylara dizide özellikle dikkat gösteriliyordu… Enis Arıkan bu rolde ne kadar başarılıysa karakterin bu kadar sevilmesi ve içselleştirilmesinde senarist Kerem Deren’in de imzası önemli yer sahibiydi. “Anormal” olarak karikatür tiplerle ekrana getirilen otizm sendromlu kişiler ilk kez Uçurum’da birey olarak görüldü.

Alt metinler de hikaye kadar tartışıldı

Dizinin sosyal medyada en çok konuşulan konularından biri de Havva ile eş olan Eva adının Adem adında bir adamla yaşadığı ilişki oldu. Orhan Tekelioğlu’nun Radikal İki’de yer alan bir yazısında değindiği gibi, modern bir Adem ile Havva hikayesi resmedilirken mutluluğun yani Felicia’nın peşinden koşan ikilinin zehirli elması aşk, yasak bölgesi de Adem’in travması oluyordu.

Her ne kadar ikinci sezonda bu analoji darmadağın edilse de izleyiciye sığ bir hikaye gösterilmediği çoktan ispatlanmıştı.

Askerliğin öteki yüzü 

Adem ile beraber askerliğin travmatik yönü de dizilerde gösterimeye başlandı ve devamı geldi. Adem’in operasyonda ses çıkarmaması için ağzını kapatırken yanlışlıkla öldürdüğü arkadaşını görmüştük Uçurum’un ilk sezonunda. Adem bu travmayı atlatamamış, gördüğü hayalle beraber intihar meyli başka sahnelerle ekrana gelmişti. Ardından Kayıp Şehir ve Böyle Bitmesin dizilerinde benzer travmalar yayınlandı. Savaşın mutluluk getirdiği iddiası her türlü imajinasyonla beyinlerimize zerk edilirken ekranda askerliğin, ölümün travmatik yüzüyle de tanışmış olmuştuk Adem sayesinde.

Diziyi yürüten stardan ziyade senaryo oldu

Bir nokta daha var, “Starların yer aldığı diziler tutar” ezberini bozan işlerden biriydi Uçurum, öyle ki dizinin iki başrolünde iki yabancı oyuncu oynuyordu. Riskli bir konuyu “garanti reyting anahtarı” görülmeyen isimlerle  işleyerek dizilerin “tutma” faktörünün senaryo olduğunu gösterdi Uçurum.

Dizinin yıldızını parlattığı başarılı oyuncuları saymıyorum bile… Uçurum senaryosuyla, oyuncularıyla, müzikleri ve en önemlisi cesaretiyle ekrandan gelip geçen onlarca işten farklı bir iz bırakarak veda etti. Belki bir Ezel olup reyting rekoru kıramadı, ancak önyargıları kırdı, tabuları sarstı… Bence tüm bunlar numaralardan, rakamlardan çok daha değerli bu…

Tebrikler Süreç Film, tebrikler Uçurum ekibi alnınızın akıyla imza attığınız bir işin huzurunu taşıyabilirsiniz.

Dipnot: Tüm yukarıdaki maddeleri es geçsek bile 157 numaralı telefon hattanın İnsan Ticareti Mağdurları Acil Yardım ve İhbar Hattı olduğunu öğrendik, bu bile yeter bu projeyle gurur duymaya.

Uçurum, Böyle Bitmesin, Kayıp Şehir dizilerinde yeni tip askerlik

Sakarya Fırat, Tek Türkiye, Emret Komutanım gibi askerliği ve askerlik durumunu anlatan birçok dizi izledik şimdiye dek. Ancak tüm bu hikayelerde kahraman askerleri ve onların zaferlerini gözlemledik. Şimdilerde yeni bir vurgu dikkatimi çekiyor.

Adem’in travması kahraman asker imajını aştı

 

Uçurum dizisinde Adem ile beraber askerliğin travmatik yönü de dizilerde gösterimeye başlandı ve davamı geldi. Adem’in operasyonda ses çıkarmaması için ağzını kapatırken yanlışlıkla öldürdüğü arkadaşını görmüştük Uçurum’un ilk sezonunda. Adem bu travmayı atlatamamış gördüğü hayalle beraber intihar meyli başka sahnelerle ekrana gelmişti.

 

Böyle Bitmesin’de Vietnam Sendromu yaşayan komando

 

Geçtiğimiz haftalarda başlayan “Böyle Bitmesin” dizisinde de benzer bir sahne gördük. Operasyon sırasında intihar eden bir komutanın yanındaki askerin askerlik dönüşü travma yaşamasını fazla amerikan bulduğumu yazsam da bu vurguyu es geçmemek lazım. Komando olan karakter Doğu’dan geldikten sonra ailesineaşırı korumacı tavrıyla tedaviye alınıp ardından cinnet geçirerek evi silahla basmıştı.

Kayıp Şehir her travmayı hem “öteki”ni gösterecek

 

Kayıp Şehir’de ise askerliğini İstanbul’da yapmış İsmail Dede’nin sokakta bir anda sinir krizi geçirdiği sahneleri görüyoruz. Bu sahneler gizemini hala korurken, sahneleri yorumlayan bir Ekşi Sözlük yazarının karakterin 6-7 Eylül olaylarında görev almış olabileceği yorumunu okudum. Tarihler uyuyor… Eğer böyle bir geçmiş varsa ilerleyen bölümlerde orada da bir asker travması izleyeceğiz demektir. Defalarca Amerikan dizi ve filmlerine de konu olan Vietnam Sendromu’na benzer bu travmaları anımsadıktan sonra askerliğin öteki yüzünün yanında karşı cehpesine de göndermeler olacağının sinyallini aldık bu hafta Kayıp Şehir’de.

 

Diziye konu olan ailenin Doğulu komşusu Elmas oğlunun ölümünden bahsetti bu hafta. Oğlunun aylar sonra ölüm haberini aldığını, aradan 5 yıl geçtiğini anlatırken “oğlumu öldürdüler” dedi. Sizin aklınıza nasıl bir ölüm geldi bilemiyorum ama muhtemelen Elmas’ın oğlunu ilerleyen bölümlerde dağa çıkan bir genç olarak göreceğiz ve hikayesini dinleyeceğiz.

 

Sonuçta her ne kadar kahramanlık öykünmesi bol hikayeleri ekranda görsek de kimi dizilerde bu tür hayata dair ve insancıl yaklaşımların olduğunu görmek umut verici. Zira silahın, savaşın mutluluk getirdiği iddiası her türlü imajinasyonla yeterince beyinlerimize zerk edildi (Siz de bu parantezi dolduracak birçok militarizm yanlısı dizi sayabilirsiniz), umut ediyorum ki şimdi sıra biraz daha gerçekçi anlatılara kulak vermekte…

 

Türk karakterlerin gözü ecnebi hatunlarda*

 

Çizgi romanlarla başlayan ardından sinema filmlerinde karşımıza çıkan “yabancı kadın” fantezisi şimdilerde dizilerde yeniden ve yeniden üretiliyor. Hiç düşündünüz mü, Kara Murat gibi kahramanlık hikayelerinde gördüğümüz yabancı kadınların “gönlünü hoş eden”, “yatağını şenlendiren” karakterlerin muadili olabilir mi acaba günümüz dizi karakterleri?

 

Özellikle kahramanlık gösterisinin olduğu dizilerde bu örneklerin görülmesi de tesadüf olmamalı. Zaten bir çizgi roman uyarlaması olan Ustura Kemal’in yanı sıra Veda dizisinde de aynı örgüyü görüyoruz. Ustura Kemal’in güzel Rum hatunu, Veda’da Maliye Nazırı Mehmet Reşat’ın (Mehmet Aslantuğ) aklını başından alan Eirene karakteri ve iki beyefendinin de bu kadınlara olan ilgisi yabancı kadın fantezimizin yeni bir izdüşümü gibi… Aynen geçtiğimiz sezon Muhteşem Yüzyıl’da yabancı temsili olan ve rehin tutulan İsabella’nın Sultan’a aşkı gibi yabancı kadınlar karşı koyamıyor civan Türk erkeklerine.

 

Osmanlı’da gayrimüslim kadınların eğlence hayatında kimliklerimden ötürü cinselleştirilerek arzu nesnesi haline getirildikleri malum, cinselliğin erkek egemen bir aktivite olduğu varsayımıyla, nostaljik öykülerimizde bu birliktelikler bir anlamda fethi simgelemiyor mu? Kadın bedeninin nesneleşmesinin yanı sıra bu tür eserlerde kadının bir grubu temsiliyeti söz konusu olamaz mı?

Eğer benim aklımı kurcalayan bu soruların yanıtı olumluysa alt metin fanteziden çok daha ileri gidiyor değil mi? Bunu bir düşünün derim…

*Üretilen alt metnin dilinle bir başlık atmak istediğim için böyle bir ifade seçtim aman terimlerde hassasiyet göstermediğim sanılmasın.

Uçurum, Femen ve Tabu!

Uçurum Türkiye televizyonlarında son zamanlarda önyargılar üstüne parmak basan ender işlerden biri… Her gün küfür olarak dillendirilen seks işçiliğinin görünmeyen yüzünü ekrana taşıdı dizi, ağlattı, tam anlamıyla yürek dağladı. Tam da vicdana dokunmasındandır ki, reytinglerden çok sosyal medyada yer buldu. Yani izleyen kitlesinin sayısı yüzde içinde az olsa bile AB – C grubu izleyiciysiydi  ve izleyen kişide yorum yapma ihtiyacı uyandırıyordu. Kısacası izleyiciye dokunuyordu… Suskunlar da bu yüzden sosyal medyada en çok konuşulan işlerden biri oldu. İzleyiciye hissettirilen o gerçeklik belki niceliksel ölçümlemede yani reytingte başarılı olarak adlandırılamadı ama her iki dizi de nitelik üzerinden bakıldığında izleyici arasında konuşulan yeni bir konu yarattı.
Çocuklara cinsel taciz anlatısı tam da Pozantı iddialarının üstüne gündemdeydi… Uçurum’daki hikaye ise her gün fuhuş haberlerinin kimilerince sırıtarak izlendiği ülkemizde zaten hayatın içinden, bizdendi.
Uçurum hiç görmediğiniz bir acıyı her gün kullandığınız bir “alaycı” tablonun karanlıkta kalan yüzünden çekti ve çıkardı.
Haydi gelin başka konulara geçelim, korkmayın sonunda çok da bağıntısız olmadığını anlayacaksınız.

FEMEN neden soyunuyor?
Femen üyelerinden (hani şu soyunup protesto gösterileri yapanlar) üçünün kaçırıldığı haberleri bugün basında yer aldı. Tam da bu haberler yakın zamanda alevlenip şimdi köz haline gelen kürtaj tartışmasının üstüne oldu. “Bedenimi mahrem gören sizsiniz, çıplaklık utanılacak bir şey değil” anlayışıyla soyunan, kısacası bedenlerinin kendilerinden menkul olduğunu ispatlamaya çalıştıkları için Türkiye’de “deli” gözüyle bakılan bedenlerini başkalarının değişiyle “teşhir eden” o kadınlar  fidye amaçlı kaçırıldılar. Yani haberler öyle diyor…
Hatta kürtaj açıklamalarını protesto etmek için bedenlerinin fotoğraflarını çekenleri teşhirci olarak yaftalayan köşe yazarları, onları teşvik eden kadın köşe yazarını yaptığı röportajlarda konuklarıyla yatağa girdiği için bel altı eleştirilere maruz bıraktı. Çünkü o bir kadındı, nasıl olurdu da şov için de olsa yatakta gazetecilik yapardı, kadınları teşhirciliğe sevk ederdi vs. vs… Ne de olsa onun bedeni yatağa girse de burada şov malzemesi yapılan iki kutsal vardı 1 kadın bedeni, 2 saygın meslek gazetecilik… Oysa bence bu şovun mesleğe saygıyla da alakası yoktu, zira o kadın gazeteci şimdiye kadar en sansasyonel haberlere, açıklamalara başarıyla ulaşmıştı. Yatağa girince mi mesleğe leke sürdürdü? Yoksa bir kadının bu kadar alenen cinsellik konuşması mıydı asıl göze batmasının sebebi?
Şimdi Femen’in, beden teşhirciliği tartışmasının dizilerle ne alakası var diyorsunuzdur. Dizilerle değil bir TV programıyla alakası var. Sürekli birbirini çağrıştıran şeyler üzerinden sonuca varmayı seviyorum biliyorsunuz.
Tabularınızla yüzleşeceksiniz
National Geographic Channel’da Tabu adlı bir belgesel dizi var. Cumartesi ve Pazar akşamları saat 23’te yayınlanıyor. Sekizinci sezonuna giren serinin her bölümünde bir tabuyla yüzleşmeniz sağlanıyor. Bu bir bölümde biseksüel bir erkeğin karısı ve sevgilisiyle kurduğu üçlü hayat oluyor, bir bölümde cinsiyet değiştiren iki kişinin evliliği ve ailelerinin bakışları, bir bölümde ise sağ bacağının kendisine ait olmadığına inanan ve hayvan leşleriyle beslenen aykırı insanların hayatları ekrana taşınıyor… Çoğunluğunun heteroseksüel, psikolojik olarak “normal” (normal neyse artık) ve mutlu olduğu varsayılan ülkemizde dışarıda gözlemlenmesi zor olan bu hayatlara izleyici olarak dahi olsa bakmak insanda yeni ufuklar açıyor. Aynen Ortaçgil’in şarkısında olduğu gibi kendi kendinize düşünmeye başlıyorsunuz “Nedir bu normal, yoksa ben miyim anormal”…
Sürekli ulusal kanallar üzerinden eleştiriler yazarken böyle ufuk açıcı programları kaçırıyoruz. Tabu Türkiye’de ulusal, karasal yayın yapan bir kanalda yayınlansın isterdim… İsterdim ki prime timeda belgesel yayınlayan kimi haber kanallarımız bu konulara da el atsın… Ama şimdilik “üst denetim kurulu” diktası varken bu biraz zor, zaten günümüz ideolojik yayın anlayışında böyle bir tabu yıkımına da teşne bir kanal yok…
Aksine tabulaştırılan şeyler her geçen gün arttırılıyor, Yargıtay seks çeşitlerini kısıtlıyor… Alın size yeni bir olası tabu… Her ne kadar tabular yasalarla belirlenmese de yasak olarak görülen şeylerin toplumda norm haline gelmesi ve “tabu” oluşturması da imkan dahilinde…
Uçurum, Femen ve Tabu
Dönelim başa… Uçurum da böyle bir soru işaretini koydu aklımızın tam ortasına. Bu yüzden “Trend Topic” oldu. Kahve kültürünce ahkam kesilmesi en kolay konu olan namus konusunun tam da ortasında küfürlerin her hecesine yerleşti o soru işareti… Belki dizinin sosyal medyadaki başarısına veya “Femen” eylemlerine belki hiç benim bahsettiğim gözden bakmamıştınız, belki kürtaj tartışmasıyla ilişkilendirememiştiniz bile… Belki aklınıza gelmemişti veya şov deyip geçmiştiniz, belki siz de eylemcilere teşhirci yaftasını uygun görmüştünüz. İkna çabasında değilim, tek amacım bir pencere daha açmak. Böyle bir görüş de var, bir de böyle düşünün, isterseniz yargılayın, kızın ama bir kere bunu da düşünmüş olun diyebilmek. O programın da yaptığı bu, nasıl ben Femen veya kürtaj konusunda aklınızın bir köşesinde bir soru işaretini uyandırabildiysem (umuyorum), o program da her bölümünde bu etkiyi uyandırıyor.
Hafta sonu akşamları ekrandaki tek alternatifim haline gelen bu program birkaç dakika dahi olsa bakın istiyorum. Saçma bulun, karşıt tepki geliştirin, isterseniz izlerken sapık diyerek adlandırın ama onların da var olduğunu bilin.

Vekilin adı dizideki mamaya verilmiş, aman ne utanç!

Olay malumunuz bir Milletvekili, isminin Uçurum dizisinde “mama” rolünü canlandıran Esra Ronabar’ın karakterinin adı olarak ekrana gelmesine kızdı ve basın açıklaması yaparak diziye savaş açtı.
Kelli felli gazetecilerimiz, büyük gazeteler ve internet sitelerimiz de haberi “Büyük skandal”, “Milletvekiline ayıp” başlıklarıyla verdiler, duyurdular.
Haberde hukuki süreç şöyle anlatıldı: “… Derhal avukatı aracılığıyla atv yönetimi ve RTÜK’le bağlantıya geçti. atv yönetimi “Böyle bir şeye izin veremeyiz. Dizideki karakterin soyadını bipleyerek vereceğiz” yanıtını verirken, …, avukatı aracılığıyla kanala “ihtarname” çekti. … daha sonra RTÜK üyelerini arayarak durumu anlatırken, avukatı RTÜK’e şikayet başvurusunda bulundu.”
Şimdi biraz olaya farklı boyuttan bakalım istiyorum, eğer dizideki bir annenin adı o isim olsaydı o zaman sayın vekil aynı hukuki yola başvuracak mıydı?

Veya “mama” olan karakter yalnızca tuzağa düşürülmüş bir hayat kadını olsaydı? Bilemem… Karakter once seks işçisi olan ardından mamalığa terfi eden bir tip.

Oysa Facebook’a malum ismi yazdığınızda onlarca farklı kişi çıkıyor, adın panenti kimsede değil belli ki, her adaşın da mesleğinin fişlendiğini hiç sanmıyorum.
Toplumda insanların zorluklarla yüzyüze kalan, şiddet gören, öldürülen, kimi zaman başka iş yapma imkanı bulamayan, kimi zaman isteğiyle bu işi yapan kişilerden utanması, gazetelerin bu insanları aşağılayarak “skandal”, “milletvekiline ayıp” şeklinde yazması çok daha düşündürücü değil mi? Bir de kanalın görüntüyü bipleyeceğiz yaklaşımı?
Evet, toplumdaki en aşağılık seviye seks işçiliği hatta mamalık ya, bir isim benzerliği bile tahammülsüzlüğümüzü su yüzüne çıkarıyor, ve “iğrenç bir tipleme”olarak adlandırılıyor ya…
Gerçeğe tahammül edememek bu, gerçekte olanları görmeye bile yanaşmamak, iğrenç olarak betimlemek ve bu gerçekten iğrenmek… Ki dizide, genç kadınlara zorla fuhuş yaptıran karakterin gerçekliğinden şüphesi olanın olduğunu sanmıyorum. O karakterin işe nasıl başladığı nasıl bu kadar duygularının kabuk tuttuğu henüz açılmadı, ve yazılarda öyle yansıtıldı ki sanki doğuştan canavar olmuş bu kadın. Halbuki bu süreci yaratan da içinde yaşadığımız aynı toplum, sokakta kaçan hayat kadınını görüp yüzünü çeviren, görmezden gelen bizler mümessiliyiz tüm o “iğrenç tip”lerin. Ve tüm bu gerçekliğin değişmesini sağlayacak kişiler akademisyenler, politikacılar… (!)
Yapımcının-kanalın “editorial hata olmuş” açıklamasını ise yerinde bulmuyor, arkasında durmalı ve “neden utanıyorsunuz ki” demesini umuyordum, o da olmadı… Toplumsal olarak görüşlerimizi pekiştiren “aşağılık fahişelerin” adını bile benzetmek utancımız oldu, tüm o yargılarımızı omuzlarından tutup sarsacak bir akil görüş duyulmadı. Şimdi karakterin ismi biplenecek, evet sansür en kolay çözüm zaten…
Peki bu ülkede seks işçilerini kim savunacak? Akademisyenler, milletvekilleri…