Dahi Senaristler Kerem Deren ve Pınar Bulut’tan Dört Yeni Dizi

Follow me

Ezel, Uçurum, 20 Dakika, Suskunlar gibi dizilere beraber ve ayrı ayrı imzalar atan bir çift; Kerem Deren ve Pınar Bulut… Sezona dört yeni proje hazırlıyorlar, forumlar henüz detayları çıkmayan diziler hakkındaki dedikodularla dolu. Merakla beklenen projeleri, yazı deneyimleri, heyecanları ve yeni girişimleri Yazı Odası ile senaryo üstadı kalemler bu hafta Dipnot Tablet’i ağırladı.

Kerem Deren Pınar Bulut
Kerem Deren Pınar Bulut

İŞLERİN %80’İ KÖTÜ SENARYO

Bir işin başarılı olması için birçok etken gerek elbette ancak biten bir dizinin ardından genelde fatura senariste kesiliyor. Senaristler biraz günah keçisi mi?

Pınar Bulut: Bence artık öyle değil. Eskiden bir sorun olduğu zaman ilk senaryoya patlardı ve senaryo hakkında hiçbir fikri olmayan insanlar hikayede şöyle mi yapsak diye yönlendirme yapmaya çalışırdı. Artık sosyal medyanın da etkisiyle iş biraz değişti. Başarısızlığın faturası oyuncuya veya müziğe de çıkabiliyor, ama yine tek bir kurban seçiliyor, yine günah keçisi bulunmaya devam ediyor.

Kerem Deren: Artık biraz daha ayrıştı. “Senaryosu iyi ama… “ denebiliyor. Eskiden içeride bir sorun olduğunda da mutlaka senaristteydi problem. Hâlihazırda evet, senaryo baş sorun, işlerin %80’ine baktığımda evet çok kötü senaryo derim.

Okumaya devam et Dahi Senaristler Kerem Deren ve Pınar Bulut’tan Dört Yeni Dizi

Uçurum dizisi reyting rekoru değil ama önyargıları kırdı

Follow me

Uçurum dizisi birçok açıdan fark yaratan bir iş olarak ikinci sezonunda ekrana veda etti. Uçurum dizisi nasıl fark yarattı, neler anlattı, Uçurum dizisinin finali hafızalarda hangi bilgileri tazelemeli gelin beraber bakalım…

Daha önce yazdığım yazılarda da belirttiğim gibi Uçurum, Türkiye televizyonlarında önyargılar üstüne parmak basan ender işlerden biri oldu…Tabuya dokundu… Her gün küfür olarak dillendirilen seks işçiliğinin görünmeyen yüzünü ekrana taşıdı. Tam da vicdana dokunmasındandır ki, izleyen kitlesinin sayısı yüzde içinde az olsa bile diziyi izleyen kişide yorum yapma ihtiyacı uyandırdı. İzleyiciye hissettirilen o gerçeklik niceliksel ölçümlemede yani reytingte başarılı olarak adlandırılamadı ama nitelik üzerinden bakıldığında izleyici arasında konuşulan yeni bir konu yarattı ve sosyal ağlarda trend oldu.

Uçurum hiç görmediğiniz bir acıyı her gün kullandığınız bir “alaycı” tablonun karanlıkta kalan yüzünden çekti ve çıkardı, kocaman bir soru işareti koydu aklımızın tam ortasına.. Kahve kültürünce ahkam kesilmesi en kolay konu olan namus konusunun tam da ortasında küfürlerin her hecesine yerleşti o soru işareti…

Öyle ki dizide isim krizi yaşanan malum zamanda “mama” karakterine “iğrenç” diyen milletvekillerini de gördük, bizi kimlerin temsil ettiğini, insan hakları konusunda adım atmasını beklediğimiz vekillerin ne kadar insan olduğunu da.

 

Otizmli genç aşık olursa

Bir diğer nokta dizinin kilit karakteri Kutlu ile özdeşti. Türkiye’de daha önce de otizm dizilerde yer almıştı. Küçük Sırlar dizisinde otizmli bir karakteri görmüştük örneğin, şimdilerde Şubat dizisinde benzer bir rol izliyoruz. Ancak hiçbirinin aşkını izlememiştik, “eksikliğinden” ağlayarak bahseden hiçbir karakterin eksik yanının “gelişim problemi” değil aşk olduğunu hikaye içinde anlamlandırmamıştık. Ta ki Uçurum’a kadar…

Uçurum dizisinde Enis Arıkan’ın canlandırdığı Kutlu asperger sendromlu bir gençti… Sese aşırı duyarlılığı, matematik kabiliyeti, çizgi takibi gibi detaylara dizide özellikle dikkat gösteriliyordu… Enis Arıkan bu rolde ne kadar başarılıysa karakterin bu kadar sevilmesi ve içselleştirilmesinde senarist Kerem Deren’in de imzası önemli yer sahibiydi. “Anormal” olarak karikatür tiplerle ekrana getirilen otizm sendromlu kişiler ilk kez Uçurum’da birey olarak görüldü.

Alt metinler de hikaye kadar tartışıldı

Dizinin sosyal medyada en çok konuşulan konularından biri de Havva ile eş olan Eva adının Adem adında bir adamla yaşadığı ilişki oldu. Orhan Tekelioğlu’nun Radikal İki’de yer alan bir yazısında değindiği gibi, modern bir Adem ile Havva hikayesi resmedilirken mutluluğun yani Felicia’nın peşinden koşan ikilinin zehirli elması aşk, yasak bölgesi de Adem’in travması oluyordu.

Her ne kadar ikinci sezonda bu analoji darmadağın edilse de izleyiciye sığ bir hikaye gösterilmediği çoktan ispatlanmıştı.

Askerliğin öteki yüzü 

Adem ile beraber askerliğin travmatik yönü de dizilerde gösterimeye başlandı ve devamı geldi. Adem’in operasyonda ses çıkarmaması için ağzını kapatırken yanlışlıkla öldürdüğü arkadaşını görmüştük Uçurum’un ilk sezonunda. Adem bu travmayı atlatamamış, gördüğü hayalle beraber intihar meyli başka sahnelerle ekrana gelmişti. Ardından Kayıp Şehir ve Böyle Bitmesin dizilerinde benzer travmalar yayınlandı. Savaşın mutluluk getirdiği iddiası her türlü imajinasyonla beyinlerimize zerk edilirken ekranda askerliğin, ölümün travmatik yüzüyle de tanışmış olmuştuk Adem sayesinde.

Diziyi yürüten stardan ziyade senaryo oldu

Bir nokta daha var, “Starların yer aldığı diziler tutar” ezberini bozan işlerden biriydi Uçurum, öyle ki dizinin iki başrolünde iki yabancı oyuncu oynuyordu. Riskli bir konuyu “garanti reyting anahtarı” görülmeyen isimlerle  işleyerek dizilerin “tutma” faktörünün senaryo olduğunu gösterdi Uçurum.

Dizinin yıldızını parlattığı başarılı oyuncuları saymıyorum bile… Uçurum senaryosuyla, oyuncularıyla, müzikleri ve en önemlisi cesaretiyle ekrandan gelip geçen onlarca işten farklı bir iz bırakarak veda etti. Belki bir Ezel olup reyting rekoru kıramadı, ancak önyargıları kırdı, tabuları sarstı… Bence tüm bunlar numaralardan, rakamlardan çok daha değerli bu…

Tebrikler Süreç Film, tebrikler Uçurum ekibi alnınızın akıyla imza attığınız bir işin huzurunu taşıyabilirsiniz.

Dipnot: Tüm yukarıdaki maddeleri es geçsek bile 157 numaralı telefon hattanın İnsan Ticareti Mağdurları Acil Yardım ve İhbar Hattı olduğunu öğrendik, bu bile yeter bu projeyle gurur duymaya.

Uçurum, Böyle Bitmesin, Kayıp Şehir dizilerinde yeni tip askerlik

Follow me

Sakarya Fırat, Tek Türkiye, Emret Komutanım gibi askerliği ve askerlik durumunu anlatan birçok dizi izledik şimdiye dek. Ancak tüm bu hikayelerde kahraman askerleri ve onların zaferlerini gözlemledik. Şimdilerde yeni bir vurgu dikkatimi çekiyor.

Adem’in travması kahraman asker imajını aştı

 

Uçurum dizisinde Adem ile beraber askerliğin travmatik yönü de dizilerde gösterimeye başlandı ve davamı geldi. Adem’in operasyonda ses çıkarmaması için ağzını kapatırken yanlışlıkla öldürdüğü arkadaşını görmüştük Uçurum’un ilk sezonunda. Adem bu travmayı atlatamamış gördüğü hayalle beraber intihar meyli başka sahnelerle ekrana gelmişti.

 

Böyle Bitmesin’de Vietnam Sendromu yaşayan komando

 

Geçtiğimiz haftalarda başlayan “Böyle Bitmesin” dizisinde de benzer bir sahne gördük. Operasyon sırasında intihar eden bir komutanın yanındaki askerin askerlik dönüşü travma yaşamasını fazla amerikan bulduğumu yazsam da bu vurguyu es geçmemek lazım. Komando olan karakter Doğu’dan geldikten sonra ailesineaşırı korumacı tavrıyla tedaviye alınıp ardından cinnet geçirerek evi silahla basmıştı.

Kayıp Şehir her travmayı hem “öteki”ni gösterecek

 

Kayıp Şehir’de ise askerliğini İstanbul’da yapmış İsmail Dede’nin sokakta bir anda sinir krizi geçirdiği sahneleri görüyoruz. Bu sahneler gizemini hala korurken, sahneleri yorumlayan bir Ekşi Sözlük yazarının karakterin 6-7 Eylül olaylarında görev almış olabileceği yorumunu okudum. Tarihler uyuyor… Eğer böyle bir geçmiş varsa ilerleyen bölümlerde orada da bir asker travması izleyeceğiz demektir. Defalarca Amerikan dizi ve filmlerine de konu olan Vietnam Sendromu’na benzer bu travmaları anımsadıktan sonra askerliğin öteki yüzünün yanında karşı cehpesine de göndermeler olacağının sinyallini aldık bu hafta Kayıp Şehir’de.

 

Diziye konu olan ailenin Doğulu komşusu Elmas oğlunun ölümünden bahsetti bu hafta. Oğlunun aylar sonra ölüm haberini aldığını, aradan 5 yıl geçtiğini anlatırken “oğlumu öldürdüler” dedi. Sizin aklınıza nasıl bir ölüm geldi bilemiyorum ama muhtemelen Elmas’ın oğlunu ilerleyen bölümlerde dağa çıkan bir genç olarak göreceğiz ve hikayesini dinleyeceğiz.

 

Sonuçta her ne kadar kahramanlık öykünmesi bol hikayeleri ekranda görsek de kimi dizilerde bu tür hayata dair ve insancıl yaklaşımların olduğunu görmek umut verici. Zira silahın, savaşın mutluluk getirdiği iddiası her türlü imajinasyonla yeterince beyinlerimize zerk edildi (Siz de bu parantezi dolduracak birçok militarizm yanlısı dizi sayabilirsiniz), umut ediyorum ki şimdi sıra biraz daha gerçekçi anlatılara kulak vermekte…

 

Türk karakterlerin gözü ecnebi hatunlarda*

 

Çizgi romanlarla başlayan ardından sinema filmlerinde karşımıza çıkan “yabancı kadın” fantezisi şimdilerde dizilerde yeniden ve yeniden üretiliyor. Hiç düşündünüz mü, Kara Murat gibi kahramanlık hikayelerinde gördüğümüz yabancı kadınların “gönlünü hoş eden”, “yatağını şenlendiren” karakterlerin muadili olabilir mi acaba günümüz dizi karakterleri?

 

Özellikle kahramanlık gösterisinin olduğu dizilerde bu örneklerin görülmesi de tesadüf olmamalı. Zaten bir çizgi roman uyarlaması olan Ustura Kemal’in yanı sıra Veda dizisinde de aynı örgüyü görüyoruz. Ustura Kemal’in güzel Rum hatunu, Veda’da Maliye Nazırı Mehmet Reşat’ın (Mehmet Aslantuğ) aklını başından alan Eirene karakteri ve iki beyefendinin de bu kadınlara olan ilgisi yabancı kadın fantezimizin yeni bir izdüşümü gibi… Aynen geçtiğimiz sezon Muhteşem Yüzyıl’da yabancı temsili olan ve rehin tutulan İsabella’nın Sultan’a aşkı gibi yabancı kadınlar karşı koyamıyor civan Türk erkeklerine.

 

Osmanlı’da gayrimüslim kadınların eğlence hayatında kimliklerimden ötürü cinselleştirilerek arzu nesnesi haline getirildikleri malum, cinselliğin erkek egemen bir aktivite olduğu varsayımıyla, nostaljik öykülerimizde bu birliktelikler bir anlamda fethi simgelemiyor mu? Kadın bedeninin nesneleşmesinin yanı sıra bu tür eserlerde kadının bir grubu temsiliyeti söz konusu olamaz mı?

Eğer benim aklımı kurcalayan bu soruların yanıtı olumluysa alt metin fanteziden çok daha ileri gidiyor değil mi? Bunu bir düşünün derim…

*Üretilen alt metnin dilinle bir başlık atmak istediğim için böyle bir ifade seçtim aman terimlerde hassasiyet göstermediğim sanılmasın.

Uçurum, Femen ve Tabu!

Follow me
Uçurum Türkiye televizyonlarında son zamanlarda önyargılar üstüne parmak basan ender işlerden biri… Her gün küfür olarak dillendirilen seks işçiliğinin görünmeyen yüzünü ekrana taşıdı dizi, ağlattı, tam anlamıyla yürek dağladı. Tam da vicdana dokunmasındandır ki, reytinglerden çok sosyal medyada yer buldu. Yani izleyen kitlesinin sayısı yüzde içinde az olsa bile AB – C grubu izleyiciysiydi  ve izleyen kişide yorum yapma ihtiyacı uyandırıyordu. Kısacası izleyiciye dokunuyordu… Suskunlar da bu yüzden sosyal medyada en çok konuşulan işlerden biri oldu. İzleyiciye hissettirilen o gerçeklik belki niceliksel ölçümlemede yani reytingte başarılı olarak adlandırılamadı ama her iki dizi de nitelik üzerinden bakıldığında izleyici arasında konuşulan yeni bir konu yarattı.
Çocuklara cinsel taciz anlatısı tam da Pozantı iddialarının üstüne gündemdeydi… Uçurum’daki hikaye ise her gün fuhuş haberlerinin kimilerince sırıtarak izlendiği ülkemizde zaten hayatın içinden, bizdendi.
Uçurum hiç görmediğiniz bir acıyı her gün kullandığınız bir “alaycı” tablonun karanlıkta kalan yüzünden çekti ve çıkardı.
Haydi gelin başka konulara geçelim, korkmayın sonunda çok da bağıntısız olmadığını anlayacaksınız.

FEMEN neden soyunuyor?
Femen üyelerinden (hani şu soyunup protesto gösterileri yapanlar) üçünün kaçırıldığı haberleri bugün basında yer aldı. Tam da bu haberler yakın zamanda alevlenip şimdi köz haline gelen kürtaj tartışmasının üstüne oldu. “Bedenimi mahrem gören sizsiniz, çıplaklık utanılacak bir şey değil” anlayışıyla soyunan, kısacası bedenlerinin kendilerinden menkul olduğunu ispatlamaya çalıştıkları için Türkiye’de “deli” gözüyle bakılan bedenlerini başkalarının değişiyle “teşhir eden” o kadınlar  fidye amaçlı kaçırıldılar. Yani haberler öyle diyor…
Hatta kürtaj açıklamalarını protesto etmek için bedenlerinin fotoğraflarını çekenleri teşhirci olarak yaftalayan köşe yazarları, onları teşvik eden kadın köşe yazarını yaptığı röportajlarda konuklarıyla yatağa girdiği için bel altı eleştirilere maruz bıraktı. Çünkü o bir kadındı, nasıl olurdu da şov için de olsa yatakta gazetecilik yapardı, kadınları teşhirciliğe sevk ederdi vs. vs… Ne de olsa onun bedeni yatağa girse de burada şov malzemesi yapılan iki kutsal vardı 1 kadın bedeni, 2 saygın meslek gazetecilik… Oysa bence bu şovun mesleğe saygıyla da alakası yoktu, zira o kadın gazeteci şimdiye kadar en sansasyonel haberlere, açıklamalara başarıyla ulaşmıştı. Yatağa girince mi mesleğe leke sürdürdü? Yoksa bir kadının bu kadar alenen cinsellik konuşması mıydı asıl göze batmasının sebebi?
Şimdi Femen’in, beden teşhirciliği tartışmasının dizilerle ne alakası var diyorsunuzdur. Dizilerle değil bir TV programıyla alakası var. Sürekli birbirini çağrıştıran şeyler üzerinden sonuca varmayı seviyorum biliyorsunuz.
Tabularınızla yüzleşeceksiniz
National Geographic Channel’da Tabu adlı bir belgesel dizi var. Cumartesi ve Pazar akşamları saat 23’te yayınlanıyor. Sekizinci sezonuna giren serinin her bölümünde bir tabuyla yüzleşmeniz sağlanıyor. Bu bir bölümde biseksüel bir erkeğin karısı ve sevgilisiyle kurduğu üçlü hayat oluyor, bir bölümde cinsiyet değiştiren iki kişinin evliliği ve ailelerinin bakışları, bir bölümde ise sağ bacağının kendisine ait olmadığına inanan ve hayvan leşleriyle beslenen aykırı insanların hayatları ekrana taşınıyor… Çoğunluğunun heteroseksüel, psikolojik olarak “normal” (normal neyse artık) ve mutlu olduğu varsayılan ülkemizde dışarıda gözlemlenmesi zor olan bu hayatlara izleyici olarak dahi olsa bakmak insanda yeni ufuklar açıyor. Aynen Ortaçgil’in şarkısında olduğu gibi kendi kendinize düşünmeye başlıyorsunuz “Nedir bu normal, yoksa ben miyim anormal”…
Sürekli ulusal kanallar üzerinden eleştiriler yazarken böyle ufuk açıcı programları kaçırıyoruz. Tabu Türkiye’de ulusal, karasal yayın yapan bir kanalda yayınlansın isterdim… İsterdim ki prime timeda belgesel yayınlayan kimi haber kanallarımız bu konulara da el atsın… Ama şimdilik “üst denetim kurulu” diktası varken bu biraz zor, zaten günümüz ideolojik yayın anlayışında böyle bir tabu yıkımına da teşne bir kanal yok…
Aksine tabulaştırılan şeyler her geçen gün arttırılıyor, Yargıtay seks çeşitlerini kısıtlıyor… Alın size yeni bir olası tabu… Her ne kadar tabular yasalarla belirlenmese de yasak olarak görülen şeylerin toplumda norm haline gelmesi ve “tabu” oluşturması da imkan dahilinde…
Uçurum, Femen ve Tabu
Dönelim başa… Uçurum da böyle bir soru işaretini koydu aklımızın tam ortasına. Bu yüzden “Trend Topic” oldu. Kahve kültürünce ahkam kesilmesi en kolay konu olan namus konusunun tam da ortasında küfürlerin her hecesine yerleşti o soru işareti… Belki dizinin sosyal medyadaki başarısına veya “Femen” eylemlerine belki hiç benim bahsettiğim gözden bakmamıştınız, belki kürtaj tartışmasıyla ilişkilendirememiştiniz bile… Belki aklınıza gelmemişti veya şov deyip geçmiştiniz, belki siz de eylemcilere teşhirci yaftasını uygun görmüştünüz. İkna çabasında değilim, tek amacım bir pencere daha açmak. Böyle bir görüş de var, bir de böyle düşünün, isterseniz yargılayın, kızın ama bir kere bunu da düşünmüş olun diyebilmek. O programın da yaptığı bu, nasıl ben Femen veya kürtaj konusunda aklınızın bir köşesinde bir soru işaretini uyandırabildiysem (umuyorum), o program da her bölümünde bu etkiyi uyandırıyor.
Hafta sonu akşamları ekrandaki tek alternatifim haline gelen bu program birkaç dakika dahi olsa bakın istiyorum. Saçma bulun, karşıt tepki geliştirin, isterseniz izlerken sapık diyerek adlandırın ama onların da var olduğunu bilin.

Vekilin adı dizideki mamaya verilmiş, aman ne utanç!

Follow me
Olay malumunuz bir Milletvekili, isminin Uçurum dizisinde “mama” rolünü canlandıran Esra Ronabar’ın karakterinin adı olarak ekrana gelmesine kızdı ve basın açıklaması yaparak diziye savaş açtı.
Kelli felli gazetecilerimiz, büyük gazeteler ve internet sitelerimiz de haberi “Büyük skandal”, “Milletvekiline ayıp” başlıklarıyla verdiler, duyurdular.
Haberde hukuki süreç şöyle anlatıldı: “… Derhal avukatı aracılığıyla atv yönetimi ve RTÜK’le bağlantıya geçti. atv yönetimi “Böyle bir şeye izin veremeyiz. Dizideki karakterin soyadını bipleyerek vereceğiz” yanıtını verirken, …, avukatı aracılığıyla kanala “ihtarname” çekti. … daha sonra RTÜK üyelerini arayarak durumu anlatırken, avukatı RTÜK’e şikayet başvurusunda bulundu.”
Şimdi biraz olaya farklı boyuttan bakalım istiyorum, eğer dizideki bir annenin adı o isim olsaydı o zaman sayın vekil aynı hukuki yola başvuracak mıydı?

Veya “mama” olan karakter yalnızca tuzağa düşürülmüş bir hayat kadını olsaydı? Bilemem… Karakter once seks işçisi olan ardından mamalığa terfi eden bir tip.

Oysa Facebook’a malum ismi yazdığınızda onlarca farklı kişi çıkıyor, adın panenti kimsede değil belli ki, her adaşın da mesleğinin fişlendiğini hiç sanmıyorum.
Toplumda insanların zorluklarla yüzyüze kalan, şiddet gören, öldürülen, kimi zaman başka iş yapma imkanı bulamayan, kimi zaman isteğiyle bu işi yapan kişilerden utanması, gazetelerin bu insanları aşağılayarak “skandal”, “milletvekiline ayıp” şeklinde yazması çok daha düşündürücü değil mi? Bir de kanalın görüntüyü bipleyeceğiz yaklaşımı?
Evet, toplumdaki en aşağılık seviye seks işçiliği hatta mamalık ya, bir isim benzerliği bile tahammülsüzlüğümüzü su yüzüne çıkarıyor, ve “iğrenç bir tipleme”olarak adlandırılıyor ya…
Gerçeğe tahammül edememek bu, gerçekte olanları görmeye bile yanaşmamak, iğrenç olarak betimlemek ve bu gerçekten iğrenmek… Ki dizide, genç kadınlara zorla fuhuş yaptıran karakterin gerçekliğinden şüphesi olanın olduğunu sanmıyorum. O karakterin işe nasıl başladığı nasıl bu kadar duygularının kabuk tuttuğu henüz açılmadı, ve yazılarda öyle yansıtıldı ki sanki doğuştan canavar olmuş bu kadın. Halbuki bu süreci yaratan da içinde yaşadığımız aynı toplum, sokakta kaçan hayat kadınını görüp yüzünü çeviren, görmezden gelen bizler mümessiliyiz tüm o “iğrenç tip”lerin. Ve tüm bu gerçekliğin değişmesini sağlayacak kişiler akademisyenler, politikacılar… (!)
Yapımcının-kanalın “editorial hata olmuş” açıklamasını ise yerinde bulmuyor, arkasında durmalı ve “neden utanıyorsunuz ki” demesini umuyordum, o da olmadı… Toplumsal olarak görüşlerimizi pekiştiren “aşağılık fahişelerin” adını bile benzetmek utancımız oldu, tüm o yargılarımızı omuzlarından tutup sarsacak bir akil görüş duyulmadı. Şimdi karakterin ismi biplenecek, evet sansür en kolay çözüm zaten…
Peki bu ülkede seks işçilerini kim savunacak? Akademisyenler, milletvekilleri…